Guldem Atabay
Ara 20 2017

Büyümeyi kamunun sırtına yüklerken risk nasıl yönetilecek?

 

Fırtınalı bir dönemin ardından Türkiye’de bu hafta haberler durulmuş görünüyor.

Fakat Merkez Bankası’nın geçtiğimiz hafta faiz oranları konusunda neredeyse tepkisiz kalması finans sektörünün hala gündeminde.

Kasım ayında açıklanan yüzde 13 (yıldan-yıla) tüketici fiyat enflasyon oranı ve üçüncü çeyrekteki yüzde 11 büyüme oranından sonra, Merkez Bankası’nın faiz oranlarını sadece 50 baz puan arttırarak yüzde 12.75 seviyesine çekmesi ve bu faiz artışının da enflasyon üzerinde artık etkisiz olduğu kanıtlanan “geç likidite penceresini” üzerinden yapması yetersiz bulundu.

Merkez Bankası’nın Ocak ve Şubat aylarında ılımlı fakat artan düzeyde faiz artışlarına devam etmesi yazılıp çizilmekle birlikte, ihtimal dışı görünüyor.

Enflasyonun son 14 yıl boyunca  en yüksek düzeye çıktığı bir dönemde faiz artırımından kaçınan Merkez Bankası’nın yüzde 13 olan tüketici fiyat enflasyonun baz yılı etkisiyle düşmesinin beklendiği 2018 ilk çeyreğinde hiç bir hamle yapmaması şaşırtıcı olmaz.

Ayrıca, Türkiye’deki kritik 2019 seçimleri öncesi, banka üzerinde reel faizi düşük tutarak ekonomik büyümeyi sürdürme baskısı da göz önünde bulundurulmalı.

Önümüzdeki aylarda potansiyel olarak yaşanabilecek olumsuz haberlerin öncesinde, Merkez Bankası’nın geç kalmış ve düşük orandaki faiz artırımı, özel sektörün yüksek orandaki dış borcu göz önüne alındığında Türk ekonomisinde Lira’yı daha da zayıflatıp dalgalanmalara neden olabilir.

AKP hükümeti tarafından düşük enflasyon oranları güçlü büyüme oranlarına kıyasla daha önemsiz görüldüğü sürece, Türkiye’nin tüketici enflasyon oranları önümüzdeki yılda da çift haneli rakamlarda duracak gibi görünüyor.   

Beklenildiği gibi, enflasyon beklentileri önümüzdeki aylarda yaşanacak kısır döngüyü besleyecek biçimde hızla kötüleşiyor.

Bu yüzden, çift haneli enflasyon rakamları ve Türkiye’nin GSYİH’sinin yüzde 5’ine denk gelen cari açık eğilimi aşağı yukarı tahmin edilebilir durumda olduğundan, son kale olan mali dengenin sağlamlığı da daha yakından incelemeyi hak ediyor.

Stiglitz’in de yakın zamanda söylediği gibi, mali ve ticari açıklar genellikle birlikte hareket eder ve onlara “ikiz” açıklar adı verilir.

Dışarıdan alınması gereken borç miktarına bakıldığında, Türkiye’nin büyük zorluklarla elde ettiği mali istikrarın risk altında olup olmadığı, büyük merkez bankaları piyasalardaki 6,2 milyar dolarlık fazlalığı geri çekmeye başladığında risk primini belirlemiş olacak.

Türkiye’nin kendi kendine yarattığı 2001 ekonomik krizinin sonlanması, hükümet tarafından getirilen finansal piyasaları düzenlemek için çıkarılan kanunlar çerçevesinde Türkiye’nin kamu borcuna karşılık GSYİH oranının yüzde 75’in yarısına indirilmesiyle oldu.

Benzer şekilde, Türkiye’nin bütçe açığı – GSYİH oranı yüzde 11,6 seviyesinden sert biçimde yüzde 1 seviyesine indi.

IMF destekli ekonomik program 2008’de yavaş yavaş yürürlükten çıktı. Bu sırada AKP hükümeti, IMF değerlerine göre sıfırın altına inen faiz dışı fazla oranlarının olduğu bir dönemde, GSYİH’nın güçlü büyüme eğilimi sayesinde ülkenin kamusal borç stokunu azaltmayı başardı.

Bu seviyede hızlı bir ekonomik büyüme ise, dünya piyasalarına bol seviyede likiditenin en düşük fiyatta olması sayesinde kurumsal şirketlerin ve bankaların aldığı yüksek miktarda borçlar yoluyla oldu.

Aralık 2015’e gelindiğinde, artık Fed faiz artırımları başlamıştı. Türkiye’de reel sektörün yüksek dış borçları ve Fed artışı yan yana geldiğinde bunun sonucunda Türk piyasalarındaki dalgalanmalar, dışa bağlı hassasiyetler yüzünden diğer gelişmekte olan ülkelerin önüne geçti.

Son iki yılda da kurumsal sektör ve bankaların bilançoları üzerinde bulunan sınırlar ve riskler göz önüne alındığında, Türkiye’de yüksek enflasyonun parasal politikalar üzerinde yarattığı engellemeler yüzünden büyümenin daha çok mali politikalara dayanacağı anlaşıldı.  

2008-2015 arasında oldukça iyi bir performans sergileyen kamusal bilanço, küresel likiditenin azaldığı bu dönemde büyümeyi desteklemek için en kuvvetli silah.

