May 11 2018

'Bankalar Erdoğan'ın önünde büyük bir engel'

2001 ekonomik krizinin en önemli tetikleyicilerinden olan bankaların art arda çökmesi tehlikesi, AKP iktidarının da korkulu rüyası. 

The Financial Times Gazetesi yazarı Steve Johnson, Türkiye'de bankacılık sektörünün tehlike sinyalleri verdiğinini yazdı.

Yazının satırbaşları şöyle:

Para birimi sene başından beri dolar karşısında büyük düşüş kaydeden Arjantin’in IMF’den borç istemesi, Türkiye’nin son haftalarda gazete manşetlerinde görünmemesine katkı sağlamış olabilir, ancak analistlere göre esas sorun Türkiye’nin bankacılık sektöründen gelecek gibi görünüyor. 

Döviz ağırlıklı borç yüklenmiş bir ülkenin en son görmek isteyeceği şey kendi para biriminin yere çakılmasıdır. Ne yazık ki Türkiye’nin başına tam da bu geldi. Türk Lirası,  Şubat ayı ortasından bu yana dolar karşısında yüzde 12,6 oranında değer kaybetti.

Türkiye’nin göstergelerine şöyle bir bakmak bu durumu açıklıyor.Özel sektör borç stoku, 2007 yılında GSYH'nın yüzde 33'ünde iken bugün yüzde 70'e sıçramış durumda. Yatırım bankası Renaissance Capital Baş Ekonomisti Charles Robertson’a göre bu sıçrama Yunanistan'da 2009 mali krizinden önce görülen oranla kıyaslanabilir bir artışa işaret ediyor. Aynı zamanda özel sektör borcunun GSYH'nın yüzde 16'sına anca yaklaştığı Arjantin'den de oldukça farklı bir durum. 

Türkiye, finans sektörünü temsil eden bir dernek olan Uluslararası Finans Enstitüsü (IIF) tarafından izlenen 39 gelişmekte olan ülke arasında finans sektörünün borç stokunun GSYH’ye oranında en yüksek artışı kaydeden ülke. 

Finans sektörü faaliyetlerini finanse etmek için yurt dışından borçlanmaya giderek daha fazla güvendiğinden bankacılık sisteminin kredi-mevduat oranı yüzde 120’ye yükselerek rekor seviyeye ulaştı. Dolayısıyla, toplam döviz cinsi borçlar söz konusu olduğunda, Türkiye kendi başına bir sınıfta yer alıyor.

Bu rakam, geçen sene GSYH'nın yüzde 69.5'ine (2009'da yüzde 39.2'den) ulaştı. Bu oranla Türkiye, IIF’nin analiz ettiği 18 ülke arasında ikinci sırada yer alan Polonya'yı (yüzde 53.5) ve Arjantin’i (yüzde 51) açık arayla geride bırakmış oluyor. 

Capital Economics Gelişmekte Olan Piyasalar ekonomisti Jason Tuvey, son beş yılda dolar cinsinden verilen kredilerdeki yüzde 60'lık artışın Türkiye’deki bankaların “borç verme standartlarının düştüğüne dair bir işaret olabileceği” anlamında bakıldığında, bankalar açısından risk bulunduğu konusunda “endişeleri olduğunu” söyledi. 

Bankaların çoğunluğu dolar cinsinde olan döviz borçları GSYH'nin yüzde 22,5'ine denk düşüyor. Bu rakama göre Türkiye IIF’nin veri tabanındaki 21 ülkeden yalnızca Singapur ve Hong Kong'un bankacılık merkezleri ile Güney Kore'nin gerisinde kalıyor. Finansal olmayan kuruluşlarınsa yabancı para cinsinden borcu GSYH'nin yüzde 35,9'una denk geliyor (bu rakam sadece Hong Kong ve Singapur'un gerisinde). Bunlar da ödenmeme durumunda bankaların bilançolarına yansıyacak olan borçlar. 

İlk bakışta, durum küresel finansal kriz sırasında, İsviçre Frangı cinsinden mortgage kredileri çılgınlığının büyük bir krize neden olduğu Polonya ve Macaristan'a benziyor gibi görünüyor. 

Ancak, bu tür bir felaketin tekrarlanmasından korkmamak için nedenler de yok değil. Birincisi, Türkiye’de 2009 yılından beri hane halkına yabancı para cinsinden kredi verilmesi yasak olduğu için hane halkının döviz cinsi döviz borcu hiç yok.

İkinci olarak, yerel bankaların sadece döviz geliri olan veya (risklerini yönetebilecek kadar) büyük olan şirketlere yabancı döviz cinsinde kredi vermelerine izin veriliyor. Polonyalı ve Macar hane halklarının döviz yükümlülüklerine karşı dengeleyecek hiçbir döviz varlıkları yokken, Türk şirketlerinin  Merkez Bankasında 100 milyar dolarlık mevduatı bulunuyor. 

Tuvey, şimdiye kadar, liranın düşüşünün bilançolarda baskı yaratmadığını ancak bazı gözlemcilerin Doğuş Holding'in yeniden yapılandırılmasının bu anlamda endişe yarattığını söylüyor. 

Bankalar, aynı zamanda, genel anlamda daha iyi durumda. Bankaların özkaynak karlılığı geçen sene 2  puan artarak yüzde 16’ya yükselirken, sermaye yeterlilik rasyosu da 1.3 puan artarak risk ağırlıklı varlıkların yüzde 16.9’una ulaştı. 

Ayrıca, Türkiye’de takipteki kredi oranı dolar lira karşısında 1.8’den 4.29’a fırladığı halde 2013’ten beri yüzde 3’ü aşmadı. IIF'de baş ekonomist yardımcısı olan Ugras Ulku’ya göre bu durum mali sistemin geçici şokları emebileceğini düşündürtüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlık ve parlamento seçimlerini 19 ay öne alarak 24 Haziran’a çekmesi yönündeki ani kararı piyasalar tarafından büyük ölçüde olumsuz olarak görülüyor ancak ekonomik açıdan olumlu da olabilir. Seçim sonrası, Erdoğan  en azından enflasyonla boğuşan Türkiye’nin acilen ihtiyaç duyduğu sıkı para politikalarına daha az karşı çıkabilir. 

Ancak Türkiye, yurt içi tasarruf ve yatırım arasındaki uzun süredir devam eden yapısal dengesizlik göz önüne alındığında, henüz tam olarak kurtulmuş değil. IIF İcra Direktörü Hung Tran, Türkiye'nin hem büyük cari açık açığını kapatmak hem de mevcut borcunu amorti etmek amacıyla her yıl GSYH'sının yüzde 25'i oranında yabancı sermaye çekmesi gerektiğini tahmin ediyor.

Genel anlamda küresel ortam, iç politikadaki belirsizlikler ve makroekonomik belirsizlikler göz önüne alındığında, Türkiye’nin yabancı sermaye çekebilmesinin tek yolu, Türk varlıklarının yeterli uluslararası yatırımı çekecek kadar ucuzlaması olacaktır.