Dünya 1930’ları andırıyor... Büyük savaşlar olmaz ama olmuş gibi etkilenebiliriz…

Bilgiye erişimin eskisinden çok daha kolaylaştığı bir çağda yaşıyoruz. Hemen her konuda bilgi bir tık uzağımızda. Günlük haberleri kaynağından almak, dünyanın dört bir tarafında neler olduğunu, olanların uzmanlar tarafından nasıl değerlendirildiğini öğrenmek fazla zor da değil, pahalı da. Sonuçta hem bilgi sahibi olmak hem de bir kanaate varmak mümkün. 

Öte yandan, günümüzde bilgiyi önemsizleştiren bir ortamın varlığından da söz edilebilir. Doğru yerine yanlışı, gerçek ile çakmayı yer değiştirmeye yarayan yöntemler ve o yöntemleri başarılı kılacak çeşitli medya ve sosyal medya imkanları bulunuyor.

Bilgi sahibi olması beklenen meslek sahipleri arasından bilgisini saklayanlar ya da gerçeği bildiği halde yanlışı savunanlar çıkabiliyor.

Adı henüz konulmamış bir karmaşa hemen her toplumda kendisini hissettiriyor.

Demokratik ülkelerde varlığından söz edilen denge ve denetleme mekanizmaları şimdikine benzer ortamlarda -eskiden- sorunları çözmek için devreye girer, onlarla çözüm bulunamazsa nihai hakem sandık olurdu.

Yalana, yanlışa, çakmaya sarılan kişiler ve görüşler, sandıkta yerlerini, doğrudan, gerçekten yana olanlara bırakmak zorunda kalırlardı.

Şimdilerde kimse bundan emin olamıyor.

ABD’de yaşı hayli ileri ve bir süredir kanser tedavisi gören bir Anayasa Mahkemesi (Supreme Court) üyesi geçen gün vefat etti. Hakkında yazılanlardan mahkemede geçirdiği yılları ülkesinin daha ileri hale gelmesi, insanlarının daha mutlu olması yolunda değerlendirdiği, eşitsiz bir toplumda kararlarıyla eşitlikten yana bir denge sağlamak için çaba gösterdiği anlaşılıyor.

Vefatına üzülen çok.

Buna karşılık hiç üzülmeyen ve onun mahkemede bıraktığı boşluğu kişiliğinin tam tersi anlayışta biriyle doldurmak için kollarını sıvayan da var, bunu yapabilecek durumda olanlar arasında.

Gerçek, doğru, denge ve denetleme ile, yanlış, çakma ve hesap vermeye yanaşmama anlayışı ABD yüksek yargısında yer değiştirecek; herkesin bunu fark edeceği, bazılarının fark etse bile bunu onaylayacağı bir zeminde hem de…

Örneği, hem şu günlerde meydana gelen bir olay olduğu hem de demokrasi denildiğinde ilk akla gelen ülkelerden biri sayıldığı için ABD’den verdim. 

ABD yerine kendi ülkemizi de örnek olay olarak mercek altına alabilirdim.

Ya da demokratik olma iddialı başka herhangi bir ülkeyi.  

Hemen her alanda temel değerlerde çözülme var ve bu kendisini en fazla siyaset alanında hissettiriyor.

Siyasetin etki alanında bulunan ekonomi de, eğitim de, sosyal ilişkiler de bu bozulmadan doğal olarak etkileniyor.

Böyle ortamlar geçmişte de varlığını hissettirmiş ve siyasetin tahakküm gücü eleştirileri bastırmayı mümkün kıldığı için dünyamız tehlikeli bir hal alabilmişti. Geçen yüzyılın iki büyük savaşı öyle şartların sonucudur.

Günümüzde ülkelerin çoğunu içine çekecek büyük savaşların patlaması hayli zor, ancak uluslararası ilişkiler ortamı mevzii ihtilafların çıkmasına müsait ve ihtilafların varlığı geçmişte ancak savaşlarla oluşabilen zemin kaymalarına yol açabiliyor.

O durum da şimdilerde İsrail’in etrafında başlayan kümeleşmede görünür hale geliyor.

İran’ı -kısmen de Türkiye’yi- tehdit unsuru gören bölge ülkeleri güvenliklerini İsrail ile yakınlaşarak sağlama almaya çalışıyorlar.

Sürpriz mi? Bazıları için sürpriz olsa bile meydana gelmekte olan gelişmeleri öngörmek bilgi sahipleri için sürpriz olmasa gerek.

Biraz tarih bilgisi, güncel olayları biraz yakından takip, muhakeme kabiliyeti, yönelimin bu yöne doğru olduğunu hesap etmeye yeterli olabilir(di).

Hangisi eksiktir -tarih bilgisi mi, gelişen olayları takip mi, muhakeme kabiliyeti mi- bilemiyorum, ancak öfkeyle kalkıp zararla oturmak rutin haline dönüşüyor.

Kimse her konuda bilgi sahibi olamaz, devleti yönetenler için de geçerli bir kabuldür bu; zaten bu yüzden devleti yönetenler yanlarına yanlışa düşmekten korumak üzere kendilerini bilgilendirecek danışmanlar alırlar.

Sorun da şurada düğümleniyor: Ya danışmanlar da bilgi sahibi değillerse? Veya bilgi sahibi olsalar bile muhakeme kabiliyetinden mahrumlarsa? Muhakeme kabiliyetleri de olduğu halde görevlerini yerine getirmiyor ve bilgilerinden yararlanması beklenen kişi/lere gerçek düşüncelerini söylemiyorlarsa?

ABD’de Donald Trump ne zaman ağzını açsa söylediklerinin yarıdan fazlası gerçeklere ters, çoğu yalan sözler oluyor. Hepsi de iyi eğitimli, aklı başında saymamız gereken partisinden politikacılar, medya yalanları bir bir saydığı halde, o ne dese ne yapsa onaylıyor. Yarın onun kendisine benzediği için seçip tasviplerine sunacağı anayasa mahkemesi üyeliği adayını onaylamaktan geri duracaklar mı? 

Büyük ihtimalle hayır, geri durmayacaklar.

İyi eğitim almışlar böyle davranınca halkların aldanmayacağından elbette emin olunamaz.

Bu durumda da demokrasi, onun en önemli mekanizması olan seçimler giderek anlamsızlaşıyor.

Çözüm üretmek yerine sorun üreten bir sisteme dönüşüyor demokrasi.

Dünya açısından 1930’ların şartları günümüzde hortlamış oluyor.

Hiç değilse kendi ülkemizi bu kötü gidişten koruyabilseydik.

Koruyabilecek miyiz?

 

Bu yazı Fehmi Koru'nun blogundan alınmıştır