Biden’ın kullanışlı müttefiki- İlhan Uzgel

Türkiye ile Amerikan ilişkilerinde son yıllarda yaşanan gerilimde gözler NATO zirvesine çevrilmiş durumda. Başkan seçilen Biden o günden beri Erdoğan ile hiçbir görüşme yapmadı. 

Beyaz Saray, ABD Başkanı Joe Biden'ın 14 Haziran'da Erdoğan ile NATO Zirvesi'nde görüşeceğini duyurdu. Bu görüşme merakla bekleniyor. 

Duvar yazarı İlhan Uzgel bugünkü köşesinde konuyu değerlendirdi, "Erdoğan Biden yönetimiyle yeni bir “reset” yapsa, kendi istediği yeni sayfayı açsa bile bu son derece elverişsiz, geçmişten çok daha asimetrik bir ilişki biçimi olacak” ifadelerini kullandı. 

O yazının özeti şöyle: 

"Erdoğan yönetimi bir süredir zorda. İç politika, yerel yönetimler, Covid-19 ile mücadelede yaşanan sorunlar, artan işsizlik, enflasyon, dayanağı olan esnaf kesiminin artan memnuniyetsizliği, oy oranlarındaki düşüş ve dış politikadaki sıkışıklık. Elinde fazla aracı kalmayan Erdoğan bu düşüşü durdurmak ve şaşılaşacak derecede uzamış iktidar sürecini uzatmak için son çare olarak Biden yönetimine tutunmaya çalışıyor. Bu, Trump yönetimiyle denediği ve kısmen tutmuş bir yoldu ve ömrünü uzatmasına katkı sağlamıştı. Erdoğan aynı yolu bu kez Biden ile denemeye çalışıyor. Bundan birkaç yıl önce bölgenin hâkimi olduğunu iddia eden kibirli bir yönetim şimdi ABD için “kullanışlı bir müttefik” olabilmenin binbir yolunu arıyor, bunun pazarlığını yapmaya çalışıyor. Bu yazıda Erdoğan iktidarının kendisini ve Türkiye’yi soktuğu bu çıkmazda bir çıkış yolu bulma imkânı olup olmadığını tartışacağım.

19 yıllık iktidar çok açık bir şekilde Erdoğan yönetimini çürüttü. Ekonomi, dış politika gibi alanlardaki çöküşe bir de, hükümetin görmezden gelmeye çalıştığı, yokmuş gibi davrandığı ama siyasetin ortasına bir fil gibi yerleşen Sedat Peker’in ifşaatları duruyor ki, Erdoğan iktidarını bütün muhalefet partilerinin toplamından daha fazla hırpaladı….

Türkiye genel olarak tarihinin en kırılgan dönemine girdi. Gerçekçi olmak gerekirse şu anda Türkiye ekonomisi ABD’nin alacağı tavra bağlı durumda. Son 19 yıllık iktidarı boyunca AKP’nin Batı sistemine yaptığı en büyük hizmet Türkiye’nin iktisadi bağımlılığını şu anki kapitalist sistem içinde geri dönülmez bir şekilde derinleştirmesi oldu. İktidardan gitse bile Türkiye’nin yeni bir ekonomik modele geçerek üretim ekonomisini kurması çok zor. Çünkü geçen sürede küresel sistemde bu açıdan çok önemli yol alındı, uzun yılların yatırım, araştırma gerektiren kritik yüksek teknoloji alanlarında köşe başları tutuldu. Şu anda ekonomi, bırakın bir Halk Bankası davasından çıkacak milyar dolarlık cezayı, bunun söylentisini bile kaldırabilecek durumda değil. Hatta, Türkiye ekonomisi, Trump’ın “ekonominizi yıkarım” diyerek durdurduğu Barış Pınarı harekâtı döneminden çok daha kırılgan durumda.

Erdoğan yönetimi artık gizleyemediği bir şekilde ABD desteği sağlayabilmek ve AB yaptırımlarından kurtulmak için her türlü ödünü verdi, daha fazlasını vermeye hazır olduğunu neredeyse ilan etti. Doğu Akdeniz’deki iddialarından vazgeçti, Yunanistan ile şimdiye kadar kabul etmediği Akdeniz meselesi de dahil görüşme masasına oturdu, Libya’da Hafter’in Trablus’u almasını önleyerek görevini yerine getirdi ama daha fazlasını talep edecek pozisyonunu kaybetti, Karadeniz’de aktif işbirliğini kabul etti, Montrö’yü tartışmaya açtı, Ortadoğu’da Mısır, İsrail, Suudi Arabistan, kuzeyde Gürcistan, Ukrayna, Polonya açılımları yaparak ABD stratejisinin kilit ayağı olmayı kabullendi. Bu aşamada ABD açısından en kritik konu olan S 400’leri önce sorun, sonra koza çevirmeye çalıştı. Zoru görünce bunda da geri çekilecek. Şimdiden yolunu yapmaya başladı. ABD’ye bağlayıcı olmayan bir belge vererek önerilerini sundu. Eğer söylendiği gibi İncirlik üssüne gönderilirse, Rusya’ya 2,5 milyar dolar vererek alınan ve bu süreçte ulusal savunma için ne kadar gerekli olduğu söylenen bir füze sistemini ABD’ye teslim etmiş olacak. Ulusal savunma önemli olduğu için ama daha çok ABD’yi memnun etmek üzere bu sefer daha fazla ödeyip Patriot sistemi alacak. Sonra da buna da dış politika ya da denge siyaseti diyecek.

Biden yönetiminin Erdoğan ile çalışmak istemediği ortada. Bunu daha açık belli etmiş bir başkan adayı olmadı hiç. Ama şu anda Erdoğan iktidarda ve başka çaresi yok. Bu koşullarda Biden yönetimi Türkiye ile S 400 konusunu dondurup 'başka alanlarda neler yapabileceğimize bakalım' demiyor. Beyaz Saray, 'bu sorunu benim istediğim şekilde çöz, sonra normalleşelim' politikasını değiştirmedi. Türkiye’nin bu, dış politikada, ekonomide, siyasette en zayıf anında, zaten tarihi boyunca asimetrik olmuş ilişkide, soykırım dediğinde bile tepki veremeyen halinde ABD’nin geri adım atması siyasetin mantığına aykırı olur. Trump döneminden kalma, transactional, al-ver’e dayalı bir ilişki mantığını Türkiye’nin ABD’ye dayatmasına imkân yok, liderden lidere bir diplomasi yürütmenin önünü ise Biden kapattı. ABD düşünce kuruluşlarında Türkiye’yi izleyenler, Trump yönetimi sırasında, Erdoğan'ın kişisel ilişkisini kullanarak bölgede yeterince sorun çıkardığını yazıyorlar. Erdoğan ne liderler diplomasisini, ne de Rusya’yı dengeleyici olarak kullanabilecek durumda. Hatta, tersine ABD’nin bölge politikasına angaje olmaya çalışırken bunun Rusya ile ilişkilerde getireceği maliyeti hafif atlatma derdinde. O yüzden NATO’nun Beyaz Rusya ile ilgili uçak indirmeye tepki olarak aldığı kararı yumuşatarak Putin’i teskin etmeye çalışıyor. Ama büyük ihtimalle Erdoğan dış politikada müttefik değiştirmenin, iç politikadaki “kullan at” kolaylığında bir siyaset olmadığını görecek. Rusya’nın tepkisini yalnızca turist kaybıyla atlatabilirse, bunu kâr hanesine yazacak. Bu noktada Rusya’yı ABD’ye karşı dengeleme yerine, Rusya’yı ABD stratejisi doğrultusunda bölgede dengelemeye çalışıyor. Değerli yalnızlıktan ABD’nin bölgedeki en değerli müttefiki olduğunu ispat etmeye doğru gidiyor. Erdoğan bu politikayı siyaseten hayatta kalışının formülü olarak görüyor...

Sonuç olarak Erdoğan Biden yönetimiyle yeni bir “reset” yapsa, kendi istediği yeni sayfayı açsa bile bu son derece elverişsiz, geçmişten çok daha asimetrik bir ilişki biçimi olacak. Acı olan Erdoğan yönetiminin çoktan buna razı olması. Geçmişte Türkiye ABD karşısında stratejik konumuyla öne çıkan, ABD’nin bölgesel stratejilerine hizmet eden bir ülkeydi. AKP iktidarıyla birlikte bu dinamik dönüştü, coğrafi konumun yerine olmasa da önüne, kimlik geçmeye başladı. Türkiye demokratikleşecek ve bölge ülkelerine model olacaktı. Bu politika hem AKP, hem de bölgesel ve bölge dışı nedenlerle yürümedi. Şimdi Erdoğan yönetimi tekrar bu “demokratik olmayan” stratejik önemi yüksek ülke modeline dönmeye çalışıyor. ABD stratejisine hizmet karşılığında demokrasi açığını kabul etmesini sağlayacak bir pazarlığa oynuyor. İktidarını sürdürebilmek için, iki yıl kalan seçimlere kadar zaman kazanabilmek için, dışarıda işbirliği, içeride otoriterlik modeli diyebileceğimiz Türkiye için kaybet-kaybet formülünü kabul ettirmeye çalışıyor."

Yazının tamamına buradan ulaşabilirsiniz