Gözden uzak bir dünya kupası

Transfer haberlerinin, dedikoduların, yaz sıcağının gölgesinde bu sene bir Dünya Kupası oynandı. Kadınlar Dünya Kupası, Fransa’nın ev sahipliğinde düzenlendi. Bir ay süren turnuvanın sonunda ABD şampiyon oldu. Biz maçları izleme fırsatı yakaladık. Türkiye’nin yayıncısı TRT, her maçı yayınlamasa da turnuvanın bir kısmını futbolseverlere sundu. Kulislerde konuşulanlara göre de izlenme oranları kanalı memnun etmiş. Belki de bu sayede yerel lige gösterilecek ilgi ve kız çocuklarının oyuna duyduğu sevgi yükselişe geçer.

İzlenme oranlarının iyi olduğu tek ülke Türkiye değildi. Hatta Avrupa ile kıyaslanınca çok geride kaldık. Muhakkak milli takımımızın turnuvada olmaması büyük etkendi ama İngiltere, Fransa, Brezilya, Hollanda, İtalya gibi ülkelerde kadın futbolu maçları, tarihin en yüksek izlenme oranları yakaladı. Şaşırtıcı değil; ne de olsa bir Dünya Kupası’ydı…

Saha içinde oynanan oyun televizyon izleyicisini tatmin etti. Özellikle grup aşamasından sonra rekabet düzeyi yüksek maçlar oynandı. Kadın futbolu gelişen bir branş. Üst düzey kadın futbolcu sayısı henüz çok az. Bu da ‘iyi’ takım sayısını azaltıyor. 24 takımlı Dünya Kupası’nda bu farklar çok fazla ortaya çıktı. Fakat FIFA sıralamasının ilk 15’ine yer alan ülkelerin kendi aralarında oynadığı maçlar nefes kesti.

Ne yazık ki Fransa – Brezilya ve Fransa – ABD maçları, TRT’den izleyemediğimiz güzel maçlardandı. Ev sahibi Fransa, tribün coşkusunu arkasına alarak final hedefliyordu. Çok da iyi bir takımları vardı. Tıpkı geçen sene Dünya Kupası’nı kazanan erkek takımı gibi, yetenek havuzunun en geniş olduğu ülkelerden biri olarak turnuvadaydı. Fakat şanssız bir kuraya denk geldiler. Dünyanın en iyi takımı ABD ile çeyrek finale karşılaştılar ve mağlup oldular. Golcü Eugenie Le Sommer, kaptan Amandine Henry, stoper Wendie Renard, 10 numara Amel Marji öne çıkan oyunculardı. Teknik direktör Corinne Diacre’nin genç kenar oyuncusu Delphine Cascarino’ya fazla şans vermemesi de hem futbolseverleri üzdü, hem de çeyrek finalde elenmenin ardından eleştiri konusu oldu.

ABD’yi en çok zorlayan takım ise Fransa değil İngiltere’ydi. Geçen sene Rusya’da yarı finale çıkan erkek takımı gibi yine yarı finale çıkan İngilizler, futbolu eve getiremedi ama sempati topladı. ABD maçı da oldukça dramatikti. Ağlara giden bir top VAR’a takıldı, son dakikalarda kazanılan penaltı ise kaleciye nişanlandı. Tam bir İngiliz işi! Erkek takımı ile kadın takımı arasında benzerlikler çok fazla. İkisi de penaltı atamıyor (bu sene üç penaltı kaçırdılar), ikisi de yarı final oynadı, ikisinin de golcüsü turnuvayı altı golle kapattı (Ellen White ve Harry Kane), ikisinin de teknik direktörü (Phil Neville ve Gareth Southgate) eski bir savunmacı ve iki hoca da yelek giymeyi seviyor!

İngiltere son dönemde çıkış yakalayan ülkelerden. Kadın futbolu için yatırım yapmaya geç başladıklarından şu an emekleme dönemindeler. Fakat önümüzdeki yaz olimpiyat oyunlarında mücadele edecekler ve asıl önemlisi 2021 yazında Avrupa Şampiyonası’na ev sahipliği yapacaklar.

Avrupa Şampiyonası’na ev sahipliği yapmanın önemini bu yaz gördük. 2017’de turnuvayı düzenleyen Hollanda şampiyon olmuştu. Portakallar, 2015’ten önce kadın futbolunda esamisi okunmayan ülkelerdendi. 2015’te ilk kez Dünya Kupası’nda mücadele ettiler, 2017’de de kendi ülkelerinde Avrupa şampiyonu oldular. O turnuvada elde ettikleri coşkunun devamında bu yaz Dünya Kupası’nda final oynadılar. Fakat tıpkı üç Dünya Kupası finali kaybeden erkek takımı gibi, kazanamadılar. Yine de büyük bir başarı elde ettiler. Oynadıkları futbol ise pek sevilmedi. Daha çok duran toplara dayalı bir hücum anlayışını benimseyen Portakallar, ülke geleneği olan total futbol ile henüz bağ kuramamış gibi. Fakat teknik direktör Sarina Wiegman’ın başarısını göz ardı edemeyiz.

Dünya Kupası’nın iki finalistini kadın teknik direktörlerin çalıştırması ise dikkate değer bir gelişmeydi. Wiegman’ın rakibi 2015’i de kazanan Jill Ellis’ti. Ellis, çok kaliteli bir takımı çalıştırması nedeniyle fazla övgü alamıyor. Hatta takımın eski kalecisi Hope Solo onun en sıkı muhaliflerinden. Fakat mükemmel bir kadroyu yönetmek de bir beceri ister. 1970’lerden bu yana kadın futboluna yatırım yapan ABD, bunun meyvelerini senelerdir topluyor. Adeta rakipsizler. Sekiz Dünya Kupası’nın dördünü kazandılar. Hiçbir turnuvada ilk üçten düşmediler. 1991’den beri düzenlenen Dünya Kupası’nda sadece dört kez yenildiler.

ABD’nin forveti Alex Morgan en popüler kadın futbolculardan biri, belki de birincisi. Muhteşem bir tekniği var. Onu izlemek bir keyif. Fakat bu turnuvada biraz durgundu. İlk maçta Tayland ağlarına beş gol attıktan sonra uyku moduna geçti. İngiltere maçını kazandıran isim oldu ama finalde tekrar durdu. ABD zengin kadrosu sayesinde Morgan’ın durgunluğundan etkilenmedi. Tecrübeli golcü Carli Lloyd bu sene de gollerine devam etti. Megan Rapinoe ise turnuvanın yıldızıydı. Hem turnuvanın en çok gol atan ismi oldu hem de turnuvanın en değerli oyuncusu seçildi. Ayrıca Trump karşıtı sözlerine devam ederek politik kimliğini gözler önüne serdi.

Her Dünya Kupası gibi bu turnuvada da yenilikler vardı. VAR’ın penaltılardaki çizgi ihlallerine bakması dramatik maçlara sebep oldu. Arjantin karşısında 3-0’lık üstünlüğünü koruyamayan İskoçya, son dakikada tekrarlanan ve gol olan penaltı nedeniyle grup sonuncusu oldu. Turnuvanın en hikâyeli maçlarından biriydi. Son dakikadaki bir başka penaltı ise Şili’nin kaderini değiştirdi. Güney Amerika ekibine gruptan çıkması için Tayland maçında en az üç fark gerekiyordu. 2-0 öndeyken kazandıkları penaltıyı direğe nişanlayınca hayallerine veda ettiler. Ayrıca Fransa – Norveç, Fransa – Nijerya, Avustralya – Brezilya, İsveç – Kanada akılda kalan çekişmeli maçlardandı. İngiltere – Kamerun mücadelesi ile Afrika ekibinin maçı yarıda bırakma isteği nedeniyle uzun yıllar boyunca konuşulmaya aday.

Kısacası bir ay boyunca güzel bir futbol izledik. Futbol cinsiyetle değil kaliteyle oynanan ve hikâyeleriyle hatırlanan bir oyundur. Bu Dünya Kupası’nda da hepsinden bolca vardı. Katılan 24 ülke ile berabere katılamasa da turnuvaya önem gösteren diğer ülkeler bu festivalin bir parçası oldular. İnsana, gençlere, kadınlara, sporculara değer veren ülkeler bu yazı eğlenerek geçirdiler. Geri kalanlar ise ‘futbolsuz yaz’ diyerek evlerinde oturmaya devam ettiler…


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.