Bir Girişimci’nin İtirafları

Yeni Ekonomi Programı’na göre 2020-2022 arasında her yıl reel olarak yüzde 5 büyüyeceğiz. Büyümeyeceğiz diyen herkes kafirdir, bozguncudur, vatan hainidir. Bakın, sosyal medya denen günah çukurunda kaynayan dedikodu kazanından sıtkım sıyrıldı artık.

Bendenizin bir iki ufak tıbbi sıkıntısı mevcut. Birincisi votka-cranberry  (yaban mersini galiba) suyunu fazlasıyla sevdiğim için ara sıra ishal olurum. Erse-Furul iyi gelir, ama reçeteye bağlanmış. Tabii, hükümete küfrettim. Sonra sosyal medyada bir tevatür daha yayıldı: Alerjilerime yardımcı olan Zır-tek de reçetelenmiş.

Ulan, kodeinli öksürük şurubuyla Suda-Fed gitti, sırada bunlar mı var?  Bu memlekette legal olarak kafa bulmak mümkün olmayacak mı?  Artık altbeziyle dolaşıp Asyalı’lar gibi yolda ameliyathane maskesiyle mi dolaşacağız?

Cebime bir tomar TL200 banknot tıkıştırıp tanıdık bir eczaneye gittim, rüşvet verip Erse-Furul ve Zır-Tek alacağım. Eczacılar yüzüme deliymişim gibi baktılar. Birisi gidip arkadan kalfaları da çağırdı, onlar da biraz eğlensin diye. Sonra baş eczası “Bay FÖŞ” dedi, “Bence siz yatıştırıcınızı değiştirin”, “Bakın, onun için reçete gerekli.” “Ama, Erse-Furul ve Zır-Tek? Dükkan sizin”. Tam ikna olmadım, ama envanteri satın aldım.

Arkamdan kaba kaba gülüyorlardı. Bir daha o dükkandan alışveriş etmeyeceğim. Şimdi bu makaleyi yazacak kadar uzun süre “Elvis’in Tahtını” ziyaret etmeden oturabiliyorum. Ekrana da hapşırmıyorum, yaşasın hükümet, kahrolsun sosyal medya.

Ama, itiraf edeyim, hala nasıl yüzde 5 büyüyeceğimizi çakozlayamadım.  Değerli ekonomist ve SABAH Gazetesi yazarı Dr  Kerem Alkin bana yol gösteriyor:

“Türkiye Ekonomisi’nin sürdürülebilir büyüme trendini yakalaması adına, ‘ihracat’ artık iç piyasanın, ekonominin iç dinamiklerinin ‘sıkıştığı’ dönemlerde ‘kurtarıcı’ olmasının ötesine geçip, Türkiye’nin büyüme dinamiğinde yıllık bazda en az 0.5 ile 1 puan arasında katkısı olan bir tempo yakalamalı.

Bakan Albayrak’ın önce Enerji Bakanlığı, bugün ise Hazine ve Maliye Bakanlığı ve genel anlamda ekonomi yönetiminde liderlik ettiği, tetiklediği ‘zihinsel dönüşüm’, ekonomi bürokrasisinin bugüne kadar hiç önceliklendirmediği kadar ‘maliyet yönetimi’ne odaklanmasını gerektiriyor. KOBİ’lerimizin üretim maliyetlerini, hammadde, enerji ve finansman maliyetlerini rakibimiz olan ülkeler düzeyinde iddialı kılacak adımlara hız vermemiz gerekiyor.

Mevlüt Tatlıyer, sürdürülebilir büyüme için, dış talep odaklı ‘yatay’ ve ‘dikey’ büyümeye işaret ederek; ‘yatay’da yeni pazarlara doğru genişleyen bir ‘ihracat’ hamlesine; ‘dikey’de ise ‘verimlilik’ odaklı bir ‘teknoloji’ ve ‘yerlileştirme’ hamlesine işaret etti.

Makale bu linkte, okuyun, her satırı doğrudur ve ders kitabı olarak okutulmalıdır. Maalesef, hiç bir şekilde uygulanamaz. Çünkü bakanlar ve bürokrasi hala çelik-tuğla ekonomisi çağından kalmadır. Size kendimden örnekle yüksek katma değerli bir ihracatçının nasıl baltalandığını anlatayım. Sina Tepesine giderken sırtında ağır tahta çarmığı  taşıyan İsa gibi ben de yakınmıyorum. Çünkü Erse-Furul’dan sonra öyle bir Stoli’ye vurdum ki, değil çarmıh, tank olsa, ahmak gibi sırıtarak taşırım.

Ben ne iş yaparım? Ortağı olduğum iki websitem var, biri İngilizce biri Türkçe, üç YouTube kanalımız var. Yine biri İngilizce,  reklam alırız, Google, YouTube dolarla ödeme yapar.

İngilizce ve Türkçe rapor satarım abonelik karşılığı. Her sene döviz getiririm Türkiye’ye, içtiğim JD hariç tüm girdilerim yerlidir.  Döner ve  patlıcan içeren her türlü yemeği yerim sadece. Bütün müşterilerim fatura istediği için değme cerrahtan fazla vergi öderim.

Bu yüzden de sermaye biriktiremem. Şirketleşemem de.  Çünkü devlet benim gibi girişimciler için özel bir statü tanımamıştır. Daha da kötüsü, bana güvenmediği için yüzde 20 stopaj diye ön vergi tahsil ettirir müşterilerime. Müşteri dellenir tabii yüzde 18 KDV üstüne yüzde 20 stopaj ödeyince. Benim TL1 hizmetimin ona maliyeti TL1.4’tür. Banka kredi vermez, çünkü ne makina parkım var, ne de değerli arazim.

Durun, daha elemanlarımın maaşını ödemedim. Olsun, eleman da istihdam edemem zaten. Evden çalışacaklar, esnek çalışacaklar, part-time çalışacaklar, ama bütün sosyal haklarını yine de ödeyeceğim. Yani en az ayda TL3 bin eleman başına. Eğer  harbi İngilizce bilen eleman istiyorsam, yap onu ayda TL6 bin.

Bu yüzden ben büyüyemem, doğru-dürüst bir stüdyo kuramam. Muhabir işe alamam. Sağlam İngilizce bilecek editör, bana daha fazla araştırma raporu yazacak genç analistler işe alıp  yetiştiremem. Yurtdışında, mesela Singapur’da bir pazarlamacı ile anlaşıp Asya pazarına giremem. Özetle, ben girişimci değil, yük eşşeğiyim.

Bu yüzden de Sina Tepesi’ne yaklaştıkça yüzümdeki gülümseme büyüyor.  Kastomonu’lu köylünün Padişah’ın tellalına dediği gibi “Haşmetli Efendemiz benim alatıma güvenerek bir daha savaş açmasın, çünkü verecek oğlan kalmadı.” Bende de artık ırgat gibi çalışıp Maliye’yi besleyecek g.t kalmadı. Üçüncü şişe Stoli’yi açıp, ikinci kutu Erse-Furul ve Zır-Tek’e geçtim. Evdeki son kutu Suda-Fed de üstlük olarak kasede  hazır ve nazır.  Battı balık yan gider.


Bu yazı Para Analiz'den alınmıştır.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.