Kerim Rota: 'Dövizi dövizle tutma hevesinden vazgeçmeli'

Dövizdeki yükseliş devam ederken uzmanlar dövizi dövizle durdurma girişimlerinden vazgeçilmesi çağrısında bulunuyor.

Dolar haftaya 7.49 seviyesinden yeni bir rekorla başlarken, 'dövizle oynama'ya son verilmesi uyarısı yapılıyor.

Gelecek Partisi Hazine ve Maliye Politikaları İzleme Kurulu Başkan Yardımcısı ve eski Hazine bürokratı Kerim Rota, Türkiye'nin ekonomik krizden çıkışı için gerekli olan adımlarla ilgili, "Kısa vadede yapılması gerekenler öncelikle krizden çıkış için kısa vadede 'mahçup' faiz artışlarından vazgeçilmeli" yorumunu yaptı ve ekledi:

"Yerli yabancı yatırımcılara faizim şu diye açıkça iletişiminin kurulması, ona uygun bankaların fonlanması gerekiyor. İkincisi dövizle oynamak, kurda seviye belirleme işinden acil olarak vazgeçilmeli. Bununda iletişimi piyasayla iyi yapılmalı. Dövizi dövizle tutma hevesinden vazgeçmeli. Üçüncüsü bankacılık sistemine ve özerk kurumlara müdahaleden vazgeçilmesi ve buralara liyakatli kişilerin atanması gerekiyor. Dördüncü olarak gerçekçi bir bütçe revizyonu yapılmalı. Orta Vadeli Plan hala ortaya konmuş değil. Hala Türkiye'nin bu yılki büyüme hedefi resmi olarak yüzde 5. Son olarak devletin nerede ne kadar tasarruf edeceğinin ortaya konulması gerekiyor. Tabi Türkiye'nin gerçek bir demokrasisi ve bağımsız yargısı olmadıkça bu söylediklerimiz sadece kısa vadeli kazanımlar sağlayacaktır ve geçici pansuman olacaktır."

Cumhuriyet Gazetesi'nin haberine göre, Hazine'nin döviz cinsinden iç borcunun iki yılda sıfırdan 38 milyar dolara yükseldiğini buna literatürde ilk günah denildiğini ifade eden Rota, "Bunu yapmanız için ya gerçekten çok çaresiz ya da çok bilgisiz olmanız gerekiyor" ifadelerini kullandı.

Türkiye'de kişi başına düşen gelirin giderek azaldığına dikkat çeken Rota, "Kişi başı gelirimizin nereye düştüğünden daha önemlisi, bize benzeyen Güney Afrika, Brezilya, Rusya Meksika, Polonya ile karşılaştırdığımızda nasıl bir değişim yaşadığımıza bakmak lazım. Bütün dünyada servet ve gelir eşitsizliği artıyor. Dünyada 2013'ten sonra kişi başı milli gelirlerde anlamlı bir artış yok. Ama Türkiye'de bize benzeyen ülkelere göre bile dramatik düşüş var. Türkiye kişi başı gelir 12 bin 500 dolarlardan bu yıl sonunda 8 bin 300 dolara düşmüş olacak. Yani milli gelirimizin yüzde 35'ini kaybetmiş durumdayız. Çok kan kaybetmiş durumdayız" dedi.

Rota'nın açıklamalarının satır başları şöyle:

"Türkiye'nin hataları saymakla bitmez. 2016'dan bu yana yapılanları sayayım: Darbe girişiminden sonra Türkiye'deki büyüme dinamiklerinde bir yavaşlama oldu. 2016 sonunda büyümenin yüzde 3'lere düşmesi ve 2017’de referandum olması nedeniyle KGF vasıtasıyla ciddi bir kredi balonu şişirildi. KGF gibi çok önemli bir silah, ekonomik olarak çok da ihtiyacımız olmayan bir dönemde kullanıldı..

Bugüne baktığımızda pandemide çok etkili olacak bir silah o yıllarda kullanıldı. 2017’deki yüksek büyüme sonrası ise 2018'de Rahip Brunson kriziyle Türkiye hem kur hem enflasyon şokuyla karşılaştı. 2019 başında yükselen TCMB faizlerine karşın mevduat faizleri suni şekilde baskılandı. TCMB kaynaklarına el atıldı. İhtiyat akçesi bütçeye alındı. Bu süreç içerisinde kamu ise hiçbir tasarrufta bulunmadı. TCMB rezervlerini kamu bankaları üzerinde kullanarak kurun baskılanabileceği zannedildi. Faizler enflasyonun altına indirilip negatif faiz ortamı yaratıldı. Yurtiçi tasarruf sahibi adeta döviz ve altın almaya teşvik edildi. Yabancılar da “TCMB'nin döviz rezervleri sınırlı, gün gelir biz buradan çıkamayız” düşüncesiyle Türk varlıklarından hızlıca çıktılar. Swap yasakları ve sürekli olarak “dış güçler” söylemi zamanında Türkiye’ye güvenmiş olan yabancıları ülkeden kaçırttı.

'Türkiye’de kriz olur mu?' sorusu sıkça sorulmakta. geldiğimiz nokta şu; Merkez Bankası swap sonrası döviz rezervleri son 1.5 yılda satılan 105 milyar dolar sonrası eksi 30 milyar doların altına düşmüş. Program tanımlı bütçe açığı neredeyse yüzde 6'ya ulaşmış. Asgari ücret Avrupa’nın neredeyse en düşüğü haline gelmiş. Enflasyon hala çift hanede. 2020 sonu enflasyonu büyük olasılıkla yüzde 11-12 olacak. İşsizlikte tarihi zirvedeyiz.5.5 milyon 15-29 yaş arası 'ev gencimiz' var. Bu aslında adına kriz dense de, denmese de çok büyük bir sosyal sorunun olduğunu göstermekte. Ekonomide gelinen nokta içler acısı ve hak ettiğimizden çok aşağıda.

Hedeflenmesi gereken şuydu. Sürdürülebilir düşük enflasyon, sürdürülebilir düşük faiz ve sürdürülebilir büyüme. Bunların başından 'sürdürülebilir' kelimesini atarsanız düşük faiz, düşük enflasyon ve büyümeyi üç aylığına başarırsınız. Ancak dördüncü ayda hem faizler, hem enflasyon yükselmeye başlar büyümeniz de kalıcı olarak düşer. Sürdürülebilirliği hedeflemediğiniz her şey günü kurtarıcı olur. Bu da eşitsizliklere ve adaletsizliklere hizmet eder. Daha birkaç ay önce aylık %0.64'ten konut kredisi kullandırıldı. O dönem o krediyi kullananlar ve müteahhitler kazandı. Kaybeden ise ileride kamu bankalarının ve bu kredilerden ortaya çıkacak zararını karşılayacak olan halk olacak.

Kurlardaki yüksek oynaklık, yüksek enflasyon yüksek faizler, yüksek işsizlik iki yıldır hızlanarak devam ediyor. Bu da fakirleşmek demek. Bunun ne kadar sürdürülebileceği sorusunun cevabı milletin bu fakirleşmeye ne kadar süre dayanacağıyla ilgili. Milletin fakirleşmeye ne kadar razı olup olmadığı da seçim sandığında cevabını bulacak."

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz