'Arka kapıdan dolanarak yapılan işler' üzerinden FT gibi gazetelere manşet oldukça

Türkiye finans piyasalarında son bir haftadır yaşananlar ve olayların merkezinde hükümetin yabancı yatırımcılara “çektiği swap operasyonu” oldukça detaylı yazıldı, çizildi.  22 Mart itibarıyla başlayarak ancak üç gün devam ettirilebilen bu operasyonun, Türkiye’nın yüklü dış finansman ihtiyacı veri iken neden ve nasıl planlanabildiğini, uygulanabildiğini akılla kavrayabilmek hala çok zor.

Hatırlanacağı üzere Türk lirasının değer kaybı döngüsü, Merkez Bankası'nın rezervlerinde 15 Mart ve önceki iki haftada 5.5 milyar dolar kayıp yaşandığı rutin banka açıklamaları içinde ortaya çıkınca, yeniden ivme kazanmıştı.

Merkez Bankası'nca adı gizli bir kişiden gelen açıklamanın matematiği, rezervdeki kayıp miktarı ile örtüşmeyince, zaten var olan şüpheler yatırımcıların lira satışını güçlendirmişti. Söz konusu şüphe, bir süredir lirayı seçim öncesi istikrarlı tutmaya çalışan kamu bankalarının, Merkez Bankası'nın rezervlerini kullanarak dolar satışı yaptığı yönündeydi.

Buna ek olarak son altı aydır yerli yatırımcıların döviz mevduatlarındaki istikrarlı artış, yerel seçimlerin son dönemecinde tempo kazanıp da döviz mevduatları tarihi zirvelere ulaşınca, dolar/TL hızla 5.90 sınırına dayanmıştı.

Ekonomik kırılganlıkların varlığını kategorik olarak reddeden, sert ekonomik daralmaya bağlı cari açıktaki eşit sertlikteki düşüşü “normalleşme” adı altında pazarlamaya çalışan hükümet ise, liranın değer kaybına bir suçlu aradı.

Türk halkı açısından ekonomik gidişatın barometresi sayılan liranın değer kaybına tam da seçim arifesinde katlanmak istemeyen AKP hükümeti ise, işte muhtemelen Merkez Bankası'na verdiği direktifle bu akıllara zarar swap operasyonu işine girdi.

Üç uzun gün buyunca açık pozisyonlarını kapatma imkanı tanınmayan yabancı yatırımcıların zararları ve sesleri yükseldiğindeyse, Türkiye ekonomisinin gerçek finasörlerine karşı dayanamayan hükümet sonunda bu swap sınırı komedisinden vazgeçmek zorunda kaldı.

Kaldı ve gecelik swap lira faizleri normalleşti ama hasar gerçekten çok büyük.

Dün gece NTV ekranlarından Sayın Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’ın açıklamaları arasında dikkat çeken sözlerden bir kısmı, yabancı yatırımcıların Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kullandığı terminoloji ile “terbiye” edilmesinden duyulan memnuniyet üzerineydi.

Mali piyasaların temel direği olan beklentilerin farklılığı üzerine oluşan açık pozisyonlardan kâr etme mekaniğinin nasıl düşmanlıkla bir tutulduğunu Sayın Albayrak’tan dinleme şansımız oldu. Albayrak’a göre seçim öncesi spekülasyon yaparak lira açık pozisyonu yaratan “birkaç adı lazım değil banka”, açık pozisyonları üzerinden swap piyasasında sıkıştırılmış ve zarar ettirilmişti.

Spekülasyonun, Türkçe'yle beklenti farklılıklarından oluşan pozisyon farklılıklarının, finansal piyasaların omurgası oluşunu; Türkiye dahil dünyanın hiçbir yerinde kanunen yasak olmadığını bilmem bir kez daha vurgulamaya gerek var mı?

Sayın Albayrak, Londra para piyasalarının önemli olduğunu sözlerine eklerken, ancak madem davranışları bu şekilde o zaman “İstanbul Finans Merkezi” projesini hayata geçirerek spekülasyonların, açık pozisyonların önüne geçecek şekilde işlemlerin Türkiye’ye kaydırılması gereğinden bahsetti. Başarılar ve kolaylıklar dilemek gerek kendisine; çünkü piyasa mekanizmasının işlemesine engel olunan tüm piyasaların, yabancı yatırımcılar açısından tercih edilmeyeceği net bir gerçek.

Tüm bu konuşmalar, tartışmalar yabancı basında çoktan “Türkiye’de sermaye kontrolleri” ya da “Merkez Bankası'nın kamu bankaları üzerinden AKP hükümetinin direktifi ile lirayı desteklemek için gizli döviz satışı” başlıkları ile yer buldu. İddiaların doğru olup olmadığının da, gelinen aşamada fazla önemi yok.

Bugünün Financial Times’ında en dikkat çekici manşetin Türkiye Merkez Bankası'nın rezervlerindeki 10 milyar doların erimesi oluşu, işte yapılan bu zincirleme hataların bir sonucu.

Sayın Albayrak, seçimin ardından gelen uzun seçimsiz yılların reform yapabilmek için konforlu bir dönem olduğunu; 8 Nisan’da reform programının detaylarının açıklanacağını ve ardından kapsamlı yurtdışı turlarla (roadshow) Türkiye’nin yeni döneminin, reform çabalarının PR’ının yapılacağını da açıkladı.

Geçen haftadan beri yaşanan swap operasyonu yanında, Merkez Bankası'nın son üç haftada rezervlerinin 10 milyar dolar (!) eksilmesinin, Financial Times gibi dünyada en çok okunan gazetesinde sekiz sütuna manşet olmasının  işlerini ne kadar zorlaştırmış olduğunu, Sayın Bakan söz konusu toplantılarda birinci elden anlayacaktır.

Türkiye bu şekil saydam olmayan, piyasa kurallarına uymayan, “ben yaptım oldu” tipi operasyonlarla, sevgili Uğur Gürses’in tanımıyla “arka kapıdan dolanarak yapılan işler” üzerinden FT gibi gazetelere manşet oldukça, finansal piyasalarda satış dalgası sona ermeyecek.

Ekonomideki kötü gidişatın yok sayılması, sorumluluk kabul edilmeyerek “dış güçlerin” o çok ihtiyaç duyulan döviz borcu sağlayıcı kurumların bilerek-tercih edilerek zarara uğratılması gibi “operasyonlar” çekildikçe, Türkiye benzer olumsuz başlıklarla, daha çok manşetlerde yer alacak yabancı basında.

Bunun maliyetini de yaşadığımız ülke içinde hep beraber ödüyor olacağız.

Bu yazı Paraanaliz'den alınmıştır

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar