Bayram sonrası dolarda yine tufan mı?

Türkiye, piyasaları, ekonomisi ve siyasetindeki fırtınalı günlere bir yaşam boşluğu izni veren yılın en uzun tatilini tüketti. Dokuz günlük Kurban Bayramı izninin ardından mevcut riskler ve ekonomiyi zorlayan gerçekler kaldığı yerden devam edecek.

Hatta Bayram süresince ABD’yle yaşanan gerilimde bir yumuşama olmaması ve yeni ambargoların geleceğine yönelik artan beklentiler işleri daha da karmaşıklaştırıyor. Ülke ekonomisini perişan eden döviz artışına ilişkin beklentiler güçleniyor.

Oysa Türkiye’nin karamsar olması için ABD’yle gerilime bile gerek yoktu. Zaten kurgusal olarak bir ‘yaz ekonomisi’ olan Türkiye hemen her yaz sonu bir şok yaşamaya alışkın. Bu döngüsel hareket, ülke ekonomisinin döviz dengesinin yaz aylarında artan gelirlerle rahatlaması ve sonbaharla birlikte hızla tersine dönmesi sonucuna yol açan bir dizi etkenden kaynaklanıyor. 

Haziran-Eylül döneminde turizm gelirleri tavana vuruyor, ithalata bağlı tüketim ile harcamalar azalıyor ve ortaya çıkan döviz bolluğu kurlarda yumuşamaya neden oluyor. Ve ardından bu mevsimsel trend sonbaharda tersine dönünce farklı bir ekonomik manzara ortaya çıkıyor.

Özellikle son yıllarda bu etki daha da güçlenmiş durumda. Sebebi ise bir başka döviz bolluğu yaratan etken olan Kurban Bayramı’nın da yaz sonuna denk gelmesi.  Bu rastlantısallık ekonomideki anomalik döngüyü daha da pekiştiriyor. 

Sebebi de gayet açık. Türkiye’de geleneksel olarak yılın en uzun tatillerinin yaşandığı Kurban Bayramları hem yurtiçindeki vatandaşların hem de her yıl Türkiye’ye akın eden milyonlarca gurbetçinin döviz bozdurmasına neden oluyor.

Bu durum yaz etkisini daha da güçlendiriyor ve dalgalı kur sistemindeki döviz fiyatlarını daha da ucuz hale getiriyor. Tabii hemen ardından döviz akışının kesilmesi, artan ithalat, büyüyen borç ödemeleri ve Türkiye’nin bağımlı olduğu yabancı yatırım fonlarının yılsonu hesap kapamaları özellikle son çeyrekte dövizde artışa neden oluyor. 

İstatiksel olarak da bu anomali son derece net. Kurban Bayramı’nın yaz sonuna geldiği son 4 yılda döviz kurunun tatil sonrası 3 aylık hareketi incelendiğinde, sadece bir yıl kurların aynı seviyede kaldığı, diğer üçünde ise önemli artışlar yaşadığı görülüyor. 
 

       
Yıl Kurban Bayramı öncesi 3 ay sonra Değişim (%)
2014 2,27 2,33 2,64
2015 2,95 2,95 -
2016 2,96 3,52 18,92
2017 3,42 3,81 11,4
       
       

 
 Döviz kurlarındaki bu mutat hareketin bu yıl yaşanıp yaşanmayacağı ise diğer yıllara göre çok daha kritik bir hal almış durumda. Çünkü Ağustos’ta 7 TL’nin üzerine çıkan dolar fiyatı hem Bayram etkisi hem de Merkez Bankası ve BDDK’nın aldığı önlemlerle 6 TL’nin hemen üzerinde tutunuyor.

Bu kez vatandaşların tatil ihtiyaçları için döviz satmaları yetmeyince Merkez Bankası doları düşürmek için iki hafta içinde rezervlerini 11 milyar dolardan fazla azaltarak piyasaya müdahale etti. Ayrıca teknik bir işlemle fonlama kanallarını değiştirerek 1.5 puan faiz artırdı.
 
Bu müdahalelere BDDK’nın swap, forward ve opsiyon işlemlerindeki limit engelleri de eklendi. Türk ekonomisindeki dövize bağlı vadeli işlemler bankaların özkaynaklarının yüzde 25’i ile sınırlandı. Bu işlemler daha önce özkaynakların tamamı kadar yapılabiliyordu. BDDK’nın kararları kısa vadede etkili olsa bile, döviz likiditesini azalttığı için sürdürülebilir müdahaleler değil. 

Merkez Bankası’nın müdahale yeteneği ise zaten şimdiden alarm veren rezervleri ölçüsünde sürdürülebilir. Türkiye’nin döviz rezervleri son olarak 90 milyar dolar düzeyine inmiş durumda. Ancak ülkenin bir yıl içinde ödenecek 42 milyar dolar ithalat borcu var. Bu rakam da göz önünde bulundurulduğunda, kalan rezervler ancak 2.5 aylık ithalata yetiyor. Bu da IMF’nin tüm dünyada yeterlilik sınırı olarak gösterilen  ‘3 aylık ithalata yetecek kadar rezerv’ kıstasının altında.

Öte yandan döviz kuru üzerinde yükseliş yaratabilecek dış etkenler her yıl olduğundan daha fazla. Her şeyden önce Türkiye bir dizi ekonomik ve siyasi etken nedeniyle Mart ayından bu yana kredi derecelendirme kuruluşlarının yoğun baskısı altında. Ülke notu son 5 ayda iki basamak geriledi. S&P’nin son verdiği not Türkiye’yi küresel Eurobond piyasasından yararlanamayacak ülkeler sınıfına itti.

Tıpkı Yunanistan ve Arjantin gibi. Türk Hazinesi son aylarda dış borç piyasasını zaten denemedi. Ancak şirketler bir süredir dövizle tahvil ihraç edemiyor ve bu fiilen dış borç piyasasının kapandığına işaret ediyor. Oysa özel sektörün yılsonuna kadar, dört ayda ödenmesi gereken 25 milyar dolarlık acil dış borcu var. Ayrıca yüksek miktardaki cari açık da bu ödemeleri artıracak bir başka etken. 

Türkiye için sonbaharda yaşanan geleneksel döviz yükselişini bu kez daha da belirginleştirecek bir başka etken daha var: ABD ile gerilen ilişkiler. 
Özellikle Papaz Brunson davası nedeniyle iki ülke arasında tehditlerin havada uçuştuğu bir sürece dönen restleşme, ekonomik bir kavgayı da içeriyor.

Türkiye’ye çelik ve alüminyumda uyguladığı gümrük vergilerini artıran Başkan Trump attığı tweet’lerle kurlarda büyük dalgalanmalara yol açtı. Aslında Trump’ın aldığı kararların Türkiye’nin toplam ekonomisi içinde rakamsal etkisi çok düşük. Buna karşın psikolojik etki piyasaları alt-üst etmeye fazlasıyla yetti. Bayram sonrası gerilimin artacağı ve Türkiye’ye Halkbank’la ilgili ceza geleceğine ilişkin artan söylentiler bu kez dövizde sonbahar etkisinin daha da yüksek olabileceğine işaret ediyor. 

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.