Oca 09 2018

Merkez Bankası patronlara 6 milyar dolarlık ‘ucuz’ döviz sattı

İhracat geçen yıl 156 milyar dolara çıkıp tarihinde ikinci yüksek seviyeye ulaştı. Aynı dönemde ithalat ve cari açık artışı ihracat büyümesinin üzerinde olsa da ihracat kadar dile getirilmedi.

AKP’ye yakın yayın organları, ekonomi yönetimi ve Türkiye İhracatçılar Meclisi gibi kuruluşlar, Türkiye’nin bu ihracat hamlesine daha çok yer verip olayı destansı bir hale getirme eğilimindeler. Oysa hala son 3 yıldır ihracat toplamda artmamış durumda. Yine de ortaya konulan bu ‘parlak’ tabloyu göz önünde bulundurup, ‘İhracatçının işleri iyi’ demek yanlış olmaz.

Fakat bu söylemi yapınca da bu kez başka soru işaretleri beliriyor. Bunlardan birini de Hürriyet’ten Uğur Gürses kaleme almış.

Gürses’in dikkat çektiği konu, Merkez Bankası’nın döviz rezervlerini artırmak için uygulamasına ağırlık verdiği reeskont kredileri. Uygulamaya göre Merkez Bankası ihracatçılara üretim sırasında TL ya da döviz borcu veriyor. İhracatçı uygun faizli bu krediyle üretim yapıyor.

İhracatını yaptıktan sonra elde ettiği kazançtan Merkez Bankası’na ödeme yapıyor. Yalnız ihracatçı ödemeyi TL değil, döviz üzerinden gerçekleştiriyor. Bir yerde dolaylı olarak piyasadan döviz almış oluyor. Böylece hem ihracatçı hem de Merkez Bankası kazançlı çıkıyor. Daha doğrusu kazançlı çıkması gerekiyor. 

Uğur Gürses ise geçen yıl verilen krediler karşılığında Merkez Bankası’na getirilmesi gereken 6 milyar doların gelmediğini söylüyor. Çünkü Merkez Bankası söz konusu ödemeleri ihracatçılar piyasada ekstra döviz talebi yaratmasın diye TL’ye çevirdiğini aktarıyor.

Bu yüzden ödemeler Merkez’in hesaplarına TL olarak geçtini vurguluyor. Yani kazan-kazan formülünün sadece ihracat yapan firmalar için geçerli olduğunu, Merkez Bankası’nın bu işlemlerden yararlanamadığını ifade ediyor. 

Gürses yazısında bunun örtülü bir döviz satışı olduğunu belirterek ‘İhracatçı olup da döviz kazanan ya da turizmci olup da döviz geliri elde eden kesimlerin kullandıkları kredilerden kaynaklanan döviz borçlarını vadede döviz olarak getiremeyecekleri kabulü epey derin sorunların işareti olmalı. Ya bu kredileri alanların ödeme güçlüğü var, ya da döviz kazançlarını çoktan başka bankalara bozdurmuş olmalılar’ diyor. 

Gürses aynı zamanda Merkez Bankası’nın ihracatçıdan döviz üzerinden alması gereken ödemeleri TL bazında kabul ederken kullandığı 3.70 TL’lik hesaplama kurunu da eleştiriyor. Şunları söylüyor:

Merkez Bankası’nın bu yola girişi; “ellerinde TL var ama döviz getiremeyecek durumdalar. Öyleyse piyasadan döviz satın alıp getirmeye kalkmasınlar, kur dengesini bozmasınlar” düşüncesiyle ise kredi yenilemesinde de yine aynı kurun kullanılması gerekirdi… Merkez Bankası’nın 2017 başında 3.53’lük dolar kuru üzerinden, yılın sonlarında da 1 şubata kadar geçerli olmak üzere 3.70’lik kur üzerinden TL kredi kapaması yapması belli kesimlere arbitraj olanağı sağlayan “ucuz döviz satışı” demek. Bunun “selektif kredi politikası” ile de bir ilişkisi yok. Zira bunu zaten uyguladığı pencerenin bizatihi kendisi ve uygulanan faiz oranı yerine getiriyor.

Gürses, Merkez Bankası’nın ihracatçıya kullandırdığı toplam kredinin 12 milyar dolar olduğunu da söylüyor. 

Gürses’in anlattıkları, 2001 yılında devalüasyondan bir gün önce Merkez Bankası’nın yaptığı milyarlarca dolarlık ucuz döviz satışını da akıllara getiriyor.