Bu ekonomi, aptal!

1016'da Danimarkalı, Büyük Knud (Canute) İngiltere kralı oldu. Hikayeye göre, saray mensupları tarafından sadece İngiltere'yi değil, dalgaları dahi yönetebileceğine ikna edildiği anlatılır. Ancak ilk kez deneyecekti… Piyasa güçlerine hakim olabileceğine inanan Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile bu olay arasında paralellik kurmak cazip geliyor.

Cumhurbaşkanı, Temmuz 2019'da Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya'yı görevden almaya karar verdiğinde gerçeklikten kopmuştu. O zamandan beri iki başkan daha kovdu ve en son görevden alınan Nacı Ağbal'ın yerine muhtemelen daha uysal olacak Şahap Kavcıoğlu geldi.

2011 yılında emekli olan ve şu anda laik muhalefet partisi İyi Parti'nin genel başkan yardımcısı olan eski Merkez Bankası başkanlarından Durmuş Yılmaz, hükümet teşvikleri sonrası lira krizinin yaşandığı Ağustos 2018'de Foreign Policy dergisinde Türkiye ekonomisini yönetenleri bombardımana tutmuştu.

Kısaca Yılmaz, "Türkiye’nin en iyi ve en parlak kurumu, en kötüsü ve en karanlığına kapı açtı" ve "liyakat için tek kriter sadakat oldu" ifadelerini kullanmıştı. Zaten dört yıl önce ABD'li ekonomist Jesse Colombo, yaptığı derinlikli bir analizinde Türkiye ekonomisinin patlayacak bir balon olduğunu öngörmüştü. 2018'de Colombo, bir kredi baskısının yolda olduğuna dair uyarısını tekrarladı.

Şimdi, Ağbal’ın görevden alınmasına piyasa tepkisi göz önüne alındığında, çatırtı zamanı. Ağbal, kovulduğunda minnettarlığını attığı bir twitle göstermiş ve kesinlikle ihtiyaç duyulacak olan "Tanrı hepimize iyi şanslar versin" ifadesini eklemişti. Ağbal’ın yardımcısı Murat Çetinkaya da kovuldu.

Ağbal, 18 Mart'ta Merkez Bankası gösterge faiz oranını yüzde 17'den yüzde 19'a çıkararak piyasanın liraya olan güvenini güçlendirmiş, ancak bu süreçte cumhurbaşkanının güvenini kaybetti. Faiz getiren tahviller yerine sukuka (İslami tahviller) inanan Erdoğan, Batı finansman şeklinden uzun süredir nefret ediyor. Örneğin 2013'teki Gezi Parkı olaylarının arkasında “faiz lobisinin” olduğunu iddia etti.

Erdoğan, İstanbul'u İslami finans ve ekonominin merkezi haline getirmeyi hedefliyor ancak ekonomik kriz planlarının tersi yönde ilerliyor. Geçen yıl İslam ekonomisi ve finansı konulu bir konferansta şu küstah ifadeleri kullandı: “Aşırı finanslaşma, toplumsal ve insani maliyetlerin dikkate alınmadığı, sadece rant kaygısıyla hareket eden obez bir ekonomik model ortaya çıkarmıştır." Ki Türkiye'nin bugünkü sıkışmışlığının nedeni de budur.

2000 yılında, Türkiye hala AB üyelik müzakerelerini başlatmak için sırada beklerken, Avrupa Komisyonu katılım öncesi bir raporunda şunları kaydetmişti: "Yatırımcıların uzun vadeli yatırımlar yapmak için istikrarlı, öngörülebilir ve destekleyici bir yasal ve düzenleyici çerçeveye ihtiyacı var." Ama şimdi, o zaman olduğu gibi, Türkiye'de bu çerçeve bariz bir şekilde eksik.

Türkiye’nin 2001’deki ekonomik çöküşüne rağmen, AB 2008’de işleyen bir piyasa ekonomisine sahip olduğu konusunda anlaştı. Yine de altı yıl sonra Türkiye Sanayici ve İşadamları Derneği’nin (TÜSİAD) o zamanki Başkanı Muharrem Yılmaz şu uyarıda bulunmuştu: “Hukukun üstünlüğünün göz ardı edildiği, düzenleyici kurumların bağımsızlığının lekelendiği, şirketlere vergi ve diğer cezalar yoluyla baskı uygulandığı, ihale kanunlarının sık sık değiştirildiği bir ülke yabancı sermaye için uygun değildir.”

Erdoğan’ın hain ilan ettiği Yılmaz istifa etmek zorunda kalmıştı.

2000'li yıllarda Türkiye’nin ekonomik toparlanmasına nezaret eden eski Ekonomi Bakanı Ali Babacan 2019’da AKP’den istifa etti ve geçen yıl kendi partisi DEVA’yı kurdu. Naci Ağbal'ın Merkez Bankası başkanlığından kovulmasının ertesi günü Babacan bir öneride bulundu:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisini, bankalar, petrol şirketleri, sigorta şirketleri, Türk Hava Yolları, Türk Telekom gibi ülkenin önemli kamu varlıklarının çatısı altında toplandığı Türkiye Varlık Fonu'nun başına atadı. Merkez Bankası başkanlarının sık sık değişmesini önlemek için yeni bir kararname çıkararak kendisini Merkez Bankası Başkanı ilan etsin.”

Kasım ayında Erdoğan'ın damadı Berat Albayrak'ın aniden Hazine ve Maliye Bakanı olarak istifa etmesi ve Ağbal'ın Merkez Bankası Başkanı olarak atanması, daha uygun bir para politikasına geri dönme umutlarını artırdı, ancak zarar çoktan gerçekleşmiş – lirayı savunmak için döviz rezervlerinde 130 milyar dolar buharlaşmıştı. ABD'li ekonomist Steve Hanke'ye göre enflasyon resmi rakam 15,6'nın iki katından fazla.

Yaklaşık 180 milyar dolarlık kısa vadeli dış borç, çökmekte olan lira ve yabancı yatırımcıların kaçışı ile karşı karşıya olan Türkiye’nin başı belada.

Sermaye kontrolleri ve hatta Albayrak'ın geri dönüşünden söz ediliyor ki bu durumu daha da kötüleştirebilir. AKP ile MHP arasındaki Cumhur İttifakı'na verilen destek yüzde 46'ya düştü ve bu da erken bir seçimi kaçınılmaz hale getirebilir.

Anayasa Mahkemesi Kürt siyasi rakibi HDP'yi yasaklama önerisini inceliyor. Yasaklamaya giderse, Cumhur İttifakı'nın varsayımsal olarak yeniden seçilme olasılığını iyileştirecektir.

İyi Parti lideri Meral Akşener, haziran ayında bir “yoksulluk seçimi” öngördü. Bu durumda sorun belli olacaktır. Bill Clinton’ın stratejisti James Carville’in 1992’de kampanya personeline söylediği gibi: "Bu ekonomi, aptal !"


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.