2020’ye kadar mabadımızın üstüne oturamayacağız

Bendeniz neo-faşist, kapitalist sistemin şişman kompradorlarının poposunu yalayarak zengin olan bir çopar olarak serbest piyasa sistemine tek laf söyletmem—sözleşmem yasaklar. Vatandaş, emekçi, emekli acında ölsün varsın, yeter ki, serbest piyasa tüm müesseleriyle çalışsın,  zengin servetine servet katsın.

Serbest piyasa yeryüzüne dilimlenmiş satılan ekmekten sonra Odin’in hediye ettiği en mükemmel icattır. Başarılı olanları ödüllendirerek ekonominin kıt kaynaklarını (kıt çünkü hepsini ben gasp ettim) en verimli alanlara yönlendirir, adil fiyatı belirler,  üretim-tüketim, çalışma-istirahat tercihlerini doğru yönlendirir, sivilce, kabızlık ve ürtikere de birebirdir. Doğanın en güçlü antibiyotiği ve antioksidanıdır. En önemlisi Fevkalade Özel Şahsiyet gibi anakarnından Odin’in armağan ettiği nadide becerileri hayat boyu edindiği tecrübe ve donanımla bezeyip  sermaye odaklarına hizmet satan bir çakal için serbest piyasa mükemmel bir av sahasıdır. Sosyalizm filan almayayım.  Sabah, öğle, akşam ve sahurda serbest piyasa pilavı verin, doyayım.

Bu nedenle sevgili vatanım ve avlanma alanım Türkiye’nin değerli hükümetim tarafından adım adım serbest piyasa ekonomisinin dışına itilmesini esef ve hüzünle seyrediyorum. Bakın, FÖŞ realisttir ve kapitalist sömürgecilerin çok kaprisli alıcılar olduğunu bildiği için ikincil pazar olarak siyasetçileri yalamayı da iş modeli olarak benimsemiştir.  Demokratik bir hükümetin anketlerde  Fenrbahçe’den daha feci irtifa kaybederken seçim kazanmak için en çaresiz manevralar dahi yapmasını da hoşgörüyle karşılamaktadır. Zaten, Gerçek Efendisi IMF’nin gelmesini İngiliz  İpiyle çektiği için bu çaresiz çırpınışların kış aylarında ekonomiyi iyice batırması da onu fevkalade keyiflendirmekte ve tazıya kaç, tavşana tut derken hem nalına hem mıhına, bir taşla 3 kuş birden vurmaktadır.

İşin esası şudur. Bugünlerde pro-aktif ve pre-emptif icraatlarıyla öne çıkarak özel sektörde pişen pırlanta gibi yetenekleri bakan yapmanın Reiz’in en ustaca hamlesi olduğunu bizzat ispatlayan  Çok Sevgili Ticaret Bakanımız Ruhsar Pekcan “500 milyon adet üründen temsilen alınan numuneleri gönderdiklerini ve test sonunda 14 milyondan fazla ürünün Türkiye’ye girişinin engellendiğini” belirtti.

Sayın Pekcan’dan önce bakan  olan şahsiyet herhalde bir muhalefet partisi mensubuydu ki bu kadar hileli malın Türkiye’ye girip DNA’mızı bozmasına izin verdi..Ne dersiniz?  FÖŞ ne der bilir misiniz?  Vergi dışı gümrük engelleri ile ithalatın önünü kesmek der.

Sayın Pekcan Türkiye’de enflasyona karşı açılan cihata da ön saflarda cansiparane neferlik etmektedir… Aynı basın açıklamasında göğsü gururla kabararak ilan etmiştir:

“Bakan Pekcan, döviz kurundaki yükseliş gerekçe gösterilerek yapılan haksız fiyat artışı kapsamında 81 bin 666 ürünün denetlendiğini ve 1612 ürünün etiketlerinde ilgili mevzuata ayrılıklar tespit ederek idari para cezası verildiğini söyledi”.

Yani fahiş zam oranı %2 civarındadır. Bir başka deyişle, fahiş zam denetimi kisvesi altında özel sektörün valdesi iğfal edilmekte, esnaf canından bezdirilmekte ve göz dağı verilmektedir.

