Eğitimci bakan beklentileri karşılayabilecek mi?

Bir eğitimcinin Milli Eğitim Bakanlığı koltuğuna oturması olumlu bir hava estirdi. Ancak Ziya Selçuk’un önünde başta liselere geçiş sistemi ve öğretmene mülakat olmak üzere çözülmesi gereken çok sorun duruyor.

Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) uzun süredir ilk kez eğitim camiasının memnuniyetle karşıladığı bir isim oturdu. Eski Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ziya Selçuk.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın devir teslim töreninde Selçuk’un iki mesajı da milyonları ilgilendirdi. İlk mesajı öğretmenlere oldu. Selçuk, 1 milyon öğretmenin temsilcisi olduklarını söylerken, bu mesaj  “sözleşmeli öğretmenlik”, “mülakat” gibi atama şartlarında öğretmenlerin eleştirilerine neden olan uygulamaların değişebileceğine ilişkin beklenti oluşturdu.

İkinci mesaj ise “Yaptığım her şey, çocuğun hukuku için, onlara hürmet içindir” sözleriyle aslında yaklaşık 18 milyon öğrencinin velisine “Çocuklarınız emanetimiz” oldu.

Başöğretmen Atatürk vurgusu da yine dikkat çeken mesajları arasında yer aldı. Selçuk, eğitimcilerin çok yakından tanıdığı bir isim.

Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı döneminde eğitimcilerle birlikteydi. Ardından Türk Eğitim Derneği (TED) çatısı altında kurulan ve eğitim sorunlarına çözümleriyle birlikte dikkat çeken “eğitim raporları” hazırlayan TEDMEM kurucularından biri ve direktörü olarak da sektörün hep içinde yer aldı.

Selçuk tüm eğitim konferanslarının da değişmez ismi. Aynı zamanda laboratuvar olarak kullandığı “özel okulu” ile de özel okulculuk konusunda da deneyim sahibi. Eğitimle ilgili yazdığı kitapları, çoklu zeka kuramıyla ilgili çalışmaları, her öğrencinin parmak izi gibi farklı olduğunu söyleyerek, kitleselleşmiş eğitim yerine bireyselleştirilmiş eğitimi savunan açıklamaları hep eğitimciler tarafından dikkate alındı.

Öğrencilere “mizaca göre eğitim verilmesi” gerektiğini söyleyen Selçuk bununla da ilgili kitapları bulunan bir eğitimci olarak söylediklerini kendi okulunda da başka özel öğretim kurumlarında da yaşama geçirdi.

Selçuk'un eğitimci kimliğinin yanı sıra kişiliğinin bir başka özelliği ise sözünü sakınmayan tavırları. Eğitim sistemindeki eleştirilerini hem katıldığı konferanslarda hem de sosyal medya hesaplarında yıllardır sürdüren bir eğitimci.

Fatih Projesi’yle ilgili “Dijital kapitalizmin yeni ATEŞ SUYU: Tabletle eğitim.”, eğitim sistemini 4’er yıllık kademelere bölen 4+4+4 eğitim sistemiyle ilgili “Üçe kadar saymayı bildiğim için 4+4+4 konusunda yorum yapamadım” mesajlarını paylaşırken, eğitim sisteminin küresel dünyanın istediği bireyleri yetiştirmekten uzak olduğuna dikkat çekti.

Eğitim konferanslarının ise değişmez ismi. Her zaman verdiği konferanslarda öğretmenlerin pür dikkat dinlediği bir isim. Sahne performansı da çok iyi. 1 saat konuştuğunda bile dinleyicilerin dikkatinin kaybolmamasını sağlayabiliyor.

Eğitim fakültelerinin 30 yılı aşkın süredir “iyi öğretmen yetiştiremediğine” ilişkin eleştirilerini de her fırsatta dile getiren Selçuk’a göre eğitim sistemi küresel dünyanın beklediği bireyleri yetiştirmekten çok uzak.

Selçuk, “19. Yüzyılın binalarında, 20. Yüzyılın öğretmeniyle 21, yüzyılın çocuklarını eğitmeye çalışıyoruz” diyor.

Katıldığı konferanslarda tüm dünyada nitelikli insan anlayışının değiştiğini ve insan kaynaklarının artık diploma, not ortalamaları gibi kriterlere değil, yetkinliklere baktığını anlatan Selçuk, gelecek için nasıl insan yetiştirilmesi gerektiğini de şu sözlerle dile getiriyor:

“Bugün çok önemsemeyen birtakım değerli beceriler mesela liderlik, girişimcilik, estetik, duyarlılık çok değerli. Bugün ilkokula başlayanlar 2040'da iş hayatına mı atılacak. Oysa bugünkü işlerin yüzde 40'ını robotlar yapacak. Ama robotların yapamayacağı iş alanları için çocukları yetiştirmeliyiz.”

Yine bir dönem direktörlüğünü yaptığı ve eğitimcilerle birlikte hazırladığı TEDMEM’in Ulusal Eğitim Programı’nda da eğitimde 3 temel sorunu şöyle sıralıyor:

"Felsefe eksikliği, bütüncül bir bakış eksikliği ile sürdürülebilir olmayan politika uygulamaları."

Selçuk bu raporun tanıtımında yaptığı konuşmada tüm bu sorunların da 6 yılda çözülebileceğini söyledi.  

Ancak bunları çözmek için 6 yıl zamanı olur mu bilinmez. Ya da bürokrasinin çarkları arasında ezilir, sistem kadrosunu oluşturmasına izin verir mi?

Ya da selefi gibi “gölge bakan” olarak kalır mı?

Bunların yanıtlarını önümüzdeki dönemde birlikte öğreneceğiz.