Francis Fukuyama: Türkiye dronelarla savaşların seyrini değiştirdi

Dünyanın önde gelen siyaset bilimcilerinden Francis Fukuyama Türkiye’nin insansız hava araçları konusunda elde ettiği başarıları kaleme aldı. Fukuyama, aynı zamanda yayın kurulunun başkanlığını yürüttüğü American Purpose dergisinde kaleme aldığı makalesinde, dronelarla ilk tanıştığı 2010'ların başlarında Financial Times’ta kaleme aldığı bir makalede “Ben bir insansız hava aracına sahip olabiliyorsam, herkesin olabileceğini ve bunun da küresel politika üzerinde büyük etkileri olacağı tahmininde bulundum” diyor.

Fukuyama, o zamanlar drone teknolojisinin büyük ölçüde ABD ve İsrail tarafından kontrol edildiğini, ancak geniş çapta yayılmasının ve ülkeler arası çatışmanın doğasını değiştirmesinin kaçınılmaz olduğunu belirttiğini aktarıyor: “Öngördüğüm özel kullanım hedefe yönelik suikastlardı ve Henry Sokolski son zamanlarda nükleer santraller gibi kritik altyapılara karşı kullanılabilecekleri tahmininde bulundu.”

Fukuyama, bu tehditlerin şu ana kadar gerçekleşmediğini ancak küresel manzaranın zaten askeri dronelar tarafından değiştirildiğini belirtiyor.

Bu gelişmedeki ana aktörün otokratik cumhurbaşkanı Tayyip Recep Erdoğan yönetimindeki Türkiye olduğuna işaret eden Fukuyama, “Türkiye kendi insansız hava araçlarını geliştirdi ve bunları Libya, Suriye, Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ savaşında ve kendi sınırları içindeki PKK ile mücadeledeki son birkaç askeri çatışmada yıkıcı bir şekilde kullandı. Süreç içinde, Rusya, Çin veya ABD’den daha fazla sonuçları belirleme becerisine sahip büyük bir bölgesel güç haline geldi” diyor.

Bayraktar TB2 ve Anka-S gibi Türk dronelarının, daha sonra Erdoğan'ın kızıyla evlenecek olan MIT eğitimli drone tasarımcısı Selçuk Bayraktar liderliğindeki Türk savunma firması Baykar Makina tarafından geliştirildiğini yazan Fukuyama, Türkiye’nin yerel insansız hava aracı üretme dürtüsüne, 1975 tarihli ABD askeri ambargosu ve Washington’un gelişmiş Predator ve Reaper dronelarını satma konusundaki isteksizliğinin sebep olduğunu öne sürüyor. 

Türkiye’nin İsrail'den Heron insansız hava aracı satın aldığını, ancak bu ilişkiyi de sorunlu bulduğuna değinen Fukuyama, droneların üretiminin o kadar da zor olmadığını Türklerin ürettiği son droneların etkileyici olduğuna vurgu yapıyor.

Bu silahların etkinliğinin ilk olarak Mart 2020'de, 36 Türk askerini öldüren Rusya destekli Suriye saldırısına misilleme olarak Türkiye sınırlarının ötesinde Suriye'de ortaya çıktığını, Ankara’nın İdlib’e hareket eden Suriye zırhlı kuvvetlerine yönelik yıkıcı bir saldırı başlattığını yazan Fukuyama, akabinde Suriye ordusunun saldırısının tamamen durdurulduğunu ve İdlib vilayetinin mülteciler için bir sığınak olarak güvence altına alındığını belirtiyor. 

Ardından Mayıs ayında, Türk insansız hava araçlarının BAE destekli General Halife Hafter liderliğindeki Libya Ulusal Ordusu tarafından kullanılan bir hava üssüne saldırmak için kullanıldığını aktaran Fukuyama, son olarak da Eylül ayında Dağlık Karabağ savaşında Türk insansız hava araçlarının Ermenistan’a ait tahminen 200 tank, 90 zırhlı araç ve 182 topçu bataryasını imha ederek Ermeni kuvvetlerini bölgeden çekilmeye zorladığını belirtiyor.

“Bana öyle geliyor ki Türkiye’nin insansız hava aracı kullanımı kara gücünün doğasını tıpkı Dreadnaught'un önceki savaş gemisi sınıflarını geçersiz kılması ya da uçak gemisinin 2.Dünya Savaşı'nın başında savaş gemilerini modası geçmiş hale getirmesi gibi mevcut kuvvet yapılarını baltalayacak şekilde değiştirecektir” diyen Fukuyama savaş teknolojilerinin nasıl evrim geçirdiğini örneklerle anlatıyor: 

“1991 ve 2003 Körfez Savaşlarında Irak'ı iki kez yenilgiye uğratan türden birleşik silahlı kara kuvvetleri, üstünlüğü yıllarca yalnızca bir tankın başka bir tankı yok edebilmesi gerçeğinden kaynaklanan tankların etrafında inşa edildi, 1967’deki Ortdoğu Savaşı ile ilgili az bilinen gerçeklerden biri, İsrail’in devasa ilk hava saldırısında yalnızca birkaç Mısır tankının imha edilmiş olmasıydı, çünkü bu kadar küçük bir hedefi uçakla vurmak çok zordu. Aradan geçen yıllarda, hassas güdümlü füzelerin çoğalması tankların hedeflenmesini çok daha kolay hale getirdi, ancak yine de A-10 yakın destek saldırı uçağı gibi pahalı platformlara ihtiyaç duydular ve bu da karmaşık bir saldırıya karşı çalışmak için pahalı hava savunmalarını gerekli kılıyordu.” 

Droneların nispeten ucuz ve yenilmelerinin zor olmaları, pilotların hayatlarını riske atmamalarından dolayı artık bu tablonun önemli ölçüde değiştiğini aktaran Fukuyama, dünyanın dört bir yanındaki orduların, insansız hava araçlarına karşı kendilerini nasıl savunacaklarını bulmak için uğraş verdiklerinin altını çiziyor. 

Droneların, 2020 yılında Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak yükselişinde önemli bir rol oynadıklarının da altını çizen Fukuyama, Türkiye’nin üç çatışmanın sonuçlarını kararlı bir şekilde şekillendirdiğini, aynısını, daha fazlasını yapmayı vaat ettiğini de belirtiyor. Fukuyama makalesinin sonunda ise özetle şu görüşleri dile getiriyor: 

“İki ana muhalif Suudi Arabistan ve İran liderliğindeki Sünni-Şii çizgisinde kutuplaşmış gibi görünen Ortadoğu aslında daha çok kutupludur. Türkiye hiç kimseyle kalıcı olarak uyumlu değil. Libya'daki Körfez Sünni ülkelerine karşı çıktı; Suriye'deki Rus kuvvetlerine saldırırken Rusya'nın S-400 hava savunma sistemini satın alarak eşzamanlı olarak Rusya'nın yanında yer aldı; ve devam eden NATO üyeliğine rağmen amaçlarını Washington ile uyumlu hale getirmeyi reddetti. Yine de Ukrayna'ya TB2 uçağı sattı, bu da bu krizin çözülmesine yardımcı olabilir.

Bu durumun bazı iyi sonuçları oldu. Türkiye’nin Suriye’ye müdahalesi, İdlib vilayetine sığınan mültecilere karşı yapılacak soykırım eylemini bozdu. Esad eyaleti geri almayı başarmış olsaydı, Avrupa için büyük etkileri olan yeni bir büyük mülteci krizine neden olacaktı. General Hafter Trablus'u işgal etseydi dünyanın daha iyi duruma gelip gelmeyeceği belli değil. 

Öte yandan, Türkiye’nin Dağlık Karabağ’a müdahalesi Ermeniler için büyük bir mülteci krizi yarattı. Ortadoğu'daki çatışmaların çok yönlü doğası, bunların çözülmesini zorlaştırıyor ve Suriye iç savaşının neredeyse on yıl sonra hala devam etmesinin nedenlerinden biri de budur.

ABD'nin drone politikasını eleştiren pek çok Amerikalı, hala ABD ve İsrail'in bu teknolojinin ana kullanıcıları olduğu bir dünyada yaşıyor. Ancak bu dünya çoktan ortadan kalktı ve hızla droneların merkezi savaş alanı silahları haline geldiği bir dünyaya açılıyor. On yıl sonra bunun neye benzeyeceğini kimse tahmin edemez.”


Yazının İngilizce orijinaline buradan ulaşabilirsiniz.