ABD-Türkiye krizi, Erdoğan’ın en zayıf noktasını ortaya çıkardı

Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan kriz Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Aşil topuğunu (zayıf noktasını) ortaya çıkardı: ülkesinin cari işlem açığını.

Türkiye'nin açıklarını finanse etmek için kullandığı kısa vadeli portföy girişleri, 2017 yılının son iki ayında sermayenin yurtdışına akışına dönüştü, en son ödemeler dengesi verileri gösteriyor; bu, boşluğu kapatmak için Merkez Bankası’nın kendi döviz rezervlerini kullanmak zorunda kalması anlamına geliyor.

ABD’nin Suriye’deki Kürt militanlarına verdiği destek nedeniyle çıkan ve Türkiye’nin komşusunu işgal etmesiyle sonuçlanan ağız dalaşı ile Amerika Birleşik Devletleri’nde görülen bir Türk bankacılar ile üst düzey hükümet yetkililerinin ABD’nin İran’a yönelik yaptırımları delmesiyle suçlandığı dava nedeniyle Ankara ve Washington arasındaki siyasi gerilim hiç görülmemiş bir boyuta ulaştı.

Londra merkezli Nomura’nın yükselen piyasa ekonomisti olan İnan Demir yurtiçine akan sermayenin kurumasının “dış politikada yaşanan gerginliklerin yavaş yavaş ödemeler dengesi üzerindeki dengesini gösterdiğini” söylüyor, “Merkez Bankası rezervlerinin pek de güçlü olmadığını göz önünde bulundurulursa, uluslararası gerginlik dönemi yenilenerek uzarsa  Merkez Bankası’nın dış açıkları finanse etmesi mümkün olmayacaktır”.

Merkez Bankası’nın çarşamba günü açıkladığı veriler, 2017'de cari işlem açığının yüzde 42 artış göstererek 47,1 milyar dolara fırladığını gösterdi. Bu oran, ekonomik üretimin yüzde 5,6'sına tekabül ediyor ve gelişmekte olan ülkeler arasında en yüksek oran. Sadece Aralık ayının açığı 7.7 milyar dolar ki bu da Aralık 2013’ten beri tek bir ayda görülen en yüksek rakam.

Aynı zamanda Kasım ve Aralık ayında toplam 341 milyon dolar değerindeki portfolyo yatırımı da yurtdışına aktı. Banka verileri, son iki aydaki 5.3 milyar dolarlık girişe karşı yatırım kaçışını ortaya koyuyor.

İthalattaki artışla birlikte, yurtdışından sağlanan fonlardaki duraksama, Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin 4.1 milyar dolarlık seviyesini Kasım ayında, 8.6 milyar dolarlık seviyesini de  Aralık ayında cari işlemler açığının finansmanında kullanmak zorunda kaldığı anlamına geliyor.

Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan krizin az da olsa azaldığını gösteren bir işaret olarak ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson Perşembe günü, üst düzey hükümet yetkilileriyle görüşmek için başkent Ankara’ya geldi. Ankara’daki Cumhurbaşkanlığı sarayında Üç saatten fazla bir süre boyunca Erdoğan ile yaptığı görüşmeye sadece Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu katıldı ve çevirmenlik yaptı. Görüşmenin ardından basına hiçbir açıklama yapılmadı.

Bu hafta başında, Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri’ni, eğer Suriye’nin Menbiç anklavını, İslam Devleti’ne (IŞİD) karşı savaşan Kürt militanları eğitim silahlandırdığı bölgeyi terk etmediği takdirde “Osmanlı tokadı yedirmekle” tehdit etmişti. 

Erdoğan Amerika Birleşik Devletleri’ni Kürtlere destekleri nedeniyle defaatle silahlı bir çatışmayla tehdit etmişti.

Washington, ABD ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak tanınanTürkiye merkezli militan örgüt Kürdistan İşçi Partisi (PKK) ile ilişkili olan Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) Suriye Demokratik Güçleri'nin bir parçası olarak eğitip destekliyordu.

Türkiye, özerklik arayışındaki PKK ile 30 yıldır savaşıyor, bu savaşta çoğunluğu Kürt olan 40 bin kişi hayatını kaybetti ve Türkiye YPG’nin bu örgütten ayrı tutulamayacağını söylüyor. 

Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan kriz ve bunun sonuçta sermaye akımlarına etkisi, Erdoğan'ın erken seçimlere dikkat ederek ekonomiyi canlandırmaya, ithalat talebini artırmaya ve cari işlemler açığını daha da genişletmeye yönelik önlemleri ilerletmeye başladığı bir dönemde geliyor.

Londra merkezli varlık yönetim şirketi BlueBay Varlık Asset Management’ın kıdemli yükselen piyasa ekonomisti Tim Ash cari açığın “Türk ekonomisinin karşısındaki sorunların ve risklerin altını çizdiğini” söylüyor, “Yüksek petrol fiyatları da açıkça bu duruma yardımcı olmuyor.

Bunun kimsenin kaçınamayacağı bariz bir sonucu olarak ekonomi, erken seçimleri hızlandırmak için rayından çıkarıldı ve Star Trek hayranlarının da çok iyi bildiği gibi, bu durum çok uzun süre ederse ateş alacak. 

Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri ile arasındaki gerilimde geri adım atmadığı takdirde bilinçsizce liraya yüklenebilir ya da iç talebin önemli ölçüde yavaşlamasına neden olabilir, böylelikle çok dikkatli hazırladığı ekonomik planları bozabilir.

Demir, Erdoğan'ın ekonomiyi yavaşlatmaya gönülsüzlüğü göz önüne alındığında, ABD ile olan siyasi gerginliklerin artmasının, cari işlemler hesabında öngörülen bir ayarlama yükünün önce Lira’ya daha sonra iç talebin üstüne bineceği anlamına gelebileceğini söylüyor.

Türkiye Merkez Bankası’nın net döviz rezervi sadece 32.9 milyar dolar. Bankaların zorunlu döviz karşılıklarını da içeren brüt rezervi de 116 milyar dolar. Bunlar 6 aylık ithalatı -ekonomistlerin bir ülkenin döviz pozisyonunun gücünü belirledikleri temel ölçü- karşılamıyor.

Ayrıca önümüzdeki 12 ay içinde olgunlaşan 170 milyar dolarlık dış borcun çok altında kalıyorlar. 

Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan siyasal kriz çoktan Ekim ve Kasım aylarında liranın gerilemesine neden oldu. Lira dolar karşısında rekor seviyede düştü, Kasım ayında bir dolar 3.96 liraya karşılık geldi. Kayıpların büyük bir kısmı, ABD’nin Türk polisinin konsolosluk çalışanlarından birinin terör suçlamasıyla gözaltına alınmasına tepki olarak 8 Ekim’de Türk vatandaşları için vize uygulamalarını askıya alması nedeniyle yaşandı.

Kriz çözülmeseydi daha da fazla ABD yaptırımı olabilirdi. Geçtiğimiz hafta Senato Dışişleri Komitesi'nin Türkiye hakkındaki görüşmelerine yaptırımlar konusunda uzman bir Hazine yetkilisinin katılması alışılmadık bir gelişmeydi ve olası finansal ve ekonomik tedbirler karşısında yeni bir ABD menfaati bulunduğunun işaretini verdi.

ABD’nin 2003-2005 arasında ABD Büyükelçisi olan Eric Eldman ile Hillary Clinton’ın eski politika danışmanı Jake Sullivan bu hafta Politico’da yayınlanan makalelerinde Türkiye’nin kontrolden çıktığını, Erdoğan’ın dizginlenebilmesi için Türkiye bankalarına, yolsuzluk yapan yetkililere ve savunma sanayine yönelik yaptırımların masada tartışılması gerektiği önerisinde bulundu.

Türkiye Rusya ile, ABD’nin yaptırım listesinde olan Rus şirketten S-400 füzesi alma konusunda anlaşmaya vardı, bu da Türkiye’nin bu anlaşma nedeniyle yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceğini gösteriyor.

Türkiye ekonomisinin sağlığını petrol fiyatlarındaki artış da tehdit ediyor. Varil başına Brent ham petrol fiyatı Haziran ayında 45 dolarken 63,3 dolara yükseldi. Türkiye’nin neredeyse tüm petrol ve gaz ihtiyacını ithal etmesi malların maliyetinde bir artışın otomatik olarak cari hesaba yansıyacağı anlamına geliyor. Doğal gaz ithalat sözleşmelerinin birçoğu da ham petrol fiyatına dayanıyor.

1 Şubat’ta Goldman Sachs,  küresel talebin artmasını ve OPEC'in arzın azaltılmasını gerekçe göstererek petrol fiyatına ilişkin tahminlerini üç ve altı ayda 75 dolar ve 82.50 dolar seviyesine yükseltti. Suudi Arabistan Enerji Bakanı Khalid al-Falih Çarşamba günü OPEC ve müttefiklerinin, küresel talep arttıkça üretimde kesintileri sürdürmeyi planladıklarını açıkladı. Al-Falih koalisyonun “2018 boyunca bu politikaya sadık kalacağını” söyledi.

Reuters’te bu hafta yayınlanan bir röportajda Başbakan Yardımcısı ve Erdoğan’ın ekonomi konusunda en kıdemli bakanı Mehmet Şimşek hükümetin 2018 yılı boyunca, ekonomik büyümeyi teşvik etmek için cari işlemler açığının kontrol altında tutmaya öncelik vereceğini söyledi.

Amerika Birleşik Devletleri ile yaşanan kriz çözülmedikçe ve yabancı fonlar Türkiye'nin tahvil ve borsalarına daha yüksek rakamlarda akmadıkça bu taahhüt yerine getirilemeyecek. Aksi takdirde, hükümetin elinde ekonomideki acı verici bir düzeltmeyi önlemek için çok az sayıda araç var.