AKP dolardaki artışa İran’ın çöken modeliyle çare arıyor

Türkiye Merkez Bankası ve kamu kuruluşları aracılığıyla 2019’un ilk 4.5 ayında 40 milyar dolar satmasına rağmen doları düşüremeyince, doğrudan kura etki edecek serbest piyasa karşıtı önlemleri devreye almaya başladı.

Geçen hafta döviz alış-satışlarına getirilen binde 2’lik vergi ve Pazartesi BDDK tarafından açıklanan 100 bin dolar üzerindeki perakende (bireysel) alımların bir gün geç teslimi bunun en önemli örnekleri.

Kuşkusuz liberalizmi çiğneyen kararlar sadece bunlar değil. Henüz fiiliyatta bir yaptırıma dönüşmese de, AKP iktidarının dövize eğilim gösteren yatırımcıları ‘ekonomik terörist’ olarak niteleyip ‘şeytanlaştırmaya’ çalışma yönündeki propagandası da bilinen bir gerçek.

Aynı zamanda, AKP iktidarının psikolojik baskı ve kural dışı ekonomik adımlarla doları kontrol altına tutma çabasının pek işe yaramadığı da bilinen bir başka gerçek.

Dolar kuru son iki haftada alınan serbest piyasa karşıtı önlemlere rağmen hala 6 TL’nin üzerinde ve yılbaşına göre yaklaşık yüzde 15 yukarıda. Alınan kararlar yurtiçi yatırımcıda korkuyu büyütüp dolarizasyonu artırıyor.

BDDK’nın açıkladığı son veriye göre Türk bankalarındaki tüm mevduatın yüzde 55’i döviz cinsinden varlıklarda tutuluyor. Oysa bu oran yılbaşında yüzde 49, 10 yıl önce de yüzde 27 seviyesindeydi.

Keza alınan kararlar uluslararası piyasalarda Türkiye’nin, 1983’ten bu yana izlediği ekonomi politikasını bir kenara iterek sermaye kontrolüne geçtiğine ilişkin izlenimi güçlendiriyor ve dış yatırımı engelliyor.

Dünya ekonomisini izleyenler için Erdoğan iktidarının hayata geçirdiği modelin döviz fiyatlarını kontrol etmede işe yaramayacağı, hatta mevcut durumu daha da kötüleştireceğini öngörmek elbette bir sürpriz değil. Çok uzağa gitmeye de gerek yok. Örneğin Türkiye’nin yanı başındaki kadim komşusu İran’da son yıllarda yaşanan döviz krizi, AKP iktidarının gittiği yolun yanlışlığını göstermek için somut ipuçları sunuyor.

Bugün itibarıyla İran’da resmi dolar kuru 42 bin İran Riyali’ne eşit ve son bir yıldır aynı seviyede seyrediyor. Ancak bu kurdan dövizi sadece belirli sayıda müşteri alabiliyor. Bunlar resmi kuruluşlar, devletin görevlendirdiği ithalat ve ihracat işlemlerini yapan işadamlarından oluşuyor.

İran halkı için ise sokakta bambaşka bir döviz kuru geçerli. Serbest piyasa ya da İran devletinin ‘karaborsa’ olarak nitelediği döviz büfelerinde 1 dolar 140 bin riyal düzeyinden işlem görüyor.

Özetle, zengin ya da fakir, sıradan bir İran vatandaşı, serbest piyasadan dolar almak istediğinde 1 dolar almak için 3.5 kat daha fazla riyal vermek zorunda.

Tabii ki İran bu duruma durduk yerde gelmedi. 2011’de Tahran sokaklarında dolar 11 bin riyalden işlem görürken, petrol fiyatlarındaki çöküş ve ardından molla rejimine yönelik uluslararası ambargonun yeniden devreye alınması yerel para biriminde hızlı bir erime süreci başlattı.

Rejim başlangıçta kurdaki bu atağı durdurmak için bir takım ekonomik ve polisiye tedbirler aldı. İthalat sınırlamaları ve ihracatçıların kazanılan dövizi hızlı şekilde riyale çevirmesi gibi ekonomik önlemlere ek olarak vatandaşların dövizle ticaret yapması, hatta döviz bulundurması yasaklandı.

Dövizlerin bankalara yatırılması mecbur tutuldu.

Bunlar bir ölçüde anlaşılabilir ve ekonomik önlemler olabilir. Ancak molla iktidarı kurları durdurmak için döviz ticareti yapan esnafı ekonomik terörist olarak şeytanlaştırma propagandasına başladı. Döviz büfeleri basıldı, resmi kur dışında işlem yapanlara ağır para, hatta idam cezaları verildi.

Tüm bu yaptırımlara karşın Tahran yönetimi 2018 Eylül’ünde 1 doların serbest piyasada 190 bin riyale kadar çıkmasını engelleyemedi.

Hemen ardından alınan karalar ise o güne kadar ekonomik terörist olarak gösterilen serbest döviz tacirlerinin yasağının kaldırılması oldu.

Bu işlem, molla rejiminin o güne kadar iddia ettiğinin aksine dolarda bir şok yükseliş değil sakinleşme getirdi. Dolar/riyal kuru serbest piyasada 14 bine gerilerken, son 10 aydır bu seviyede sabit bir seyir izliyor. Trump yönetiminin ambargoları giderek artırması ve savaş tehditlerine karşın bugünlerde İran’dan bir döviz krizi ve buna bağlı iç karışıklık haberleri duyulmuyor. Oysa serbest piyasada doların yasaklandığı günlerde İran’daki kitle isyanları dünya medyasında en çok yer bulan haberler arasında yer alıyordu.

Elbette stokçuluk ve karaborsanın ekonominin sağlıklı işleyişi açısından olumlu yönlerinin bulunduğuna yönelik tartışmalar, iktisat tarihi açısından bizi Adam Smith’e kadar geri götürebilir. Smith stokçuların piyasalarda bir likidite dengesi yaratarak aşırı fiyat dalgalanmasının önüne geçtiğini söyler.

Buradaki temel mantık mal bolluğu döneminde yapılan stoklamanın, darlık durumunda belirli bir kar marjıyla satılmasıdır. Dolayısıyla ürün fiyatı yüksek olsa da bulunabildiği için uzun vadede stokçuluk fiyatların daha fazla artmasını engeller.

Adam Smith’in tespitlerinin doğru yönleri olsa da, günümüzde zaten serbest kurallar içinde işleyen derin piyasaları bulunan modern ekonomiler için stokçuluğun zararları da aşikar.

Burada asıl tehlike stok yapılacak malın, ki bizim verdiğimiz örnekte bu dövizdir, sistemden bütünüyle çıkartılmasıdır. Sistemden yani bankacılıktan çıkan dövizler önüne geçilemeyecek ölçekte bir likidite krizine neden olabilir.

Türkiye açısından bakıldığında Merkez Bankası’nın üstü örtülü müdahaleleriyle rezervlerini tüketme görüntüsüne rağmen döviz piyasalarında stokçuluktan kaynaklanan mekanik bir likidite krizi yoktu. Nihayetinde Türk halkının dövize yönelimi bir gerçek olsa bile, bu paralar sistem içinde kalıyor. Türk bankalarındaki döviz mevduatı 213 milyar dolarla rekor seviyede bulunuyor ve bunlar sistem açısından büyük bir güvence.

Ancak alınan son kısıtlayıcı kararlar, yasal açıdan serbest olmasına karşın döviz ticareti yapanları şeytanlaştırma girişimleri, devletten gelen yasaklamaların artacağı yönündeki sinyallerin güçlenmesi işleri daha da kötü yapabilir. Giderek artan korkunun Türkiye için en kötü seçenek olan dövizlerin sistem dışına çıkartılması ve likiditenin bütünüyle kuruması ihtimalini gündeme getirmesi bir sürpriz olmayacaktır.

Öte yandan geçmişte pek çok kriz yaşamasına rağmen serbest piyasa kurallarını korumaya başlayan Türkiye’nin neden şimdi bu denli yasaklayıcı ve piyasa dışı kararlar aldığı da tartışmanın bir başka boyutu. Daha 10 ay önce başarısızlığa uğradığı ispatlanmış İran tipi bir yaklaşımın, neden Türkiye’de yürürlüğe konulduğu pek çok insanın merak duygularını sivrilten bir soru işareti olarak duruyor.

© Ahval Türkçe