Hatta 2017 mali detaylarına bakıldığında büyümenin mali politikalara ne kadar bağlı olduğu görülüyor. Bu da önümüzdeki yıllarda da böyle devam edileceğine işaret ediyor.

Ocak-Kasım 2017 bütçe açığı 26,5 milyar Lira’ya yükseldi. Bu rakam geçen senenin göz ardı edilebilir 2,1 milyar Lira bütçe açığına göre büyük bir artış.

Bunun sonucu olarak faiz dışı bütçe dengesi fazlalığı geçen yılki 46,3 milyar Lira rakamının neredeyse yarısı olan 28,8 milyar Lira seviyesine indi.

İlk 11 ayda, merkezi bütçe kazancındaki kısıtlı yüzde 1,3 oranındaki reel düşüşe karşılık harcamalarda yaşanan yüzde 1,8 oranındaki reel artış elbette ki bütçe açığındaki artışın temel nedeni. Hükümetin revize ederek GSYİH’e oranla yüzde 2 olarak öngördüğü bu seneki bütçe açığı, geçen sene açıklanan yüzde 1,1’e göre yüksek bir artış.

Aslında, son GSYİH rakamları çeyrekten çeyreğe büyümede yavaşlamaya işaret ediyor. Bu zaten ekonominin aktivitenin göstergelerinden biri olan dolaylı vergi gelirlerinden de belli.

Kasım ayı dolaylı vergi gelirlerinde yaşanan yüzde 13,1 reel küçülme, sene başından beri var olan ortalama yüzde 2,9 reel küçülmeye kıyasla çok büyük bir artış.

Harcamalar tarafında, 2015’ten bu yana sürekli artan faiz seviyesinin uzun yıllar faiz harcamalarını da beraberinde arttıracağı düşünüldüğünde, AKP’nin 2008’den bu yana ekonomik reform yapmamasının cari harcama artışlarını da çift haneli rakamlara getirdiği söylenebilir.

Önümüze baktığımızda, mali hesapların büyüme üzerindeki artan etkisi ve bütçe tarafında malum eğilimleri göz önüne aldığımızda, bu takip edilmesi gereken bazı önemli unsurlar bulunuyor:

  1. GSYİH büyümesi mali tarafa daha fazla bağımlı hale geldikçe, kamu yatırım ve harcamaları önümüzdeki yıllarda da aynı hızla devam edecek. Örneğin, hükümet 60 milyar dolara ulaşan “Kredi Garanti Fonu’nun” 2018 yılında da yenilenecek krediler ve 13 milyar dolarlık yeni krediler dahil olmak üzere 36 milyar dolar seviyesinde devam edeceğini açıkladı.

  2. Yükselen nominal faiz oranları ve güçsüzleşen Lira da ayrıca bütçe harcamalarını yükseltecektir. Net olmak gerekirse, faiz harcamaları üç yıllık planda açıklanan GSYİH’nin yüzde 2,1-2,2 oranının üzerinde kalacak. 2.

  3. Yavaşlayan büyüme vergi gelirlerini azaltacaktır. Yükselen enflasyonla birlikte, özellikle KDV gibi dolaylı vergilerdeki reel büyüme gerçekten yavaşlayacak ve hatta belki 2018-2020 döneminde daha da azalacaktır.

  4. Hükümet bu durumda yurtiçi talebi arttırmak için bazı tüketim maddelerinde vergileri azaltma yoluna gidebilir. Bu da bütçe açığının daha hızlı biçimde büyümesine yol açar.

  5. Yaklaşmakta olan ve AKP için hayati önem taşıyan milletvekili ve cumhurbaşkanlığı seçimi yüzünden AKP mutlaka daha fazla kamu yatırım ve harcaması yapacaktır. Bu yükselen harcamalar sayesinde oy tabanı finansal olarak mutlu olacak ve ekonomik büyümeyi destekleyecektir.

  6. Yurtiçi borçlarda görüldüğü gibi, yurtdışı kredilerin yenilenmesinde yaşanacak bir artış belki de Türkiye’nin kamu borcu oranını sabit tutmanın ardından GSYİH’ya göre artırabilir.

  7. Son olarak, uzatılan OHAL yatırımcıları uzak tutarak günlük ekonomiyi bozmaya devam ediyor. Çeşit çeşit kanunlar içeren “kanun hükmünde kararnameler” anlamsız biçimde sıradan hale geldi (normalleşti).

Dünyanın birçok ülkesinde görülen bütçe açıklarına bakıldığında, Türkiye’nin yüzde 2 ve hatta yüzde 3’e varabilecek GSYİH bütçe açığı oranı hala çok iyi görünüyor. Özellikle G20 ülkelerine baktığımızda.

Fakat gene de, büyümenin yavaşladığı, enflasyonun çift haneli rakamlara çıktığı, dış borcun sorunlu olduğu ve dışarıdan finansmanın düşüşte olduğu bir dönemde bütçe açığı GSYİH oranının ikiye katlanması ve hatta belki 2018-2020 arasında üçe katlanacak olması ihtimali karşısında daha dikkatli olmak gerekiyor.

Dünya çapında tüm dengeler değişirken, Türkiye’nin ekonomik büyüme çabası sırasında bütçe açığını büyütme ihtimali çok yüksek.

Ancak, bunlar yaşanırken, söz konusu riskleri tutarlı ve kapsamlı ele alan bir ekonomi politikasının yoksunluğu ve toplumu kutuplaştırma politikaları yanında hukukun güç kaybettiği bu dönemde işler çok kolaylıkla kontrolden çıkabilir.