bircan
Kas 09 2017

Ekim Devrimi’nin 100. yılı başka bir dünya mümkün!

Hayallerinize engel olanları çevrenizden uzaklaştırın demişler. Hatta mümkünse hayatınızdan çıkartın..  Ne de güzel demişler.. “Bizim bir hayalimiz var” dediler.

Hep düşlerinde olan ama bir türlü gerçekleştiremedikleri bir hayaldi bu. Bütün halkların yan yana, kol kola durduğu, eşit ve özgür biçimde kendini ifade ettiği, dengbêjlerin kilamlarının bozlaklara karıştığı, horonla halayların bir arada çekildiği, semaha duranların sema dönenlerle aynı ritimde hakka ulaştığı özgürlükler ülkesiydi hayalleri. 

Halklara ve ezilenlere yöneltilen tüm haksızlıkları ortadan kaldırmak, barış içinde ve insanca yaşanabilecek bir Türkiye’yi kurma hayali. Bu hayalden korkanlar, insanları zindana atarak, iradesini yok sayarak susturmaya çalıştı. Oysa ki onları diri tutan hayallerini tutsak edemeyeceklerini bilemediler.

Onlar tutsak ettikçe, şiir oldu, resim oldu, öykü olup gökyüzüne ulaştı. Onlar hayallerine engel olmak isteyenlerden uzak durdular. Hiç kimse ve hiçbir güç bu özgürlük hayaline engel olamadı. 

HDK şimdi de bu hayalin tarihsel mirası olan Ekim Devrimi’nin yüzüncü, Kapital’in yazılmasının yüz ellinci yılı dolayısıyla “Kapital’den Ekim Devrimi’ne, Ekim Devrimi’nden Devrimlere sloganıyla” sempozyum düzenliyor. 

ekim devrimi

 

10-12 Kasım tarihleri arasında devam edecek sempozyumda “Ekim Devrimi ve Güney Asya'da Anti-Kolonyal Hareketler”, “Kapital ve Ekim Devrimi, Filipinler Devrimine Etkileri”, “Zapatistaların 33 Yılı”, “Rojava’da Halk Devrimi” gibi pek çok konu başlığı tartışılacak. 

Elit World Otel’de yapılacak sempozyumda; Radha D’Souza, Jose Danilo Borjal, Metin Yeğin, Sibel Özbudun, Haluk Yurtsever, Melda Yaman, Ertuğrul Kürkçü ve Metin Kahyaoğlu gibi isimlerin yanı sıra bir çok katılımcı yer alırken; Rojava Devrimini anlatmaları için Foza Yusıv, İlham Ehmed, Aldar Xelil ile video konferans yöntemiyle katılacak. 

Konuya ilişkin görüştüğümüz HDK Eş Genel Sözcüsü Gülistan Koçyiğit hayal ettikleri Türkiye'nin gerçekleştirilmesi için somut adımlar için harekete geçtiklerini söyledi.

gülistan
HDK Eş Genel Sözcüsü Gülistan Koçyiğit

Öncelikle Türkiye’de devrime dair, yeni yaşama dair küllenen umutları yeşertmesini umuyoruz. Tarihsel süreçlerden ve geçmişten bağımsız bir mücadelenin parçası değiliz. Geçmişte mücadele edenlerin tarihiyle bugün ayaktayız.

Oranın devrimsel kazanımları mücadele etmemiz için, geleceğe dair umutlarımızı diri tutmak için  bize ilham ışığı oluyor. Bunu yeniden ele almak istedik. Sonuçta Kapital dediğimiz şey solun bütün düşünsel dünyasını şekillendirmiş ve Marksizme kaynaklık etmiş bir eser ve bunun Ekim devrimiyle çok güçlü bağı var.

Ama Ekim Devrimi’nin de işçi sınıfının mücadele tarihinde bir kırılma noktası, bir eşik olduğunu düşünüyoruz. Gerçekleşmeyeceğini düşündüğümüz, o ezilmişlik hallerimizin bir kadermiş gibi yaşandığı yerde aslında devrimsel sürecin gelişebildiğini ve işçilerin, ezilenlerin, bir başka toplumda, bir başka yaşamda da var olabileceklerini göstermesi açısından çok önemli. Bu gün itibariyle o devrimsel süreci ileriye taşıyamamamız, bir dünya devrimiyle taçlandıramamış olmamız hepimiz açısından ezilmişliklerimize de kaynaklık oluşturuyor.

Ekim devriminin olumlu yönlerinin bütün ezilenler için ilham alınıp öne çıkarılması gereken yönlerini görmek istediklerini ifade eden Koçyiğit, aynı zamanda  bütün o devrimsel süreçlerde nasıl hatalar yapıldığını masaya yatırmak istediklerini söyledi.

Koçyiğit sözlerini şöyle sürdürdü: “Neleri eksik bıraktık ki bugün yeniden kapitalizm denilen o büyük dişlinin altında bir şekilde işçi sınıfı hala eziliyor. Ya da ezilenler halen hak mücadelelerini dünyanın birçok yerinde yükseltmek durumunda kalıyorlar. Biraz bunlardan dersler çıkartmak, her birimizin kendi şahsında öz eleştirisini yaparak yeni süreci de daha iyi bir şekilde örgütlemek istedik. Gerçekçi bir yaklaşımla, bütün bu süreçlerin okuyan- yazanlar tarafından ortaya konulması ve dinleyicilerin her birinin kendisine bunlardan pay çıkartarak bu mücadeleyi devam ettirmesi yönünde bir yaklaşımımız var.” 

“Sovyetlerin çözülmesinden sonra devrimler çağı bitti. Artık kapitalizm dünyadaki tek egemen sistem. Bunun karşısında hiçbir sistem var olamaz. İşçi sınıfı yenildi, sosyalizm yenildi” meselesini de bir başka boyuttan ele almak istediklerini ifade eden Koçyiğit,  “Hala dünyada devrimler oluyor. Ve bu devrimler eski devrimlerin üzerine yeni bir şeyler koyarak devam ediyor. Yani durağan, monoton bir çizgide değil, devinimsel bir şey. Sürekli yeni birikimler ekleniyor. Eksik yönler tamamlanarak yeni bir devrimsel süreç harekete geçiyor. Biz bunun da aslında işçi sınıfı tarafından, ezilenler tarafından çok algılanmadığını, bu umutlu durumu çok da göremediğimizi düşünüyoruz”.

ekim devrimi

 

“O kadar fikir öznelliklerimize, olumsuz durumlara saplanmışız ki umut veren yerlere de yüzümüzü dönemiyoruz” diyen Koçyiğit, içinde yaşanan tarihsel kesit itibariyle gerçekleşen o büyük devrimlerin farkına varamadıklarını ve  bunu açığa çıkartmak istediklerini ifade etti. Koçyiğit, “Devrimi düz bir çizgi olarak, bir tarihin değişimi,  bir iktidarın el değişimi olarak değil bir süreç olarak ele alma gibi bir yaklaşımımız var.” dedi. 

Solun farklı yelpazelerinde olan herkesin yan yana geldikten sonra ortak hedefe doğru asgari müştereklerde yürüyebilmesi gerektiğini söyleyen Koçyiğit sözlerini sürdürdü:  “Fikirsel bir beşiklik yapmalı. Şu anda fikri ve düşünsel bir yavanlık var. Tek tipçilik dayatılıyor ve toplum üzerinde çok ciddi bir baskı var. Onun için sol da eskisi gibi hem kendi içerisinde hem de iktidarla düşünsel bir tartışma sürecine giremiyor. Bu nedenle sözünü söylemeye bir mecra bulamayanlar için bir fikri odak olma yönünde bir derdimiz var. Bütün bu fikirsel, düşünsel şeyler bizi besliyor ama aynı zamanda Türkiye sol siyasetinde de etkili olacağını düşünüyoruz.”

Ekim devriminin yeniden okunduğunda ne kadar zorlu olduğunu ve ne kadar inançla yürütüldüğünü gördüklerini söyleyen Koçyiğit, “Mesele inanmakla başlıyor. Biz başka bir dünyanın mümkün olacağına inanıyoruz ve son ana kadar da bunun için her birimizin mücadele etmesi gerekiyor. Var olanın aslında bir anormallik olduğuna, insan doğasına, yaşama,  dünyanın varoluşuna aykırı olduğunu gördüğümüz an aslında başka bir şey için çaba sarf etmeye başlıyoruz. O farkına varma anını ya da hissetme eşiğini topluma yaygınlaştırmak gibi genel bir tutumumuz var. Bunu ne kadar ne kadar çok insan fark ederse o kadar çok insanın arayışı olacak ve bunu değiştirmek için adım atacak, çaba içerisine girecek. Ve biz o zaman daha hızlı bir şekilde yeni bir yaşama kapı aralamış olacağız.”