MB'nin döviz politikası yorumu: 'Bir yerde 'Büyük Oyun' varsa Con Ahmet de orada'

Ekonomist Kerim Rota, Merkez Bankası'nın döviz piyasasındaki uygulamalarını 'Con Ahmet'in devri daim makinesi'ne benzetti: Yani bir işe yaramayan boş buluş.

Paraanaliz'deki yazısında, Rota, 'Con Ahmet'in devri daim makinesi' deyiminden yol çıkarak, sonsuz enerji yaratan makineyi icat ettiğini ileri süren 2000'li yılların başlarındaki emekli paşalara atıfla, döviz piyasasında da 'şüpheli' işlerin döndüğüne dikkat çekti.

"Bir yerde “büyük oyun” veya “saldırı” olduğunu düşünenler varsa, orada 'Con Ahmet'in ortaya çıkması kaçınılmaz. Biliyorsunuz bizi dolarla dize getirmeye çalışan dış güçler, finansal saldırılarına hiç durmaksızın devam ediyorlar. 1-2 sene öncesine kadar bunları fark eden çok az kişi vardı. Neyse ki anneannesinin emekli maaşını veya kendi parasını dövize, borsaya, faize yatıran herkes artık piyasa uzmanı veya bürokrat olduğundan “büyük oyunu” görenler de arttı" sözleriyle kinaye yapan Rota, dövizdeki şüpheli işlemlerle ilgili şu yorumda bulundu:

"2019 başından bu yana döviz piyasasında da “Con Ahmet”lik işler olmakta. Üç konu uzmanların kafasını kurcalamakta. İlki,  yerli yatırımcıların bu kadar döviz talebine rağmen, kurlardaki seyrin nasıl sakin kalabildiği. İkincisi, bazı bankaların döviz piyasasında “nöbetçi” kalarak sürekli döviz satması. Üçüncüsü benim de yakından takip ederek paylaştığım Net Uluslararası Rezervlerin (NUR) olması gereken seviyenin 29 Milyar dolar aşağısında kalması. Öncelikle “kaybolan rezervlerin” nasıl hesaplandığını anlayabilirsek, “devri daim” makinasının tekniğini çözebiliriz.

Net Uluslararası Rezerv bu yıl 34,7 Milyar $ artması gerekirken, sadece 5,5 Milyar $ artmış. Aradaki “kayıp” rezerv tutarı 29,2 Milyar $.

Eylül sonu itibarıyla Döviz Mevduatlarındaki artış da yaklaşık 31,5 Milyar $. Kişiler ve kurumlar bu miktarda döviz satın alıp bankalarına yatırmışlar. Müşteriler bankalarından Döviz satın alırken, bankalar da döviz satarlar. “Açık Döviz pozisyonunda” kalmak istemeyen banka aynı miktar dövizi bir yerlerden satın almak zorundadır. Bu, bankalar açısından hem yasal hem de finansal bir zorunluluk. Yasal kısmı BDDK düzenlemesi. Hiçbir banka öz kaynaklarının %20’sinden fazla açık pozisyon tutamaz. Zaten veriler de Eylül sonu itibarıyla bankalarda neredeyse açık pozisyon olmadığını gösteriyor. Demek ki bankalar bu dövizi bir yerlerden bulup almışlar. Bankaların döviz likiditeleri de buna yakın miktarda artmış. Aynı dönemde yabancı girişi ise neredeyse yok gibi. Demek ki ortada bankalara bu dövizi satan ama geri almayan, öyle yasal veya finansal zorunluluğu da olmayan yüce gönüllü “yerli ve milli bir abi” var."

Rota, bu 'ağır abi'nin Merkez Bankası olabileceğini ise şu satırlarla anlattı:

"Bu “abi”’nin TCMB olup olmadığını anlamak için “turnusol” testi, TCMB TL fonlama miktarıdır. Öyle ya, biri döviz satıyorsa karşılığında TL alır. Bu “abi” Merkez bankası ise aldığı TL piyasadan tamamen çekilir. Piyasada temerrüt oluşmaması için de TCMB dönüp eksilen parayı bankalara geri borç vermelidir. Dolayısıyla TCMB’nin verdiği borç, o miktarda artmalıdır. Ne tesadüf ki ilk dokuz ay sonunda TCMB, bankalara borç vermesi gereken tutardan 158,3  Milyar TL daha fazla alacaklı hale gelmiş. Bu da bu yıl TCMB tarafından yaklaşık 28 Milyar $ düzeyinde bir döviz satışı yapıldığını gösteriyor.

TCMB, ihracatçılarla veya kamu enerji şirketleri ile yaptığı tüm işlemleri aylık da olsa açıklıyor. İlk tabloda bunları görmüştük.TCMB Bankalarla doğrudan veya ihale yoluyla alım satımlarını da  açıklıyor ve burada önemli bir tutar görünmüyor. Muhtemelen eskilerden kalan bu derece şeffaflık  şu sıralar pek hoşa gitmese de halen buna uyuluyor. Dolayısıyla anlıyoruz ki, TCMB bankalara bu dövizi doğrudan satmamış. Bu 28 Milyar $’ı  önce bankacılık sektörü dışında bir “taşerona” satmış olmalı. Sattığı bu “taşeron” da  dönüp bu dövizleri “Tanzim satış” yapan bankalara satmış. Bu “taşeron”un da döviz pozisyonunu açıklama yükümlülüğü olmayan “Hazine” bilgisi kuvvetli başka bir “ağır abi” olduğunu tahmin etmek artık zor değil.

TCMB’nin bu satışlar sonunda net ve brüt  rezerv kaybı yaşaması kaçınılmaz.  Bunu kapatabilmek adına Mart ayında yoğun “Swap” işlemlerine başladığını gördük. Bu işlemde Bankalar ellerindeki dövizi TCMB’ye borç  verir, karşılığında  TL borç alır. TCMB’nin Eylül sonu itibarıyla bankalarla yaptığı swap tutarı 13,2 Milyar $. “Swap” la bankalardan kısa vade borçlanılan bu tutar rezervlere eklenince satılan dövizlerin 13,2 Milyar $’lık kısmı sanki kasaya geri konmuş görünüyor.

Bu tür “arka kapı” müdahaleleri 3 şeye neden oluyor;

-Döviz alan yatırımcının “kurlar manipüle ediliyor” düşüncesi ile dövizde kalma direnci artıyor.

– Şeffaflık ve kurumlara güveni azalan mevcut  yabancı yatırımcıların girişlerini caydırıyor.

-Düşük rezerv seviyesi nedeniyle yeni portföy yatırımcıları tereddüte düşüyor.

Benim kişisel düşüncem bu işlere hiç girişilmeseydi, TL’nin değerinin  bugünkünden çok da farklı bir yerde olmayacağı yönünde. Eğer öyleyse bu kadar şeffaflığı ve itibarı ne uğruna kaybettik?"

Analizin tamamına buradan ulaşabilirsiniz