'Bankaların Türkiye riskine karşı el kitabı'

Parasal ve finansal istikrarı sağlamak amacıyla 1930 yılında kurulan, Türkiye'nin Merkez Bankası da dahil, 60 ülkenin merkez bankasının sahibi olduğu BIS'de, bankalar için Türkiye'deki risklere karşı 'el kitabı' olarak nitelendirilebilecek bir yazı yayımlandı.

Dünyadaki toplam GSYH’nin %95’ini temsil eden ve 60 merkez bankasının ortak sahip olduğu BIS’in hazırladığı birleşik bankacılık istatistikleri (CBS) raporu sayesinde bankaların bir ülkede yüzleştiği riski değerlendirebilmek için faydalı bir başlangıç noktası elde ediyoruz.

Söz konusu risk, kredi alan tarafların kendilerine özgü içinde bulundukları koşullar haricinde ülkeden ülkeye belirli olayların, kredi alanların borçlarını ne kadar ödeyebileceklerini veya ödemek isteyeceklerini de temsil ediyor.

Ancak CBS bu riskleri değerlendirmemizi sağlayacak geniş kapsamlı bir analiz için gerekli bilgilerin sadece bir bölümünü içeriyor. CBS’i daha iyi anlatabilmek için BIS internet sitesinde Türkiye hakkında yayınlanan verileri örnek olarak kullanacağız.

2018 Mart ayı sonu itibarıyla Türk vatandaşları ve kurumlarının ödenmemiş krediler, elde tutulan hisse senetleri ve diğer varlıklar üzerinden yabancı bankalara 223 milyar dolar borcu vardı.

Bu borçların 135 milyar dolarlık bölümü, bankalar harici özel sektörü oluşturan kurumsal şirketler ve hanelere aitken, küçük bir bölümü de bankalar harici finans kurumlarına ait. Kalan borcun 50 milyar doları bankalara aitken, diğer 38 milyar dolar devlet kurumları ve merkez bankasına ait.

Tüm bu alacaklara ek olarak, yabancı bankalar üç konuda daha Türkiye konusunda riskle karşı karşıya: Türk müşterilerle yapılan türevsel ve Mart 2018 sonu itibariyle 4 milyar dolar piyasa değeri olan sözleşmeler; Türk tüzel kişilere satılan 53 milyar dolarlık kredi korumaları ve diğer garantiler; ve sürekli kredi alanlara yönelik devam eden 22 milyar dolarlık kredi sözleri.

Bankaların ülkede yaşadığı riskleri değerlendirmek için risklerin tam boyutu ölçütü, risklerin göreceli boyutu ölçütüne göre -örneğin bankaların tüm varlıklarına veya en üst seviye sermayelere karşı oranları- daha az önemlidir.

Elbette ki ülke ekonomisine karşı en büyük mutlak riske sahip bankalar sermayeyle oranlandığında en büyük riske sahip olacaktır. Örneğin 2018 Mart ayı sonunda Belçika bankalarının Türkiye’den 1 milyar dolardan az olan alacağı, 13 milyar dolar alacağı olan Alman bankalarına göre çok daha azdı ama toplam sermayeye oranladığımızda Belçika’nın riski %2.3, Almanya’nın riski %2.4.

Ancak bu oranlama yapıldığında bile, CBS yüksek seviyede yığınlaşma ve yetersiz veriler yüzünden bankaların yaşadığı risk hakkında sadece kabaca bir resim çizebiliyor. Verilerin geldiği ülkede merkezli tüm bankaların risklerini ortak bir rapor haline getiren CBS, bu nedenle tekil bankalar arasındaki büyük farkları maskeliyor olabilir.

Aynı şekilde krediler, garantiler vb. risklerin de çok farklı risk özellikleri olduğu için, birlikte raporlanmaları yanlış sonuçlar doğurabilir. Bunlara ek olarak, muhasebecilik yöntemleri ve portföylerinde bulunan piyasa değeri güvenilir varlıkların oranı da bazı bankaların gecikmeli alacaklarının değeri, diğer bankalara kıyasla piyasa değerine daha yakın olabilir.

Son olarak da, CBS raporu bankaların potansiyel kayıplara karşı almış olabileceği önlemleri de içermiyor.

Rapor, tam olarak kusursuz olmasa da, ülke dışı ve yerel alacaklar arasındaki çizgiyi belirleyebilmek konusunda alt kuruluşların önemini de öne çıkarıyor. Yerel borçlar, müşteri kurumun aynı ülke içindeki ortaklarını ve yan kuruluşlarını kapsıyor.

Bu nedenle bu kurumların borçları yerel para veya döviz üzerinden olmak üzere ikiye ayrılabilir. CBS raporunda diğer ülkelerdeki taraflar anlık olarak ele alınarak, yerel para birimine bağlı alacaklar ayrı tutulurken, dövize bağlı alacaklar diğer “uluslararası” alacaklarla birleştirilerek sunuldu.

Türkiye’de Türk lirasına bağlı olarak sahip olunan alacaklar Mart sonu itibarıyla 82 milyar dolar değerindeydi. Buna ek olarak, döviz cinsinden borçlar da 164 milyar dolarlık uluslararası borcun önemli bir bölümünü oluşturuyor. Yani sonuç olarak yabancı bankaların yurtiçi alacakları, tüm alacaklarının yarısından fazlasına denk gelmekte.  

2018 Mart sonu verilerine göre Türkiye’den Türk lirası bazında en çok alacağı olan iki ülke 48 milyar dolar ile İspanya ve 18 milyar dolar ile Fransa.

İtalyan bankalarının krediler, garantiler ve kredi sözleri dahl olmak üzere Türkiye’den alacakları 67 milyar doları geçerken, Haziran 2017 sonu verilerine göre Hollanda bankalarının da 34 milyar dolarlık alacağı var.

Yani bu bankaların bankalarının 2018 ortası yaşanan lira krizinden sonra yaşadıkları riskin ciddi oranda düştüğünü söyleyebiliriz.

Özetleyecek olursak CBS raporu bankaların ülkelerde yüzleşmekte olduğu riskleri anlayabilmek için, basit ölçüm metodları kullanarak bir başlangıç noktası sağlamayı amaçlıyor.

Fakat daha derinlemesine bir analiz için bu bilgilerin bankaların iş modelleri, ekonomik sağlık durumları, muhasebe yöntemleri ve riskleri nasıl başka yerlere aktardıkları gibi veriler de gerekli. Bu gibi veriler, borç alan ülkelerde yaşanan tersliklerin potansiyel etkilerine karşı cevap olarak zaten denetim kurumları ve bankaların kendileri tarafından sağlanıyor.

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz