Eğitimde acı tablo: Türkiye’de yetişkinler okuduğunu anlamıyor, sayısal analiz yapamıyor

Yeni eğitim öğretim dönemi açıldı; Türkiye’de eğitimin insan hayatına katkıları mercek altında. OECD’nin yaptığı Yetişkin Becerileri Araştırması, dijitalleşen dünyanın ihtiyaç duyduğu temel yetenekler ekseninde ülkelerin ayakta kalabilme kapasitelerini tespit etme amacıyla yapılmış. Araştırmada temel yetenekler ise; okuduğunu anlama, matematik kavramları kullanabilme ve dijital araçlarla bilgi toplayarak problem çözebilme.

Araştırmanın en önemli verisi Türkiye’nin kendi dilinde okuduğunu anlama ve cevap vermede uluslararası ortalamanın 40 puan altında olduğu. Rapora göre 25-34 yaş arası nüfusun yüzde 50'den fazlası lise eğitimi almamış. Gençlerin yüzde 45,7'si okur-yazarlıkta en düşük seviyede. Yüzde 38'inin bilgisayar kullanım becerisi yok. Rapora göre Türkiye'de (dijital çağın ihtiyaç duyduğu seviyede) sayısal becerilere sahip olanların nüfustaki payı yüzde 1,5.

OECD tarafından yürütülen Uluslararası Yetişkin Becerilerinin Ölçülmesi Programı’nın bir ürünü olan Yetişkin Becerileri Araştırması, üç temel alanda yetişkinliklerin yeterliliklerine dair bir resim sunuyor: Sözel beceriler yani yazılı metinleri anlama, sayısal beceriler yani matematiksel kavramları kullanma ve teknolojik alanda problem çözme yani dijital ortamda bulunan dönüştürülmüş bilgileri analiz etme.

16-65 yaş aralığındaki 5 bin 227 yetişkinin katıldığı araştırmaya göre; diğer OECD ülkeleri ile kıyaslandığında Türkiye’deki yetişkinler değerlendirme yapılan her üç alanda da ortalamanın altında bir performansa sahip.

Türkiye’deki yetişkinler sözel becerilerde 227 puan ile OECD ortalaması olan 268 puanın oldukça altında görülürken, sayısal yeterliliklerdeki ortalama puanı 263 olan OECD ortalamasının oldukça altında 219 olarak tespit edildi.  

OECD uzmanlarına göre sözel ve sayısal becerilerde ortalamanın altındaki veriler, Türkiye’deki yetişkinlerin görece düşük olan eğitim düzeylerini yansıtıyor. Çünkü 55-65 yaş grubundaki yetişkinlerin yaklaşık yüzde 80’i ve 25-34 yaş grubundaki yetişkinlerin yüzde 50’den fazlası lise mezuniyetini tamamlamamış. Ek olarak, yetişkinlerin çoğunluğu teknoloji zengin ortamda problem çözme becerilerinde yeterlilik gösterememiş. Yetişkinlerin yaklaşık yüzde 40’ının hiçbir bilgisayar deneyimi olmadığını bildirdiği veya Bilgi ve İletişim Teknolojileri temel testinde başarısız olduğu da araştırmanın bir diğer verisi. 

Türkiye’deki yetişkinlerin küçük bir kısmının sözel, sayısal ve problem çözme becerilerinde yüksek yeterlilik gösterdiğini belirten araştırmaya göre; yetişkinlerin sadece yüzde 0,5 civarındaki kısmı sözel becerilerde en yüksek iki düzeyde yeterlik göstermiş. Bu oran yüzde 10,6 olan OECD ortalamasının oldukça altında.

En yüksek iki düzeyden biri olarak belirtilen Düzey 4’teki yetişkinler koşullu ve/veya çelişen bilgiler içeren karışık veya uzun metinlerdeki bilgileri birleştirebildiği, yorumlayabildiği ve sentezleyebildiği belirtilen araştırmada; bu oranın azlığı Türkiye’deki eğitim seviyesi hakkında da fikir veriyor.

Ağır ve uzun metinleri anlayabilme ve karşılık vermeyi gösteren Düzey 3’te ise Türkiye’deki yetişkinlerin oranı yüzde 11,5. OECD ülkelerinde ise bu oran yüzde 35,4.

Geniş bir yelpazede yer alan ve karmaşık, soyut veya aşina olunmayan bağlamlar içinde bulunan matematiksel bilgileri anlamayı sınıflayan Düzey 4 ise, Türkiye’deki yetişkinlerin sadece yüzde 1.5’unu kapsıyor. Bu oranın OECD ülkeleri içinde yüzde 11.2 olarak tespit edildiğinin altı çiziliyor.

Sözel veya sayısal biçimde ifade edilen matematiksel ilişkileri, örüntü ve oranları tanıyabilme, metinler, tablolar ve grafiklerdeki verileri ve istatistikleri yorumlayabilme yeteneğinin sınıflandığı Düzey 3’e ise Türkiye’den girilen oran yüzde 11.2. OECD ülkelerindeki yüzde 31,8’lik oranın üçte birine denk düşen bu oran da oldukça çarpıcı.

Araştırma; bu üç yeteneğin toplumsal cinsiyet tarafında da bakmış ve cinsiyetler arasındaki farkın, katılım sağlayan tüm ülke ve ekonomiler arasında en yüksek olduğu belirtilmiş. 

Katılım sağlayan OECD ülkeleri arasında, kadın ve erkekler sözel beceriler alanında eşit performans gösterirken sayısal becerilerde erkeklerin daha yetkin olduğu gözlemlenmektedir. Türkiye’de iki alanda da erkeklerin kadınlardan daha iyi performans gösterdiği belirtilen araştırmada; cinsiyetler arası fark sözel becerilerde 11 puan, sayısal becerilerde 27 puana ulaşmış durumda.

Araştırma şu vurguyu yapıyor:

“Türkiye katılım sağlayan ülkeler/ekonomiler arasında en büyük farka sahiptir. OECD içerisinde ortalama fark 12 puan kalmaktadır. Kadınların göze çarpan düşük performansı, cinsiyete dayalı farklılığın özellikle Türkiye’de gözlemlendiğini gözler önüne sermektedir. Türkiye’deki ve OECD ülkelerindeki erkeklerin ortalama sayısal beceri sonuçları arasındaki fark 37 puandır. Kadınlar için bu fark 51 puana çıkmaktadır.”

Türkiye’de kadınların yüzde 47’sinin ve erkeklerin yüzde 29’unun bilgisayarlarla herhangi bir tecrübeleri olmadığını ifade ettiği araştırmada, OECD ülkelerinde bu oran ortalama olarak kadınlarda yüzde 15 ve erkeklerde yüzde 14 olarak bulunmuş.

Türkiye’de sözel, sayısal ve teknoloji zengin ortamlarda sorun çözme becerilerindeki cinsiyete dayalı farklılığın özellikle yaşı ilerlemiş yetişkinler arasında gözlemlendiğine de dikkat çekilen araştırmada; “Örneğin 45-65 yaş aralığındakilerde sayısal beceriler alanındaki cinsiyete dayalı farklılık 42 puanken, 16-24 yaş aralığında bu fark 11 puana inmektedir. OECD ortalaması bu yaş grupları için 14 ve 7 puan olarak gözlemlenmektedir” deniliyor ve şu yorum yapılıyor:

“Cinsiyetle ilgili yeterlilik farklılıkları, Türkiye’deki erkeklerin kadınlara kıyasla eğitime daha iyi erişime sahip olduğunu göstermektedir. Bu durum özellikle yaşı ilerlemiş yetişkinler arasında gözlemlenmektedir. Örneğin, erkekler ve kadınlar arasında eğitime erişimdeki farklılıklar, Türkiye’de 45-65 yaş aralığında sayısal beceriler alanındaki cinsiyete dayalı farklılığın beşte birini açıklamaktadır, bu etki ortalama olarak OECD ülkelerindeki etkinin yaklaşık iki katına karşılık gelmektedir.”

Türkiye’de öğrenci başına kümülatif giderler OECD ortalamasının üçte biri oranında. 2014’te, eğitim süresine göre öğrenci başına toplam giderler ilk ve orta öğretim için 43 bin 442 dolardı. OECD ülkelerinde ise bu oran 123 bin doları aşıyor. 

Eğitime bu kadar bütçeyi ayıran Türkiye’de, AKP’li müteahhitlerin zenginleştiği ‘mega projelerde’ ise bütçe sorunu yaşanmıyor. Yakın dönemde Türkiye'nin gündemine gelen 21 mega projenin mali büyüklüğü 138 milyar doları aşıyor. Kamu ve özel sektör eliyle gerçekleştirilen projelerin toplam maliyeti 130 ülkenin milli gelirini geride bıraktı. Bu ülkeler arasında milli geliri 127 milyar dolar olan Macaristan, 82 milyar dolar olan Libya, 57 milyar dolar olan Lüksemburg, 51 milyar dolar olan Bulgaristan ve Özbekistan, 49 milyar dolar olan Uruguay, 45 milyar dolar olan Slovenya gibi ülkeler bulunuyor.

Araştırmayı yorumlayan Matematikçi Hüseyin Özkan, temel becerilerde yeterlik düzeyinin ülkelerin ekonomik ve toplumsal kalkınmasının ve uzun dönemde refah düzeyinin güçlü bir belirleyicisi olduğunu söylüyor: “Türkiye’nin yetişkin nüfusunun mevcut yeterlik düzeyinde önemli ölçüde iyileştirmeler sağlanmadan verimlilik düzeyinin artırılmasına yönelik olarak alınabilecek ekonomik ve yönetsel önlemlerin etkileri sınırlı kalacaktır. Bulgular dikkate alındığında Türkiye’de eğitimcilerin, eğitim bürokrasisinin ve siyasetin birinci önceliğinin temel becerileri geliştirmek olması gereği tartışma götürmez bir olgu olarak görülmektedir.”

Bulgulara göre, nüfusun kayda değer bir kısmının en temel düzeyde okuma yazma, okuduğunu anlama ile sayıları anlama ve sayısal işlem yapma becerilerinden yoksun olduğuna dikkat çeken Özkan; temel becerilere üst düzeyde sahip olan nüfus OECD ülkeleri ile kıyaslandığında alarm verici bir şekilde düşük oranda olduğunu vurguluyor ve “Vasat bir eğitim ve vasat nitelikte yeterliliklere sahip bir insan gücü ile refah düzeyi ancak bir noktaya kadar artırılabilir” diyor.

Bahçeşehir Üniversitesi Yapı İşletmesi Anabilim Dalı'ndan Gökhan Gelişen ise, araştırmaya ilgili bir teze imza atan ekibin içinde. Gelişen ise daha iyimser. Araştırmanın kötümser bir tablo çizse de, gelecekte daha rekabetçi bir ülke olmak için önemli veriler sağladığını söylüyor ve “Sonuçları rekabetçi bir ülke seviyesine çekebilmek için atılması gereken adımlar ortaya konmalı, kısa vadede yetişkinlerin ve yeterli süre zarfında toplumun eğitim ve yetkinlikler seviyesini üst lige taşınmalıdır” yorumunu yapıyor. “Bu gereklilikle ilgili tüm kavramsal alt yapıyı oluşturmalı ve uygun projeleri hazırlayarak kurumları bu hedeflere ulaşabilecek yapıya kavuşturmalıyız” diyen Gelişen, “Bu sonuçları iyileştirmenin tek bir yolu yok, tartışmaları ve sonuçları iyi olan ülkelerin uygulamalarını gözden geçirdikten sonra hızlıca uygulamaya geçilmelidir” diyor.


© Ahval Türkçe