Türkiye iş dünyasının entelektüel sefaleti

Kriz kader değildir.

Her kriz birincil olarak devletin beceriksizliğinin sonucudur.

Enflasyon yükseliyorsa, işsizlik çift haneli ise, döviz kuru önceden tahmin edilenin üstünde oluşuyorsa, bunlar devletin beceriksizliğinin göstergelerdir.

Yalnız ekonomik krizi, salt devletin beceriksizliklerinin sonucu olarak görmek yanlıştır.

Bugünkü krizin oluşmasında piyasa aktörlerinin de beceriksizlikleri yani sorumluluğu var.

Yatırımcılar, iş insanları, banka genel müdürleri, büyük firmaların CEO’ları başta olmak üzere piyasa aktörlerinin de günümüzdeki krizin oluşumunda büyük rolleri oldu.

Ülkeye gelen ucuz yabancı parayı devletle birlikte toprağa gömen bu arada inovasyon, AR-GE gibi kavramları sektör dergilerinde laf olsun diye geçiştiren Türk sanayicisinden başkası değil.

Ancak sorun daha kapsamlı: İçinde bulunduğumuz kriz göstermektedir ki, çok yüksek düzeyde maaş alan yahut para kazanan ve iyi eğitimli Türkiye piyasasının önemli aktörleri entelektüel düzeyde ülke ve dünya ekonomisinin gidişini okumakta acınacak düzeyde yetersizdir.

Burada elbette entelektüel düzey ile piyasa aktörlerinin felsefe yahut sanat tarihi bilgisini kastetmiyorum.

Aksine, piyasa aktörleri yaptıkları işleri ve bu işler üzerine etkili politik, ekonomik faktörleri okumak, yorumlamak ve bunlara uygun karşı strateji bilgi geliştirme konusunda hayret verici düzeyde donanımsızdır.

Daha açık yazarsak Türkiye piyasasının önde gelen aktörlerin çoğu “bir yıl sonra dolar ne olur?”, “Türk dış politikası ekonomik olarak nasıl maliyet üretir?”, “Türkiye’de hükümetin takip ettiği siyasetin ekonomik maliyeti ne olur?” gibi basit soruları önceden analiz etmek ve muhtemel sonuçlarına göre stratejiler geliştirmek konusunda beceriksizdirler.

Nitekim, bu beceriksizlik yüzünden gelinen noktada “bankalarımız batmak üzere, firmalarımız kredi bulamıyor devlet bizi kurtarsın” söylemine sığınmış durumdalar.

Türkiye’nin Suriye siyasetinin bugünkü maliyeti üreteceğini, ülkedeki otoriterleşmenin ekonomiyi çok yönlü boğacağını, TL’nin yabancı para birimleri karşısında trendinin aşağı yukarı bugünkü gibi olacağını önceden kestiren düzinelerce ekonomist, akademisyen ve gazeteci var.

Peki, Türkiye piyasasının iyi eğitim almış, yüksek para kazanan ve tecrübeleri aktörleri neden bu kadar şeyi yanlış hesapladı?

Türkiye’de ve dünyada yüzlerce uzman Türk ekonomisinden dış politikasına yıllardır uyarılar dolu yazılar yazdı. Türkiye piyasa aktörleri hiç mi okumuyor?

İş dünyası bu konuları doğru analiz edecek entelektüel yeteneğe sahip değil ki işaretleri bir kaç yıl önceden görülen girdaba düşmekten kendilerini koruyamamışlar.

Taze bir örnek verelim: Geçen hafta Orta Vadeli Program (OVP) açıklandı. Bu programın tek olumlu tarafı ortaya koyduğu ekonomik hedefler beklendiğinden daha gerçekçi.

Ancak, program verdiği rakamlar konusunda da çelişkilere sahip.

Dahası, programda hedeflerin nasıl yapılacağına dair bir cümle bile yok. “İşsizlik inecek”, “borç yükü azalacak”... Bunlar hedefler. Ancak bunlar nasıl olacak bilinmiyor? Açık yazarsak aslında ortada bir program yok.

Peki, piyasanın aktörleri neden OVP’yi alkışlıyorlar?

Cevabı basit: Program, bankaların borçlarını ilerleyen zaman içinde kamunun üstlenebileceğine dair bir niyet içeriyor. Piyasanın büyük aktörlerinin mutluluğunun nedeni bu.

Aslında bu mutluluk, piyasa aktörlerinin entelektüel sefaletinin göstergesi.

Türkiye’nin son beş yılını, dünya siyasetinin gidişatını yanlış okumuş ve en sonunda “kredi bile bulamıyoruz” diye devlet kapısına üşüşen Türkiye burjuvazisi “sizin bankaları kurtarabilirim” dediği için OVP’yi alkışlıyor.

Şunun altını çizelim: Devlet, 2010 yılından itibaren ekonomi, iç siyaset, demokratikleşme, Kürt sorunu, diş politika gibi alanlarda büyük hatalar yapıyor.

İş dünyası ise bu hataların pek çoğunu destekliyor yahut bu hatalı siyasetin sanki ekonomik sonuçları olmayacak gibi bir hayal dünyasında yaşıyor.

Bu hayal dünyasının acı sonucu da devletle beraber bütün yanlışlara ortak olmuş yahut susmuş özel sektörün devletten yardım dilemesi.

Peki “yardım” ne demek? Özel sektörün başta bankaların borcunun kamuya yani halka yüklenmesi anlamına geliyor.

Sokak dili ile ifade edersek Ayşe Teyze’nin tasarrufunun “Ayşe Teyze’nin dolarla ne işi var?” diyen genel müdürün idare ettiği bankalar gibi kurumların açıklarını kapatmak için kullanmak.

Ancak burada küçük bir ayrıma gitmek lazım: İstanbul sermayesinin, yani büyük sermayenin, geleneksel bir kurnazlıkla hükümetin açıkladığı OVP’yi alkışlamasını anlayabiliriz.

Çünkü hükümet, büyük sermayenin durumunu hafifletecek bazı adımlar atacağını söylüyor. Zaten en son yapılan faiz artırımı ile bankalara hayat öpücüğü verilmiş.

Ancak, Anadolu sermayesi neden bu kadar mutlu? OVP içinde doğrudan kendilerinin durumunu hafifletecek somut bir tane strateji var mı?

Beraber OVP’yi alkışladıkları Güler Sabancı’nın bankası Anadolu yatırımcısına ucuz kredi mi verecek?

Her gün Anadolunun bir kentinden iflas eden firma haberi geliyor. OVP bu firmalar hakkında bir çare öneriyor mu?

O zaman Anadolu sermayesinin ‘saf’ temsilcileri neden bu kadar mutlu?

Cevabını verelim: İdeoloji. Yani “AKP bizim partimiz o nedenle destek olmalıyız” düşüncesi.

Ancak ironik olarak da AKP hükümeti de bu nedenle Anadolu sermayesini ciddiye almıyor. Hükümet de şöyle düşünüyor: “Sivas, Erzincan, Konya, Kahramanmaraş bizim bölgemiz. Buraların insanı nasıl olsa bize oy verir.”

Ne var ki sıkıntı büyük ve ekonomi gemisi, İstanbul sermayesinin kurnazlığı ve Anadolu sermayesinin saflığı ile yürüyemeyecek kadar hasarlı.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.