Bahadır Özgür: Devletin 17.2 milyar dolar gizli borcu var

Hazine garantili köprüler, otoyollar, havalimanları ve ülkenin sadece bugününe değil gelecek 20-25 yılına ipotek koyan, inşaat şirketlerine taahhüt edilen milyarlarca dolarlar...

İnşaata dayalı AKP'nin ekonomik büyüme modeli, Hazine'ye getirdiği yükün yanı sıra bankacılık sektöründen toplumsal refahı tehdit etmeye kadar geniş bir yelpazede tahribat etkisi yaratıyor. 

Gazete Duvar ekonomi yazarı Bahadır Özgür'e göre bu model sürdürülebilir değil.

Konuşa Konuşa'nın konuğu olan Özgür, "İnşaat krizlerden hep etkilenen sektördü şimdi bu büyük inşaatları yapanlar o kadar etkilenmiyor" yorumunu yaptı.

Özgür, AKP iktidarının sınırsızca sunduğu kamu kaynakları sayesinde gönenç içinde varlığını sürdüren inşaat sektörünü ve bu model nedeniyle ortaya çıkan kabarık faturanın da halka ödetildiği AKP tarzı büyüme modelini yorumladı.

Özgür, inşaat sektörüne aktarılan kaynaklar nedeniyle kamuda giderek artan borçlanma miktarına dikkat çekti ve devletin halihazırda 17.2 milyar dolar gizli borcu olduğunu belirtti. 

Kamu bankalarının durumunu da değerlendiren Özgür, bu bankaların zararının da vatandaşa yıkılacağını kaydetti. 

Mevcut modelle birlikte, geçmişte yolsuzluk olarak nitelendirilen durumun inşaat sektörü içine gömülerek varlığını sürdürdüğüne değinen Özgür, toplumsal buhran riskine işaret etti ve, "Bir toplumsal buhran en büyük tehdit" uyarısında bulundu.

AKP'nin inşaata dayalı büyüme modelinin insanları yoksullaştırdığına ve inşaat projelerinin toplumsal refah, fayda amacı gütmediğine vurgu yapan Özgür'ün açıklamalarının satır başları şöyle:

"AKP döneminde her şey yap-işlet-devret modeli kapsamına alındı. Bu, devlet müteahhitliği dediğimiz şeyi yani kamunun verdiği işleri inşaat sektörünün merkezi haline getirdi. Kamu-özel iş birliği modeline baktığımız zaman 200 milyar dolara yakın, özellikle 2002'den sonra, projeler hayata geçirildi.

Köprüler, otoyolları ve havalimanları Hazine yani gelir garantili projeler. Dünyada da yapıldı ancak son yıllarda azaldı bu projeler. Ekonomiyi hızlı bir şekilde kalkındırmanın yolunun bu olduğu düşünülüyordu. 

Gerçekten de büyüme oranlarını artırdı ancak muazzam bir kaynağı da kamudan özel şirketlere transfer etmeye başladı. Bugün mesela şehir hastanelerini tartışıyoruz. Bu projeyi ilk uygulayan ülke İngiltere'de sağlık sisteminin çökmesinin en önemli sebeplerinden biri şehir hastaneleridir. Bizim model de İngiltere'den etkilendi. 2016'da İngiliz Sağlık Bakanlığı tarafından yayımlanan raporda, kamu-özel iş birliği ile yapılan hastaneler nedeniyle maliyetlerin normalin çok üzerinde olduğu belirtildi. Projelerin özel şirketlere gelir garantisi ile verilmesi nedeniyle maliyetin kat be kat arttığı kaydedildi.

Bizde kamu-özel iş birliği projeleri, ihtiyaç amacından çıkıp siyasi iktidarla iç içe geçerek, iktidarın bir sembolü haline dönüştü. Mega projeler, çılgın projeler siyasi anlama da büründü. Bu projeler, ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda yapılmaktan ziyade, büyük bir kamu kaynağını belli kesimlere hızlı bir şekilde aktarmaya dönük işler halini aldı. 20-25 yıllık anlaşmalar yapılıyor. Mesela, hiç kimse geçmese de bir köprü için anlaşma yapılan şirkete gelir garantisi veriliyor. Üstelik o geçiş garantilerinin neredeyse tamamı, euro ve dolara endeksli olduğu için büyük bir gelir kamudan buraya aktarılıyor.

