uygar gültekin
Kas 16 2017

Ortaöğretimde yeni sistem: Buzdağının görünen kısmı

Eski Maarif Nazırı Emrullah Efendi, "Şu mektepler olmasaydı, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim" demiş. Emrullah Efendi, 1910 yılında Maarif Nazırı olur bir sene sonra istifa eder. 1912'de yeniden aynı makama atanır. Kısa zamanda çok iş yapar…

Tevfik Fikret'i Galatasaray Lisesi müdürlüğünden alan ve aynı zamanda İlköğretim Kanunu’nu çıkaran isim olarak bilinir. Kendisi değil ama "Şu mektepler olmasaydı, ben bu maarifi ne güzel idare ederdim"  sözü her dönem hatırlardadır.

Milli Eğitim Bakanlığı, 1857’de, ‘Maarif-i Umumiye Nezareti’ adıyla kuruluyor. Osmanlı’da, eğitimin nazır eliyle yönetildiği 65 yılda, 53 nazır değişiyor.

Cumhuriyet dönemi boyunca ise 78’inci bakan şu anda koltukta. Aslında eğitim yönetimi açısından oturmuş bir sistem olduğu söylenebilir. Sürekli değişen yönetim, sürekli değişen sistem.

Türkiye, uzun yıllardır eğitim sistemi açısından, mektepler ve talebeler yokmuş gibi idare ediliyor.

Türkiye, orta öğretim kurumlarına giriş sistemini iyileştirmek adına 20 yıl içinde beş farklı sistem kullandı. Yani son yirmi yılda neredeyse hiçbir öğrenci eğitim öğretim hayatına başladığı sistemle okulunu bitiremedi. Milli Eğitim yönetimi açısından ise istikrarın devam ettiği söylenebilir. Bu 20 yıl içinde on farklı bakan oturdu koltuğa.

Temel sistem değişiklikleri dışında, sistem içinde yapılan değişiklikler, soruların değişmesi, puan türlerinin değişmesi, okulların öğrenci aldığı puan sistemlerinin değişmesi gibi onlarca değişiklik gerçekleştirildi.

Müfredat değişikliği gibi hayati değişiklikler de tam bu arada yapıldı. Sadece AKP, hükümetleri döneminde üç kez müfredat değişikliği yapıldı.

Sekiz yıllık kesintisiz eğitim, eğitim reformu gibi tartışmaların ardından 4+4+4 gibi sistemin en temelinden yapılan değişiklikleri de AKP hükümetleri döneminde tartıştık.

Şimdilerde bir daha değişti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Temel Öğretimden Ortaöğretime Geçiş Sınavları’nın (TEOG) kaldırılması gerektiği yönünde açıklamasının ardından apar topar sistem değiştirildi.

Erdoğan, ‘‘TEOG kaldırılmalı’’ açıklamasını 16 Eylül'de yaptı. Sınava hazırlanan öğrencilerin, sınav serüveni yaz aylarından başlar. Eylül ayında sınava hazırlanan bir öğrenci artık epey yol almıştır.

Kaynak kitapları alınmış, özel hocalar derslere başlamıştır. Kasım ayının ortalarında olmamıza rağmen, ortaöğretime giriş konusunda bilinmeyen onlarca şey var. Bakanlık, her gün sistemle ilgili yeni bir açıklama yapıyor.

Sınavla öğrenci alacak olan seçici okullar henüz açıklanmadı. Sınavsız giriş için en yakın beş okul açıklaması yapıldı ancak kontenjan yetersizliği durumunda ne yapılacağı belli değil.

TEOG döneminde sadece 8’inci sınıftan sorumlu olunurken şimdi yapılacak sınavda 6 ve 7’nci sınıflardan da sorumlu olunacak.

Öğrenciler, haftalardır geçtiğimiz yıllarda kaçırdıkları konulara çalışmaya başlamışken, Milli Eğitim Bakanı bu sene için sadece 8’inci sınıf konuları dedi. Yani 7’nci  sınıf öğrencileri 6’ncı sınıf konularını çalışmaya devam edecek.  Okul notlarının nasıl değerlendirileceği konusu da belirsiz.

En yakın okula yerleşeceği açıklaması ise velilerde başka telaşları gündeme getirdi. Aileler çocuğunun okulu için taşınmaya bile başladı.

Tuğçe, Çekmeköy'de oturuyor. Ailesi sınav stresi yaşamasını istemediğinden, iyi okulların bulunduğu Üsküdar veya Kadıköy'e taşınmaya hazırlanıyor.

Ancak hangi okul sınavla alacak, kontenjanlar nasıl belirlencek, en azından kendi mahallesinde istediği okula gidebilecek mi o da belirsiz. Verdikleri kiranın iki katını vermek zorunda kalacaklar.

Üstelik hangi lise nasıl öğrenci alacak henüz belirsiz olmasına rağmen kira fiyatları hızla artmış durumda. Hem anne, hem de babanın çalıştığı aile, hem taşınma hem de kira masrafını göze alabiliyor.

Ancak en büyük sorun sistemin yeniden değişebilir olması. Hiçbir garanti olmadığını düşünüyorlar. Mahalledeki lise fikri ilk bakışta velilere iyi gelse de, kalabalık olabilecek sınıflar, eğitim kalitesi gibi pek çok soru kafalarında.

Çocuğunun okulu için ilçe değiştirmek zorunda kalan veliler, farklı farklı çözümler bulmaya çalışıyor. Kardeşiyle evlerini değiştirmeyi düşünenler, bir evde iki aile yaşamayı göze alanlar bile var.

Sema hanım, Küçükçekmece'de oturuyor, kardeşi ise Avcılar'da. Avcılar'ın görece daha iyi olduğunu düşündüklerinden evleri değiştirecekler:

Eşya taşıma masrafı çıkmayacak. Sadece ufak tefek eşyalar. Zaten yabancı değil. Birkaç yıl sonra yine değişiriz.

Bazıları daha kısa süre kalınabileceğini düşünüyor. Kayıt yaptırdıktan sonra yeniden eski evlerine dönebileceklerini düşünüyorlar. İkamet başka ilçede görünecek kendileri ise evlerine geri dönecekler. Çocuklar, okul için sabahları yine uzun yolcuklar yapmak zorunda kalacak.

Türkiye'de iyi olduğu düşünülen liselerin İstanbul, Ankara ve İzmir gibi belli başlı kentlerde olduğu ve hatta bu kentlerin belirli semtlerinde yoğunluk olduğu göz önüne alındığında, iki kent arasında, iki mahalle arasında, iki okul arasında makaslar giderek açılacak.

Dezavantajlı durumda olan öğrenciler için uçurumlar büyüyecek. İstanbul'a hayli uzakta yaşayan öğrencilerin iyi liselere girmesi artık oldukça zor. Okulların kendi sınavlarını yapmak hakkı olduğu da düşünüldüğünde öğrencinin sınava ulaşması için bile ciddi çaba harcaması gerekiyor.

Mardin'den konuşan bir öğretmen, öğrencilerin karşı karşıya kaldıkları belirsizlik içinde tamamen kaybolduğunu söylüyor.

Erdoğan
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Yozgat’ta Kız İmam Hatip Lisesi’ni ziyaret edip öğrencilerle ders dinlerken...

Var olan sistemde dahi fen lisesi, Anadolu Lisesi, meslek lisesi imam hatip lisesi gibi farklılıkların iyi öğrenci kötü öğrenci ayrımı yarattığını ve bu durumun öğrencilerde kutuplaşamaya neden olduğunu söylüyor.

Yeni sisteminde bu durumun daha da ağırlaşacağından endişeli. “Öğrencilerimin kendilerine bile inancı kalmadı”

İstanbul'dan bir başka öğretmen ise öğrencilerin durumdan ne kadar bunaldığını anlatıyor. “Herkes için ipin ucu kaçmış vaziyette.”

Okulda çaresizlikten ağlayan öğrenciler olduğunu hatta bazı öğrencilerin aile baskısı yüzünden eve gitmek istemediklerini söylüyor. Bir günde sistem değiştirmenin güvensizlik yarttığını öğrenci ve velilerde endişenin büyük olduğunu anlatıyor:

Kasım ayındayız. Dersler akıyor. Zaman geçiyor. Ne sorulacak nasıl sorulacak belli değil. Üç ay sonra da değişmeyeceğinin garantisini kim verebilir. TEOG'un nasıl bir sistem olduğunu görmedik.  Öğrenciler üzerinde nasıl bir etki bıraktı.  Bilmiyoruz. TEOG devasa bir sektör yaratmıştı. Özel dersler, takviyeler derken inanılmaz masraf, zaman ve efor harcanıyordu. Sistem öğrenciyi otomatik atadığı için veliler çocuğu kötü liseye gitmesin diye dünyanın parasını harcıyordu. Şimdi de kötü okula yazdırmamak için taşınıyorlar.

Daha henüz sınav sistemini anlayamadığımız şu günlerde, okullardaki eğitimin kalitesi, müfredatın yarttığı sıkıntılar, her okulun eğitim kalitesinin arttırılması gibi sorunları tartışmak şimdilik mümkün değil.

Engelli öğrenciler, özel eğitim alması gereken öğrenciler, sanat ya da spor okullarında olmak isteyen öğrenciler, ana dilinde eğitim, gayrimüslim okullarının sorunları gibi daha pek çok konuyu konuşmak bugün oldukça lüks görünüyor. Bir günde sistem değiştiren Bakanlığın bu konularla ilgili uzun vadede bir planı olduğunu düşünmek de zor.

Eğitim Reformu Girişimi, uzun yıllardır Türkiye'deki eğitim sistemine ilişkin çalışmalar yapıyor. Gözlem raporları eğitim sisteminde neler oluyor diye kafa yormak isteyen herkes için önemli bir kaynak olma özelliğini taşıyor. Girişim, yeni sisteme ilişkin riskleri bir bir ortaya koyuyor:

  • MEB, sınavsız girilecek okulların niteliğini artırmak için hangi eğitim politikalarını uygulayacak?
  • Eğitim bölgeleri nasıl oluşturulacak? Hangi kriterler dikkate alınacak?
  • Kontenjan yetmediğinde her öğrencinin istediği okula gitmesi nasıl sağlanacak? Okulların kontenjanları artırılacak mı?
  • Dezavantajlı bölgelerdeki başarılı öğrencilerin farkına varılması ve seçici okullar sınavı sürecinde desteklenmesi için okullarda rehberlik sistemi ve öğretmenler eş zamanlı olarak güçlendirilecek mi?
  • Güçlendirme için ne tür somut adımlar atılacak ve stratejiler geliştirilecek?
  • Özel okullar kendi sınavlarını yaptığı takdirde lojistik sorunu nasıl çözülecek? Lojistik sorununun fırsat eşitliğinin önüne geçmesi nasıl engellenecek?

Girişim, eğtim sisteminde esas sorunların 20 yıldır yerinde durduğuna dikkat çekiyor. Ana sorunlar var oldukça yapılan sistem değişikliklerinin aksamaya devam edeceğine işaret ederek bu tür değişikliklerin verilere dayalı ve sürece yayılarak yapılması gerektiğini  belirtiliyor.

Eğitim politikalarını belirleyenlerin bugünlerde pek gündeminde olmayan bir noktaya değiniyor. Öğrencilerin iyi olma hali:

Nitelikli eğitime erişim sınırlı olduğu sürece, rekabetçi olmayan ve öğrencilerin iyi olma halini destekleyen bir geçiş sistemi ve ortaöğretim süreci tasarlamak olanaksızdır. Nitelikli eğitim veren ortaöğretim kurumlarının sayısı artırılmadığı ve okullar arasındaki nitelik farkı azalmadığı takdirde, yeni sistemin var olan sorunları tekrarlaması kaçınılmazdır.

Eğitim Reformu Girişimi, hazırladığı raporda, okullardaki nitelik artışının MEB'in 2011'den bu yana öncelikli politikalarından olmadığını belirtiyor.

PISA Direktörü Andreas Schleicher, Habertürk gazetesine verdiği röportaj okunduğunda Milli Eğitim sistemini yönetenle acaba aynı dünyada mı yaşıyor diye düşünüyor insan.

“İyi eğitim sistemleri, her öğrencisini başarıya götürenlerdir” vurgusu tam olarak Türkiye'de hükümetlerin uzun yıllardır yapmadığı şeyi tarif ediyor.

“Eğitim sisteminde de her zaman değişiklikler yapılabilir. Ama devamlılık ve tutarlılık çok önemli. Öğretmenlere her gün yeni bir şey anlatırsanız, bir gün hiçbir şeye inanmaz hale gelirler” tarifi ise bugünlerde içinde bulunduğu durumu tarif ediyor. Öğretmenler, öğrenciler ve veliler olarak eğitim sistemine tamamen inancımızı yitirmiş durumdayız.