Mar 28 2018

70 bin ‘komünist’ öğrencinin eğitim hakkı yok!

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, partisinin Samsun kongresi yaptığı konuşmada Boğaziçi Üniversitesi’ndeki muhalif öğrencileri kastederek, “komünist” ve “terörist” ifadelerini kullandı, “Bu gençlere üniversitede okuma hakkı vermeyeceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sözleri bir kez daha eğitim hakkından mahrum bırakılan tutuklu binlerce öğrenciyi gündeme getirdi.

Adalet Bakanlığı’nın açıkladığı rakamlara göre, Şubat 2018 itibariyle cezaevlerinde toplam 235 bin 888 olan tutuklulardan 70 bine yakını öğrenci. 

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı İstanbul Milletvekili ve İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Gamze Akkuş İlgezdi’nin, önergesine yanıt veren Bakanlık; cezaevlerinde eğitim ve öğretim hakkından yararlanmaya devam eden toplam öğrenci sayısının 69 bin 301 olduğunu, bu öğrencilerin 36 bin 33’ü lise ve dengi okullar ile ön lisans ve lisans programlarına, 33 bin 268’inin ise açık öğretim programlarına kayıtlı olduğunu açıklamıştı.

Eğitim hakkı Anayasa’nın 42 maddesindeki “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz” hükmü ile anayasal güvence altında olsa da cezaevindeki tutuklu öğrenciler bu haktan mahrum durumda.

Özellikle 15 Temmuz öncesine kadar zor da olsa cezaevlerinde sınavlara girebilen öğrenciler, OHAL kapsamında yayımlanan bir KHK ile bu haklarını da kaybetti.

Kasım 2016’da yayımlanan 667 sayılı KHK ile getirilen düzenlemeyle “örgütü üyeliği” ya da “bu örgütlerin faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlar” kapsamında tutuklu olanların sınavlara giriş hakları ellerinden alındı.

İlgili KHK’den önce de öğrenciler tutuklu bulundukları cezaevlerinde sınavlara girme, kayıt yenileme ve sınavlara götürülmeleri için gerekli hazırlıkların yapılması konularında ciddi sorunlar yaşıyordu.

Ancak 667 sayılı KHK ile yapılan değişiklikle birlikte öğrenciler, devam zorunluluğu olan derslere katılamadığı ve mazeretlerinin de kabul edilmediği için devamsızlıktan kalma ile dersleri geçemedikleri için okuldan atılmaya kadar bir dizi sorunla karşı karşıya kaldı. Okuldan atılmayanlar ise daha zorlu bir süreci göğüslemek ve normal öğrenim süresini uzatmak zorunda kaldı.

Anayasal güvenceye rağmen eğitim hakkından uzun bir süre mahrum bırakılan isimlerden birisi de Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü öğrencisi olan Emrah Bakır.

Bakır, üçüncü sınıftayken 7 Mart 2017 gözaltına alınıp tutuklandı. Üniversite kampüsündeki basın açıklamalarına katılması da “suç” olarak kendisine yöneltilen Bakır, 9 ay tutuklu kaldı.

Emrah Bakır

Bu süre içerisinde eğitim hayatını dışarıda bırakmak zorunda kalan Bakır, Aralık 2017’deki ikinci duruşmasında tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Eğitimine kaldığı yerden devam etmek isteyen Bakır, bu kez daha ağır bir öğrencilikle karşı karşıya kaldı. Çünkü tutukluluğu gerekçe gösterilerek, aldığı burslar kesildi ve öğrenciliğinin yanında bir de çalışmak zorunda kaldı.

Bakır, tutukluluğunun ilk iki ayında üniversitesinin de bulunduğu Ankara’da Sincan F Tipi Kapalı Cezaevi’nde kaldı. Mayıs ayında Bafra F Tipi Kapalı Cezaevi’nde sevk edildi.

Bu süre içerisinde 667 sayılı KHK ile getirilen hükme istinaden tek bir sınavına bile giremedi. Tutuklu bulunduğu sürecin iki dönemi kapsaması ve bu süre zarfından sınavlarına girememesinden dolayı Bakır’ın öğrenciliği uzadı; 2019’da mezun olması gereken Bakır’ın diploma alabilme umudu 2021’e kaldı.

Cezaevindeyken derslerine ve sınavlarına hazırlanmak istendiğini ancak kendisine gönderilen ders kitaplarını ve notların cezaevi idaresince kendisine verilmediğini ifade eden Bakır, şunları anlattı:

Bunlar bize keyfi olarak verilmiyordu. Ders çalışamadığımız için de öğrenim hakkımız engelleniyor. En temel insani hakkım olan eğitim hakkım bu süre içerisinde gasp edildi. 

Yaşama hakkı gibi eğitim hakkı da sosyal devlet anlayışının en büyük değerlerden biridir. Ancak tutuklanarak cezaevi süreciyle birlikte bu temel hakkımızdan mahrum bırakıldık.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine dönük sözleri sonrası gerçekleşen gözaltıların üniversite öğrencilerine dönük yeni bir operasyonun habercisi olduğunu belirten Bakır, şöyle devam etti:

Aslında bu durum, ‘üniversitede hiçbir şekilde eleştirel yaklaşmayacaksın, muhalif olmayacaksın’ anlayışının kendisidir. Her yerde olduğu gibi üniversite ve okullarda da tek tip öğrencilik yaratılmak isteniyor. 

