Oca 25 2018

Ursula K. Le Guin'i anma yazısı

 

Bilimkurgu ve fantastik kurguların yazarının kitapları arasında Karanlığın Sol Eli (The Left Hand of Darkness) ve Yerdeniz Büyücücsü (A Wizard of Earth Sea) var.

88 yaşında aramızdan ayrılan yazar Ursula K. Le Guin, Amerikan bilimkurgusunun neredeyse yarım yüzyıldır tek ismi. Birinci sınıf bir yazar olarak ün kazanması ve fantastik türlerin elçisi olma rolünü üstlenişi 1968'de, dördüncü romanı Yerdeniz Büyücüsü (A Wizard of Earth Sea) ile başladı. Kitap o zamandan beri aralıksız basılmaya devam ediyor.

Birkaç ay sonra Le Guin, aynı yıl Hugo ve Nebula ödüllerini kazanan Karanlığın Sol Eli'ni (The Left Hand of Darkness-1969) yayımladı.

Roman, yayınlandıktan kısa süre sonra, değişen dünya üzerine argümanların iyi uyarlandığı bir yazı biçimi olarak akademik çevrelerde bilimkurguya ilgi duyulmaya başlamasıyla, üniversitelerde okutulmaya başladı. Cinsiyet konusunda devrim niteliğindeki kitap, önemli bir feminist yazın haline geldi. 

Yerdeniz Büyücüsü, şeffaf bir okyanus dünyasına yayılmış adalar bölgesinde geçen, genç yetişkinlere yönelik fantezi türünde bir hikayedir. Her bir ada, hayatları dramla sarsılmış gizemli kadın, erkek ve çocuklarla doludur.  

Ancak, iyi bir yaşamın yalnızca dua eder gibi, ilhamla dengeye odaklanmakla mümkün olabileceği duygusundan öte bir telkin yoktur. Carl Jung etkileri ve Le Guin'in diğer çalışmalarında bariz görülen Taoizm ilkelerine olan merakı burada yok. Kitap, yazarın sayıları gitgide artan okuyucu kitlesinde, kitabın geçtiği yerde olma özlemi yarattı. Bütün olarak seriye duyulan ilgi ve yarattığı etki, bir nesil öncesinin CS Lewis imzalı Narnia serisine benzetildi.

Karanlığın Sol Eli'nde, Dünya'dan bir etnolog, insana benzer varlıkların yaşadığı uzak bir gezegen olan Gethen'e gider, ancak doğaları onun dünyasal biyolojik anlayışını aşar: çünkü bu gezegendekiler androjendir ve cinsel döngülerinin zirvesine ulaştıklarında kadın ya da erkek olmayı seçerler.

Etnoloğun, Gethen'in yerli halkından biriyle karla kaplı gezegeni bir ucundan diğerine geçtiği yolculuğu, bizim cinsiyet konusundaki dar görüşlü anlayışımızla ilgili derin dersler verir. Hikayenin dengeli keskinliği, konuya iyi yedirilmiş olsa da, neredeyse antropolojik bir çalışma gibi görünür.

Le Guin'in, insan doğasıyla ilgili spekülasyonlarını kurguya yerleştirme girişiminde belki de entelektüel açıdan en zorlu olan kitabı Mülksüzler'dir (The Dispossessed: An Ambiguous Utopia - 1974).

Bu da Hugo ve Nebula ödüllerini kazanmıştır, her iki ödülü de tek kitapla birden fazla kazanan tek yazardır. Karanlığın Sol Eli gibi bu da üniversitede ders olarak okutulmuştur, ama bu sefer ütopik çalışmalar üzerinde etkisi daha fazla olmuştur. 

Bilimkurgu araç gereç kutusunu hikayede epey kullananan Le Guin, kitapta birbirine zıt iki ütopik dünya sergiler -gitgide katılaşan anarşist Anarres ile zengin ama hiyerarşik Urras.

Anarres aslında Urras'ın uydusu, kitabın ana karakteri olan fizikçi, ortak düşüncenin zihin kontrolü gibi bir şeye evrildiği Anarres'den ayrılır ve Urras'ın zengin boşluğunda, evrenin doğasına dair teorik soruşturmasına başlar; bir yandan da Ütopya'ya giden geleneksel ziyaretçiler gibi, kendi alanındaki toplulukları karşılaştırır. Mülksüzler'in konusundaki herhangi bir kuruluk, hikayenin yoğun akıcılığıyla  desteklenir.

Le Guin, 20. yüzyılda edebi açıdan son derece önemli olduğunu savunduğu fantastik türlerin yavaş yavaş tek temsilcisi haline geldi. The Language of The Night (1979) ve Dancing at the End of the World (1989), yazarın birçok kurgu olmayan eserinin en önemlileridir, tabii Lao Tzu: Tao Te Ching (1997) daha açıklayıcı olabilir ama. 