Vatan hainlerinin yuvası ve Üst Akıl’ın finanse ettiği Wikipedya biz tarihin tozlu sayfalarına götürür: “Vatan Cephesi, Demokrat Parti iktidarı döneminde başbakan Adnan Menderes tarafından kurulan siyasi oluşum. DP’nin il ve ilçe teşkilatları ile gençlik kollarını bir araya getiren oluşumda, DP destekçilerinin isimleri radyodan düzenli olarak halka açıklanmaktaydı. Bunun yapılmasındaki amacın gitgide güçlenen muhalefete karşı gövde gösterisi yapmak olduğu ve halkı kutuplaşmaya ittiği iddia edilmiş, bu uygulama 27 Mayıs 1960 Darbesi’nin de önemli gerekçelerinden biri olmuştur”.

Bugün Vatan Cephesi’nin yerini dükkanın camına Gönüllü İndirim Kampanyasına Katıldık afişleri asan firmalar almıştır. İsterseniz katılmayın. Gönüllünün alternatifi, fahiş zam yaptın gerekçesiyle gece-gündüz denetim yemektir.

Sevgili Hazinemiz öylesine bir tasarruf yapmıştır ki, Kasım ayında 3 ihaleyi iptal etmekle kalmamış, diğer üçünde de yüksek faiz teklifi atanları Osmanlı Şamarıyla rezili rüsva etmiş ve faiz denen Şeytan’ı  Cehennem’in dibine kovalamıştır.  Halbuki 2019 bütçesinde gelir hedeflerinin tutmasına kesinlikle imkan olmadığı için, 2 ay sonra kasketi elinde borç dilenmek için dünya ve banka turuna çıkacaktır.

Pek, o zaman niye şimdi fırsatı varken borçlanmamaktadır?  Sebebini değerli meslektaşım ve büyüyünce kendisi gibi olmayı hayal ettiğim  SABAH yazarı Dilek Güngör iki gündür köşesinden bizlere nakletmektedir:

“Hazine, piyasaya bıraktığı parayla bankaları likidite açısından rahatlattı. Bankaların, Merkez Bankası’ndan daha az para alması anlamına gelecek bu yeni stratejiyle yaratılan kaynağın reel sektöre dönmesi bekleniyor. Analistler, bankaların 18 milyar liralık likiditeyi kredi olarak piyasaya vereceğini belirtiyor. Hazine’nin bu adımının kredi faizlerini de düşürmesi bekleniyor”.

Yeni Şafak da hemen yırtık tayttan çıkan çifte kestane gibi lafa atılarak “he ya” demektedir:

“Yüksek faizlerin etkisi bir miktar kırıldı. Yüzde 26’dan dönen Hazine’nin borçlanma faizi yüzde yaklaşık 7,2 puanlık gerilemenin ardından yüzde 18,79’a düştü. Kamunun borçlanması bütün vadelerde yüzde 20’nin altına geriledi. Ancak yıllık maliyeti yüzde 35 civarında seyreden konut, araç ve tüketici kredileri el yakmaya devam ediyor. Birçok sektörün gözü inmesi beklenen kredilerde”.

Doğal olarak bu faiz indirimleri tamamen gönüllü olacaktır. Bankalara telefon üstüne telefon açılıp “İndirin ulan, indirmezseniz biz sizi indireceğiz” dendiğini söyleyen müfteri oğlu müfteridir.

Bu girişimler 1-2 ay suni bir rahatlık belki sağlar, bence sağlamaz, ama neyse. Ardından şunlar olur:

  • İthal mal karaborsaya düşer, ya da üretici Türkiye’ye mal göndermez,
  • Esnaf dükkan kapatır,
  • Kıymetli mal rafta bulunmaz, tezgah altında satılır,
  • Banka kredi faizini düşürür, ama kredi vermez,
  • Mevduat faizini de düşürür, düşürünce de vatandaş dolara kaçar.
  • Hazine bol bulamaç itfa yapınca para krediye değil dövize gider ve Tansu Çiller Hanım’ın kulaklarını çınlatırız.

Serbest piyasa bir ekonomiyi yönetmek için icat edilmiş en bet mekanizmadır. Maalesef, daha iyisini bulamadığımız için katlanıyoruz. Ankara’da hepsinin aklını toplasan 2 kestane kabuğunu doldurmayacak bir dizi siyasetçinin ondan daha iyisini  bulup seçime kadar idare edeceğini düşünmeleri hakkaten komiktir.

İdare etseler dahi, seçimden sonra bizi öyle bir “gönüllü” yapacaklar ki, 2020’ye kadar mabadımızın üstüne oturamayacağız.


Bu yazı Para Analiz'den alınmıştır.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar