Bütçe açığındaki garip detaylar - Çetin Ünsalan

Seçim yılları Türkiye’nin bütçe açığı hedeflerini alt üst ettiği dönemlerdir. Bu nedenle 2020 yılında ortaya nasıl bir tablo çıkacağı merak ediliyordu. Çünkü seçim yoktu. Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre Ocak – Mayıs 2020 dönemine ait bütçe açığı 90,1 milyar TL oldu.

Elbette bu süreçte pandemi gibi olağanüstü bir durum yaşandı. O yüzden incelemeyi yaparken bunu da dikkate almak gerekiyor. Virüs döneminin bütçeye vereceği hasarın 22,6 milyar TL civarında olacağı hesap ediliyor.

Düz mantıkla hesap yaparsak ve virüs maliyetini çıkarırsak, Türkiye bütçesi ilk 5 ayda 67,5 milyar TL açık verdi. Yıl sonunda hedeflenen rakam neydi? 139 milyar TL… Virüs etkisini düşersek, yılın geri kalan yedi ayını ilk 5 ayda verilen açığa yakın bir miktarda 71,5 milyar TL’de tamamlamamız gerekiyor. Bu da ayda 10.2 milyar TL’lik açık ortalaması demek.

Yine Bakanlık verilerine göre yılın ilk iki ayında 14,1 milyar TL bütçe fazlası verdiğimizi düşünürsek, pandemi dönemini kapsayan mart, nisan ve mayıs aylarında fazladan yaklaşık 81,5 milyar TL harcadığımız ortaya çıkıyor. Peki o zaman virüs döneminin bütçeye maliyeti nasıl 22,6 milyar TL ediyor?

Yine yapılan açıklamalara baktığımızda ötelemeler de dahil edildiğinde bu süreçte toplam gider ve kaybın 70 milyar TL dolayında olduğu vurgulanıyor. Hesap bir yerlerde tutmuyor. Bunu bir kenara bırakırsak ortaya iki ihtimal çıkıyor.

Ya söylendiğinin aksine vergiden prime her konuda ciddi bir af gelecek ya da bunlar tahsil edilmek istenirse maliyet 22,6 milyar TL seviyesine düşecek. Bu durumda da çok daha büyük vergi ve prim tahsilatı sorununun ortaya çıkacağını görmemek mümkün değil.

Çünkü  bu süreçte bu ödemeleri yapması gerekenler de kontak kapattı. Ötelenen ve dönemi gelen ödemelerin aynı anda yapılması ise ya tahakkuk / tahsilat oranlarındaki olumsuz makası açacak ya da gerçekten destek diye sunulan krediler verilerek Hazine kendi üzerindeki açık yükünü, borç olarak reel sektöre devretmiş olacak.

Şimdi bunları alt alta koyduğumuzda ekonomi yönetiminin destek adı altında neden kredi verdiğini anlamak daha mümkün hale geliyor. Ekonominin açığını reel sektöre ve bireylere yükleyecekler. Geri kalanı da muhtemelen zam ve dolaylı vergi artışlarıyla en ilgisiz vatandaşın bile önüne fatura olarak konulacak.

Elbette bunların hepsi olasılık. Ama bütçe açığının bize anlattığı başlıklara bakarsak; pandemi sürecindeki maliyetlerle ilgili sıkıntı var. Destek diye sunulanların eğer tahsil edilecekse kamuya maliyeti çok düşük. Tahsili için banka kredisi yolu seçilecekse, reel sektörün borç döndürme açmazı büyüyecek demektir.

Günün sonunda buna rağmen 139 milyar TL açık yakalanabilecek mi? İşte orası da çok büyük soru işareti. Çünkü o zaman da devreye dolar / TL cephesindeki mücadele ve görev zararlarından kaynaklanan yükler girecek.

Yani sözün özü çarşı, çok karıştı. 90 milyar TL’lik bütçe açığını, 5 ayda 65 milyar TL faiz yüküyle birlikte okumak zorundayız. Bu da bize ‘acil kaynak’ alarmı veriyor. Özet mi? Zamlara, icralara ve işsizliğe hazır olun.


(Bu yazı Para Analiz'den alınmıştır)