Halkbank’taki dolar kuru uyanıkları, Gazi Erçel vakasını hatırlattı

Halkbank’ın Cuma gece yarısı internet şubesinde 3,72 TL’den dolar ve 4,32 TL’den Euro satış kuru ilan etmesi ile ilgili spekülasyonlar, bankanın yaptığı “sistem ve program-yazılım hatası” açıklamasına rağmen dinmedi.

Halkbank genel müdürlüğü, aynı saatlerde 6,55 TL olan dolar kuru ve 7,62 TL olan Euro kuruna rağmen, 3,72 TL’den dolar, 4,32 TL’den Euro alımı yapanların “kısıtlı sayıda” olduğunu, hemen müdahale edildiğini, “bankanın ve müşterilerin zararına sebebiyet verilmediğini” açıklasa da, gecenin o saatindeki “uyanık kur avcıları kimlerdi? Kısıtlı denilen işlem tutarı, ne kadar dolar ya Euro idi?” sorusu yanıtlanmak zorunda.

Dev ve Keloğlan öyküsündeki gibi, devin yemeye niyetlendiği Keloğlan’ı yoklamak için gece yarısı sorduğu “kim uyur uyanık?” sorusunun yanıtındaki “uyanık keloğlanlar ya da 31 Ağustos gecesi saat 23.37’de sistem ve yazılım hatasından haberdar olanlar, Halkbank internet şubesine girip, bankanın miktarını açıklamadığı sadece kısıtlı sayıda olduğunu savunduğu 3,57 TL’den dolarları, 4,32 TL’den Euroları kapanlar” kimlerdi?

İşlemler kurallara uygun olduğu ve bankanın resmi web sayfasındaki afişe kur fiyatları herkese açık ilan edildiği için, yapılan işlemleri yasal anlamda “dolandırıcılık” olarak adlandırmak mümkün değil. Dolar 6,55 TL iken Halkbank 3,72’den internet şubesinde dolar satıyorsa, hesabındaki milyarlarını bu kurdan dolara, euroya çevirip “işlem onaylandı” mesajını alana kim ne diyebilir.

Burada önemli olan soru, gecenin o saatinde kurların sisteme aktarılışı sırasında, böyle bir yanlışlık yapılacağından ve çok kısıtlı bir süre piyasadakinin yüzde 50 altındaki kurların bankanın internet şubesinde geçerli olacağından birilerinin haberi var mıydı? Banka içinden ve banka dışından organize bir kaptı-kaçtı ve “uyanıklık” işi miydi?

Türkiye’de böylesi puslu havalarda, kaos ve kriz ortamlarında, döviz kurları üzerinden büyük kazançlar için yapılan operasyonlar ve failleri bugüne kadar hiç ortaya çıkarılmadı. Oysa Türkiye’de kayıt dışılığın en asgari düzeyde olduğu sektör bankacılık ve finans sektörü.

Buna rağmen, yine de piyasa ve paranın mütehassısları, en dolambaçlı yolları bile basite dönüştürüp, böylesine puslu ortamlarda kazançlarını katlamayı başarıyor. Örnek; Halkbank internet şubesindeki gece yarısı uyanıkları!

2001’deki ekonomik krizde yine döviz ve faizde patlak veren olağanüstü yükselişler pek çok kişiyi bir gecede zengin etti.

22 Şubat 2001’de dalgalı kur sistemine geçişin hemen öncesinde,  dönemin Merkez Bankası Başkanı Gazi Erçel’in 20-21 Şubat’da bazı bankalara sabit-düşük kurdan 4 milyar dolar satılmasına onay verdiği, kendisinin de Halkbank’taki şahsi hesabında bulunan 52 milyar TL’yi (bugünün 52 bin TL’si) 19 Şubat’ta dolara çevirdiği, bazı yakınlarını, işadamlarını “dolara geçmeleri” için bilgilendirdiği ortaya çıkmıştı.

Erçel’den görevi devralan Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’na verdiği ifadede, dalgalı kura geçiş öncesi, düşük-sabit kurdan Erçel’in bankalara sattığı dövizin 5 milyar 188 milyon dolar ve TL karşılığının da 3,5 katrilyon olduğunu, Merkez Bankası’nın dolarlarını düşük kurdan alanlar arasında bazı yabancı bankaların da bulunduğunu açıklamıştı.

Dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, dalgalı kura geçişten 2 gün sonra 24 Şubat 2001’de görevden ayrılan Erçel hakkında ‘‘Devletin gizli bilgilerini kullanarak şahsi hesabını dolara çevirmesi, bu konuda yakınlarını da bilgilendirmiş olması, gizli devlet bilgilerini açıklayarak kendi menfaatine kullanması, böylece görevini suistimal ettiğinin tespit edilmesiyle’’ soruşturma açabilmek için rahmetli Başbakan Bülent Ecevit’e yazılı izin başvurusunda bulunmuştu. Ecevit hem yargıya soruşturma izni verdi hem de Başbakanlık Teftiş Kurulu’nu harekete geçirdi.

Erçel daha sonra yaptığı savunmada, dalgalı kura geçiş öncesi şahsi hesabını dolara çevirmesini “talihsizlik” olarak nitelendirirken, görevi sırasında çıkarı zedelenen bazı kişilerin kendisini zor durumda bırakmaya çalıştığını, kur farkından kazandığı 31 milyar TL’yi (bugünkü 31 bin TL) ise Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne (ÇYDD) bağışladığını açıkladı.

ÇYDD’nin o dönemdeki başkanı rahmetli Prof. Türkan Saylan bağışı doğrularken “kara para” olduğu için kabul etmeyeceklerini belirterek; ‘‘Para henüz hesabımıza girmiş değil. Bu para aslında bizim için önemli bir burs kaynağı. Ancak, yönetim kurulumuz oybirliği ile söz konusu 31 milyar lirayı kabul etmeme kararı aldı. ÇYDD, adının bu para ile anılmasını istemiyor. Yönetim kurulumuz ve şubelerimiz bu parayı kara para olarak nitelediler.’’ demişti.

Erçel hakkında açılan dava 2005 yılında sonuçlandı. Görevi suiistimal ve çıkar sağlamaktan suçlu bulunarak 4,5 yıl hapsi istenen eski Merkez Bankası Başkanı’na, 11 ay 20 gün hapis cezası verildi. Para cezasına çevrilen mahkumiyet, mahkeme tarafından ertelendi.

O günler Türkiye’de yargının adaletin işlediği, görevi kötüye kullanan, unvanlarını, güçlerini  kendi çıkarlarına alet edenlerin soruşturulabildiği, yargı önüne çıkartılabildiği günlerdi. Şimdi ise doların bir gecede 7 TL’ye çıkıp ertesi gün 5-6 TL’ye indiği süreçte, bundan kimlerin nemalandığı, bir gecede milyarder olup, nasıl oturdukları yerde servetlerine servet kattığı  sorulamıyor bile. Sayıştay, Teftiş Kurulları, TBMM işlevsiz.

31 Ağustos 2018’de dolar kuru gündüz 6,55 TL iken, o günün gecesi Halkbank internet şubesinde “sehven yaşanan sistem hatasıyla” 3,72 TL’den dolarları hesabına indiren “kısıtlı uyanıkların” kimler olduğunu da hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz gibi.   

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.