Bu tamamen iktidarın kendi kurumsallığını pekiştirmek adına geliştirdiği bir şey. Muhalif bir ses istenmiyor. Bugün iktidarı en çok eleştiren kurumlar üniversiteler oluyor. Zaten muhalif olan akademisyenlerin büyük bir bölümü ihraç edildi. 

Şimdi de öğrencilere dönük geliştirilen bu tutumla da üniversiteler farklı düşüncelere yer verilmeyen bir konuma getirilmek isteniyor.

Bakır, kendisi gibi tutuklanan birçok üniversite öğrencisinin aylar sonra tahliye olduğu halde üniversiteyi bırakmak ya da yeniden sınava girerek başka üniversitelere geçmek zorunda kaldığını da sözlerine ekledi.
 
Öte yandan tutuklu öğrencilerin yaşadıklarını gündeme getirmek amacıyla 2015 yılında Tutuklu Öğrenci Dayanışma Ağı (TÖDA) kuruldu. Halen İstanbul ve Ankara’da aktif bir şekilde çalışmalarını yürüten dayanışma ağı, tutuklu öğrencilerin yaşadığı sorunları bir nebze de olsa çözüm getirme amacıyla mücadele diyor.
 
Dayanışma Ağı’nın Ankara’daki gönüllülerinden olan hukuk öğrencisi Dilan Ateş, eğitim hakkından mahrum kalan binlerce öğrenci için bir duyarlılığın oluşması gerektiğini söyledi. Dayanışma ağı olarak tutuklu öğrencilerin yaşadıkları mağduriyeti sürekli gündemleştirme çabası içerisinde olduklarını vurgulayan Ateş, hükümeti bu konuda herhangi bir adım atmadığı noktasında eleştirdi.
 
Tutuklu öğrencilerin yargılanma sürecini yakından takip eden Avukat Gulan Çağın Kaleli, Ahval’e yaptığı değerlendirmede, her dönem üniversite öğrencilerine dönük baskı ve yönelimlerin olduğunu ancak son iki yılda bu baskı ve yönelimlerin tavan yaptığına dikkat çekti.

Avukat

“Üniversite gençliği sorgulayan, üreten, eleştiren çok dinamik bir yapıya sahip. Sorgulayan ve üreten bir gençlik elbette birilerini her dönemde olduğu gibi bu dönemde de rahatsız etti” diyen Kaleli, son dönemdeki tutuklamalara dayanak olarak ise “uydurma ihbarların” gösterildiğini söyledi.

Öğrencilerin eğitim hakkının gaspına kadar giden söz konusu ihbarları anlatan Kaleli,  şu noktalara dikkat çekti:

Bu ihbarlar öylesine pervasız bir şekilde karşımıza çıktı ki; belgelerle sabit olmak üzere hangi elden nasıl uydurulduğunu takip ettiğimiz dosyalara sunduk ve mahkeme huzurunda tartıştık. 

Somut belgelerle ortaya koyduğumuz durumlarda dosyalar beraatla sonuçlansa da ne yazık ki yeni soruşturmaların oluşmaması için bir emsal olamadı. 

Aksine çok daha açıktan ve dalga geçercesine ihbarlar uyduruldu. Mesela bir şehirde çok farklı kampüslerde okuyan öğrencileri tek dosyada toparlamak için aynı dilde aynı saatte ihbarlar yapılmış. 

Hatta bu dosyada ihbarcı o kadar pervasız ki ‘bu şahısları alınca bana haber verin’ şeklinde not bile bırakmıştı. Bu ve buna benzer hatta yer yer çok ağır isnatlar ile uydurulan ihbarlar görüyoruz. Bunların çoğu ihbarcı tarafından ‘bombalı eylem saldırısında bulunacaklar’ şeklinde isnatlar da olabiliyor. 

Böylesi ciddi bir ihbarla karşı karşıya kalan öğrenciler aylarca TCK 314/2 den tutuklu yargılanıyor. 7-8 ay hatta 1 yıla yakın tutukluluk süreleriyle karşı karşıya kalıyoruz.

Sonrasında ilk mahkemede tahliye olup yargılama sonucunda beraat eden onlarca öğrenci var. Ancak bu beraat ne yazık ki tutuklu kaldıkları sürede eğitim hakkında mahrum olmalarının önüne geçemiyor.”

KHK ile getirilen düzenlemeyle tutuklu bulunan öğrencilerin eğitimlerine devam etmelerinin tamamen ortadan kalktığını belirten Kaleli sözlerini şu şekilde tamamladı: “Önceden ders kitapları hapishanelere rahatlıkla alınıp, sınavlarına hapishanede ise infaz koruma memuru yahut okulunda vize ve final haftasında jandarma eşliğinde götürülüp girmeleri mümkün iken KHK düzenlemesiyle ne yazık ki eğitim hayatlarına devam edemiyorlar. Uydurma bir ihbar yahut en demokratik hakkı olan söz söyleme, basın açıklaması yapma gibi fiillerden dolayı aylarca tutuklu kalan üniversite gençliği bir de tahliye olduğunda ayrı bir mücadele dönemine giriyor. Öte yandan tahliye olduklarında okula devamsızlık nedeniyle ya okulları uzuyor yahut üniversite bünyesinde kurulan kurul kararı ile okula kabulü sağlanıp eksik kaldığı dönemi kapatarak devam etmeye çalışıyor. Bu bile başlı başına öğrenci için eziyet haline geliyor.