Bu şirketlerin ihtiyaç duyduğu finansmana yani krediye kefil olan da Hazine. Bu krediler ödeniyor mu ödenmiyor mu bunu da bilmiyoruz. Bu kredilerde kamu bankalarının büyük payları var. Yeniden yapılandırmalar var. Mesela, havalimanını yapan şirketler 6 milyar euroya yakın kredileri yeniden yapılandırma için başvurmuştu. O krediler yüzde 70'i kamu bankalarına ait. Sayıştay, geçen yıl yayımladığı  raporunda, Hazine'nin kefil olduğu projelerde bu kredilerin bilgisinin tam olarak devlete verilmediğini belirtmişti.

Yani, Sayıştay, Hazine Müsteşarlığı'na bu kredilere nasıl ve ne kadarına kefil olunduğu, şirketlerin bu kredilerin taksitlerini ödeyip ödemediği konusunda devlete hiçbir bilgi verilmediğini ve bunun yasaya aykırı olduğunu belirtirken, bakanlık yanıt olarak bunun 'ticari sır' olduğunu savundu.

O köprüleri, yolları devlet yapsa geçiş garantisi verdiği kaynakla köprünün maliyetini çıkarmış olacaktı. Bu 20-25 yıl devam edecek. 

Bugün Türkiye'de 400 bin müteahhit var. Pek çoğu 2002'den sonra faaliyet geçti. Buradan hem şirketleri besliyorsunuz hem kendi kadrolarınızı ve çevrelerinizi de besliyorsunuz. Eskiden yolsuzluk dediğimiz şey neredeyse inşaat içine gömülü hale geldi. Başkanlık rejimine geçtikten sonra, başkanlık rejimi ile bu devasa projeler arasında kurulan ilişki, AKP ile inşaat sektörünün simbiyotik ilişkisinin bir ifadesiydi. İktidar, bu faaliyetle siyasi bekası arasında bir bağlantı kurdu. O nedenle, havalimanı ya da köprüyü tartışanlara 'hain', 'devlet düşmanı' muamelesi yapılmasının nedeni budur.

Milyarlarca dolarlık bir kamu pazarı var. Bu şirketlerin tek muhatap olduğu, tek memnun etmesi gereken müşteri siyasi iktidar artık. İsmini bildiğimiz 5-10 şirketten başlayarak aşağı doğru inen yelpazedeki firmalar, yılda 25-30 bin şirket kamu ihalesi alıyor. Binlerce şirketi buradan besleyen bir sektör var. Bu sektör tamamen siyasi iktidarın inisiyatifinde. Salgın zamanında bu şirketlerin uyarılara, kurallara uymadan işçi çalıştırmalarına rağmen hiçbir soruşturmaya muhatap olmuyorlar. Bu yüzsüzlüğün nedeni de, inşaat ile siyaset arasında bu iç içe geçmiş ilişki nedeniyledir. Halka yönelik bir sorumluluk taşıma gereği duymuyorlar.

Bu yapının sürdürülebilirliği mümkün değil. İktidar gitmediği müddetçe bu model geçerliliğini korur ancak bir de ekonomik gerçekler var. Bu projeler kamuya kazanç getiren ya da vatandaşın refahını, istihdamı artıran projeler değil. Kamu kaynaklarını hızlı bir şekilde bu şirketlere aktarmaya dönük projeler. Vergilerden toplanan kaynaklar. O vergileri doğrudan buraya aktarıyorsunuz. Devletin başka yerlere harcayacağı kaynağa 20-25 yıl boyunca ipotek koymuş oluyorsunuz. Neredeyse bütçeyi buraya emanet etmiş oluyorsunuz. Çifte bir yoksullaşma mekanizması yaratıyor bu durum. Yoksullaşma ile inşaat arasında doğrudan bir bağ var. İnsanlar için harcanması gereken kaynak başkasına aktarılıyor. Yoksulluk gelecek kuşaklara da taşınıyor.

Tüm ödemelerin, maliyetlerin çoğu krediler vasıtasıyla devletin üzerinde. Bu aslında gizli bir borçtur. Devletin şu an 17.2 milyar dolar gizli borcu var."

© Ahval Türkçe