Yazar her ikisinde de, bilimkurgu ve fantezinin, kendi başlarına büyüleyici olsalar da, son derece gerekli ve dünyanın yararlı bir şekilde anlatılabileceği edebi araçlar --tabii ki bu araçların doğru kullanılması gerekiyor-- olduğu konusundaki güçlü inancını aktarıyor. Arkadaşı Margaret Atwood'un, kendi romanlarından bazılarına bilimkurgu demeyi istememesi konusunda tahammülsüzlüğünü ortaya koyuyordu.

Bu ağırbaşlılık ve açıklığın, çok ağır olmasa da bedelini ödedi belki de Le Guin. Özel ilgi alanlarının peşinden koşanlar için bir ikon haline geldi ve sürekli feminist çalışmalar ve cinsiyet çalışmaları hakkında öne çıkarıldı. Geç sayılabilecek bir romanı, Hep Yuvaya Dönmek (Always Coming Home - 1985), konuşmak zorunda kaldığı o değişen dünyaları içerirken, Dünyaya Orman Denir (The World for World is Forest -1976) doğal dünyayı istismar eden kapitalistlere yönelik çok daha sert bir dil kullanır. 

Ursula, Berkeley, Kaliforniya'da doğdu ve büyüdü, ebeveynleri yazma yeteneğini besleyecek en doğru kişilerdi belki de. 1901'de babası Alfred Kroeber, ABD'de antropoloji üzerine verilen ilk doktorayı aldı ve uzun hayatının geri kalanında University of California'da çalışıp, çok sayıda etkileyici eserler yayınladı.

Annesi Theodora (nee Kracaw), Ishi in Two Worlds (1961) adlı, "Kuzey Amerika'da yaşayan son vahşi Kızılderili"yi anlatan kitabın yazarıydı. 

Ursula üniversiteyi, Cambridge, Massachusetts'deki Radcliffe College'da tamamladı, ardından orta çağlar ve Rönesans devrinin romantik edebiyatı üzerine Columbia Üniversitesi'nde master yaptı, 1952'de mezun oldu. Paris'e gitmek için Fulbright bursu kazandı ve Paris'te bir tarihçi olan Charles Le Guin ile tanışıp 1953'te evlendi.  

Sonunda Portland'a yerleştiler ve Charles da University of Portland'da tarih öğretmeye başladı.

İlk defa 1962'de bilimkurgu yayınlamaya başlayan, ümit vaad eden birçok yazardan biri olarak Le Guin'in ilk başta yıldızı, diğerlerinin yanında biraz sönük kaldı; bunların arasında Samuel R Delany, Thomas M Disch ve Roger Zelazny sayabiliriz. Bu kalabalığın içinde Le Guin zar zor fark edilebiliyordu. 

İlk yazdıkları az sayıda, yetkin öykülerdi, sessizce baskıya girdiler; kendinden emin anlatım dengesi, retorik olmadan sahnelendiğinde, enerji eksikliği olarak yanlış anlaşılmış olabilir. İlk romanı, Rocannon's World (1966), egzantrik Avram Davidson'ın etrafında dönen erkeksi bir hikayeydi, benzer bir etki yarattı; iki öyküsü daha aynı kaderi paylaştı. Ve ardından Yerdeniz Büyücüsü geldi.

1980'lerde Le Guin, ön saflardan çekildi. Bu dönemde, öykü ve şiir yazıp yayınlıyordu; 1990'dan sonra daha uzun kurgular yazmaya başladı. Ama son eserlerinin bazılarında, geniş okuyucu kitlesine önemli konularla ilgili sorumlulukla konuşması gerektiğini hissettiği açıkça anlaşılıyor; sorumluluk hisseden sanatçı, dikenlerle bezenmiş bir taç takıyordur.

Her ne sebeple olursa olsun 80 yaşında Le Guin, kurgudan sıkıldı. Eleştiriler ve düzyazı yazmaya, İspanyolca çeviri yapmaya, editörlüğe ve şiir yazmaya devam etti. Words Are My Matter: Writing About Life and Books, 2000-2016, 2107 yılında bir Hugo ödülü aldı. Arwen Curry'nin belgeseli Worlds of Ursula K Le Guin, yazarla yapılan röportajları biar araya topluyor, şu an yapım aşamasında.

Kişisel olarak Le Guin, net ve dikkatli bir mizacı vardı. Yaşlılıkta  yüzü, bilgelikle işlenmiş gibi duruyordu. Kendi kabilesinin annesi haline geldi. 

Ursula arkasında, kocası Charles, üç çocukları Elisabeth, Caroline ve Theodore ile dört torununu bıraktı.

Ursula Krmoeber Le Guin 21 Ekim 1929'da doğdu - 22 Ocak 2018'de öldü.