Maya Arakon
Kas 13 2017

Okuduğunu anlamayan nesiller

PISA direktörü Andreas Schleicher Habertürk gazetesine verdiği söyleşide Türk eğitim sisteminin dünyaya uyum sağlayamadığını söylemiş. Schleicher ayrıca “Öğrettikleriniz artık gereksiz” demiş.

Peki bu haber neden bu kadar önemli? Çünkü PISA, OECD'nin (Ekonomik İşbirliği ve Kalkında Örgütü'nün) (OECD) "Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı."

Programın uygulandığı PISA sınavı üç yılda bir yapılıyor ve dünyanın dört bir yanındaki 15 yaş grubundaki öğrencileri değerlendiriyor. Öğrencilere matematik, fen bilimleri ve okuma alanlarında sorular yöneltiliyor.

Son yapılan PISA testinde öğrencilerle yapılan anket çalışmasıyla elde edilen sonuçlara göre Türkiye; verileri incelenen 28 OECD ülkesi içinde ‘yaşam memnuniyeti’ sıralamasında 10 üzerinden 6.12 puanla son sırada yer almış.

Öğrencilerin yaşam tatmin düzeylerine göre de Türkiye’de 15 yaş düzeyindeki öğrencilerin 28.6’sı hayatından hiç memnun olmadığını belirtmiş. Türkiye bu oranla OECD’nin yüzde 11.8’lik ortalamasını neredeyse üçe katlamış durumda.

​PISA sonuçlarına göre Türkiye'deki öğrenciler bilim, matematik ve okumada OECD ortalamasının da altında kalmış.

Sınav 72 ülke ve ekonomik bölgede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapılmış.

Türkiye 72 ülke arasında 50. sırada yer alırken, önceki testlere göre de performansı gerilemiş. Araştırmanın sonuçlarına göre Japonya, Estonya, Finlandiya ve Kanada 35 OECD ülkesi arasında en başarılı ülkeler olmuş.

Türkiye ise en alt sıralarda yer almış. Bilim alanında 20 ülkede öğrencilerin sadece yüzde 1'inden azı en yüksek notları almış ve bu ülkelerden biri de yüzde 0,3 seviyesiyle Türkiye.

Matematik alanında Türkiye'nin başarı seviyesi Birleşik Arap Emirlikleri, Moldova, Karadağ ve Arnavutluk ile benzerlik gösteriyormuş.

​Hadi bunlar “zor konular” diyerek kendimizi avutmayı deneyelim. İşin en korkunç kısmı ise şu: Okuduğunu doğru anlamada OECD ülkeleri arasında Türkiye en sonda yer alıyormuş.

Düşünün, kendi ana dilinde okuduğunu doğru anlamaktan aciz çocuklar yetiştiriyoruz. Hepinizin başına gelmiştir, sosyal medyada yazdığınız bir yorumun altına saçma sapan cevaplar gelir mesela, ve siz “yahu bu insanlar okuma yazma bilmiyor mu?!” diye kendi kendinize söylenirsiniz.

Cevabı burada işte: hayır bilmiyorlar. Daha doğrusu yazmaları var ama okumaları yok.

​Neden? E çünkü siz temel eğitim sistemini her sene değiştirip bambaşka metotlarla çocukları deneme tahtasına çevirirseniz sonuçta okuduğunu anlamayan nesiller elde edersiniz.

Hatta belki de amaçlanan budur: Okuduğunu anlamayan, söyleneni sorgulamayan, sentez yeteneği sıfır, her siyasi yalanı yutan nesiller hedeflenmekteyse, hedef başarıya ulaşmıştır. Son 15 yılda eğitim sisteminde yapılan değişikliklere bakınca tablo vahim şekilde ortaya çıkıyor:

  • 2003 yılında katsayı farkı arttırıldı.
  • 2004 yılında eğitim müfredatında değişiklikler yapıldı.
  • 2005 yılında 3 yıllık olan lise 4 yıla çıkarıldı.
  • 2007 yılında Ortaöğretim Kurumları Seçme ve Yerleştirme Sınavı (OKS) yerine 6.7. ve 8.sınıfın sonunda girilen Seviye Belirleme Sınavı (SBS) geldi.
  • 2010 yılında 10 yıldır uygulanan Öğrenci Seçme Sınavı (ÖSS) sistemini değiştirilerek. Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sistemlerine geçildi.
  • 2010 yılında SBS, 3. yılın sonunda tek sınav modeline döndü.
  • 2010 yılında tüm düz liseler Anadolu liselerine dönüştürüldü.
  • 2012 yılında katsayı kaldırıldı. İlköğretimde kesintisiz 8 yıllık sistemden vazgeçildi, 4+4+4 sistemine geçildi. Bu yeni sistemle birlikte özel okulların ve imam hatiplerin sayısı tırmanışa geçti; eğitim gericileşirken aynı zamanda eşit ve parasız eğitim tümden rafa kaldırıldı.
  • 2012 yılında Cumhurbaşkanı Erdoğan "Dershaneler kapatılacak" açıklaması yaptı. Tartışma 2014’te dershanelerin kapatılmasıyla sonuçlandı. Aşamalı geçiş sürecine göre 2018-2019 yılı sonuna dek dershanelerin özel okula dönüştürülecekleri açıklandı. Bu kapsamda dershaneler temel liselere dönüştürüldü.
  • 2012 yılında Hz.Muhammed’in Hayatı ve Temel Dini Bilgiler dersleri seçmeli ders olarak müfredata eklendi.
  • 2013 yılında ilk Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş (TEOG) sınavı uygulandı.
  • 2017'de evrim teorisi müfredattan çıkarıldı, cihat “temel ibadetler” başlığı altında müfredata eklendi. Meclis Milli Eğitim Komisyonu üyesi ve AKP milletvekili Ahmet Hamdi Çamlı, yeni müfredatın içeriğinde yer alan “cihat” kavramı için “Cihat bilmeyen çocuğa matematik öğretmenin faydası yok.” dedi.
  • 2017 yılında Erdoğan'ın emriyle TEOG kaldırıldı ve mahalleye göre okul kaydı sistemi getirildi.
  • Son 15 yılda yedi Milli Eğitim Bakanı değişti.
  • MEB bütçesinin yüzde 80'i doğrudan personel harcamalarına gidiyor. AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılında MEB bütçesinden eğitim yatırımlarına ayrılan pay yüzde 17 iken, 2017 yılı itibariyle bu oran yüzde 8.5 olarak belirlendi.
  • 4+4+4 öncesinde 2011-2012 eğitim-öğretim yılında 537 İmam Hatip Lisesinde (İHL) 268.245 öğrenci varken 2016-2017 eğitim-öğretim yılında İHL sayısı 1408’e, bu okullarda okuyan öğrenci sayısı ise 634.406’ya yükselmiştir. Açıköğretim imam hatip lisesinde okuyan 121.335 öğrenciyi de eklediğimizde, Türkiye’de toplamda İHL’lerde okuyan öğrenci sayısı 751.731’e ulaşmaktadır.
  • En son getirilen sistemde ise artık merkezi sınav olmayacak.

Öğrencinin ilköğretimde geçirdiği 8 yılın başarı ortalaması ile bir performans notu elde edilecek. Öğrencilerin performans notlarına katıldıkları sosyal, kültürel ve sportif faaliyetler de etki edecek. 8 yıllık eğitimin sonunda ortaya çıkan puanlarla öğrenci, gitmek istediği liseye göre tercih yapacak.

​Eğitim sendikaları duruma tepkili. “TEOG, PISA, YGS ve LYS sonuçlarında imam hatip okullarının 4’te birinin başarı gösterdiğini görüyoruz. Böyle yaparak yeterince dolmayan imam hatip okullarına öğrenci gönderilmesinin önünü açmak istiyorlar” diyorlar.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz'ın açıklamaları da bu iddiayı güçlendirir nitelikte. Bakan Yılmaz "Eğitim Bölgesi ve Sınavsız Mahalli Yerleştirme Sistemi'ni getirdik. Bu sistemde veli ve öğrencimiz adresine en yakın okula yerleştirilecek" dedi. Bakan Yılmaz ayrıca, "Nitelikli okullar bölümü var" diyerek diğer okulların "Niteliksiz okullar" olduğunu da itiraf etmiş oldu.

Eğitim sistemindeki sorunlar öğrencilerin yap-boz tahtasına dönüştürülmesiyle de sınırlı değil ne yazık ki. Daha ilkokuldan başlayarak çocuklara okutulan kitaplarda korkunç hikayeler anlatılıyor.

Bunun en son örneklerinden birini de "Kahkaha Gülleri" adında ilkokul 2. ve 3. sınıflar için piyasa sürülen masal kitabında gördük. Sosyal medyada paylaşılan kitaptan bir sayfada, başı kesilen bir çocuğun kazanda pişirilmesinin ardından bu görüntüyü gören kız çocuğunun hikayesi anlatılıyor.

Kitapta "Ağabeyinin eti asla ağzına değmesin" ve "Kemiklerinin hepsini topla gül ağacının dibine göm" gibi ifadeler yer alıyor.

kitap
İlkokul 2. sınıf masal kitabındaki bir sayfada, başı kesilen bir çocuğun kazanda pişirilmesinin ardından bu görüntüyü gören kız çocuğunun hikayesi anlatılıyor.

Tablo buyken PISA Direktörü Schleicher'in söyledikleri çok da şaşırtıcı değil maalesef. Schleicher ayrıca “öğretmenler ne kadar iyiyse, sistem de o kadar iyi olur. Önemli olan en yetenekli kişileri öğretmen olmaya çekmek.” demiş. Bu da başka bir yazının konusu olsun.