Çetin Ünsalan: Ekonomi Kurulu talebi

Virüs etkisiyle dünya ticaretinde ortaya çıkan manzara, halen ihracat yapmaya çalışan bir yaklaşımla ters orantılı sinyalleri beraberinde getiriyor. Özellikle piyasanın donuklaştığı bu dönemin ve arkasından takip eden sürecin, ülkelerin ihracat gelirlerine olumsuz etki edeceği, bunun da finansman yöntemi arasında ihracat ve turizm geliri olan Türkiye gibi ülkeler için sıkıntı doğurabileceğini konuşuluyor.

Uzmanlar meseleyi dile getiriyor; ama zaten bunu düşünmek için mucizevi bir analize de ihtiyaç yok. Çok açık bir biçimde gözüken bu tablonun reel sektör üzerinden virüs sonrasında bambaşka sorunları da beraberinde getireceği biliniyor.

Zaten ülkelerin de birinci planda evden çıkmasını engellediği vatandaşlarına yönelik geçim parası vermesi de, şirketlere sahip çıkması da bu amaçla. Hem firmaları ayakta tutmak, hem de buradan kaynaklı işsizlik dalgasının neden olacağı sosyal sorunları engellemek amaçlanıyor. Elbette bunların önünde de sağlık mücadelesi geliyor. Ama sonrası da herkesin ajandasındaki çalışma konusu.

Bize dönersek, ekonomiyi daha çok kredi vererek borç derinleştirme yöntemiyle sorunu aşmaya çalışıyoruz. Oysa ekonominin virüs sonrası olumsuz etkilerinin azaltılması bugünden alınacak kararların neticesi olarak önümüze gelecek. Biz sadece çözüm konuşulacak döneme kredi üzerinden yük ve daha zor çözüm ihtiyacı aktarıyoruz.

Sunulan kaynağın da yeterli olup olmadığı tartışılır. Geçtiğimiz günlerde Ekotürk TV’ye konuk olan Devlet eski Bakanı Kürşat Tüzmen’e en az ne kadar parasal desteğe ihtiyaç olduğu sorulunca, yaptığı bir çalışmanın özetini şöyle aktardı: “Sektörlerin ihracat gelirlerini ortaya koyun, bunun en az yüzde 15’i kadar destek vermek gerekiyor.”

Bu da toplamda düz bir mantıkla mart başında, 12 aylık dilim üzerinden 182 milyar dolara ulaşan ihracatımız düşünüldüğünde, reel sektöre aktarılacak en az 27 milyar doları önümüze koyuyor. Salt iç piyasaya çalışanları ve esnafı da dikkate aldığımızda minimum yapmamız gereken karşılıksız fonlama 40 milyar dolardan aşağı olmaz.

Açıklanan paketin toplam büyüklüğünün 100 milyar TL olduğunu düşünürseniz, toplamda 15 milyar dolardan söz ediyoruz. Oysa ihtiyacın sadece reel sektörde bunun 2,5 katı olduğu görülüyor. Peki çözüm ne?

Hem dış ticaret fazlası, hem de birim kilogram kazancı açısından en kritik sektör özelliği taşıyan ve istihdama da direkt etkisi olan hazır giyimden konunun sağlamasını yapmak istedim. Moda ve Hazır Giyim Federasyonu (MHGF) Başkanı Hüseyin Öztürk’ü aradım. Paylaştıkları, yukarıda belirttiğim manzara ve risklerle örtüşüyor. Manzara çok hoş değil.

Peki sorunlarla çözümleri birlikte değerlendirdiğimizde çıkış noktası ne? MHGF Başkanı Öztürk, öncelikle sağlık alanında verilen mücadeleye atıfta bulunarak, buradaki bilim kurulu yapılanmasının, ekonomi için de oluşturulması gerektiğini söyledi.

Fakat burada önemli bir kriter var. Önerilerin ve sorunların gerçekçi çıktılarla ele alınabilmesi için, zorunlu aidat toplayan kurumların temsilcileriyle değil, gönüllü isimlerin dahil olacağı bir yapıdan söz etmek gerektiğini belirtiyor. Yani benim anladığım, kızdırmamak ya da problem çıkarmamak için değil, çözüm adına gerçeklerin konuşulduğu tarafsız bir kurulun işlevi olabileceğine dikkat çekiyor.

Bu kurul, tıpkı sağlık modelinde olduğu gibi gerçekler üzerinden hareket ederek önerilerini sunacak ve çözüm önerisinde tam yetkili olacak ve seferberlik mantığı içerisinde çalışacak. Peki alınacak önlemler neler olabilir? Onların da bazılarını MHGF Başkanı Hüseyin Öztürk ile sohbetimizdeki satır başlarından paylaşayım.

“Şu an itibariyle sunulan paket sadece kredi verme sistemi üzerine kurulu ve kamu bankalarının üzerine yüklenilmiş vaziyette. Özel bankaları da dahil ederek ortadaki yükümlülüklerin 2021 Temmuz – Aralık dönemine ötelenmesi gerekiyor. Zira bugün her şey normale dönse bile reel sektörün tedarik zinciri ve benzeri yapısının normalleşmesi üç ay sürecek. Yani mevcuttaki üç aylık öteleme sadece üreticinin faiz ve kredi yükünü arttırırken, geleceği de tüketmek anlamına gelecek.

Çalışanların SGK primlerinin bir yıl dondurulması ve gerekiyorsa herkesin de bir yıl fazla çalışması istenebilecek. Bu süreç içinde de herkesin evde tutulması zorunlu hale getirilirken, asgari ücret oranında yarısı devletten, yarısı işverenden alınmak üzere herkese ödeme yapılacak. Mevcut uygulamadaki özellikle genç çalışanların kapsam dışında kalması büyük sorun. 6 ay çalışmış olsa dahi herkes bu haktan yararlanabilecek.

Çalışmayan yurttaşın da reel sektörün de, elektrik, doğalgaz ve benzeri tüm giderleri 2021 Haziran ayına kadar durdurulacak. Yardımlar, gelişigüzel olmaktan çok, herkesin başta çalışanları olmak üzere, sektörler bazında kendi sorumluluk alanına girenlerden başlayarak yapılması gerekiyor.

Psikolojik mücadele kapsamında ulusal basına da görev verilmesi ve gerçekler aktarılırken, TV önündeki insanları bunalıma sokmak yerine, daha motive edici yayınların yapılması sağlanacak. Aksi takdirde bunun sosyal sıkıntıları tetiklemesi ve alacak zinciri kırıldığında, eski yıllardaki gibi çek/senet mafyası gibi illegal yapılanmaların beslenmesi riski bulunuyor.

Önümüzdeki süreçte iki bayram ve okul tatili var. Şu an emek yoğun sektörlerde yüzde 70 oranında kapalılık olduğu düşünülürse, Anadolu’ya dönen yurttaşın yüzde 15 – 20 oranında geri dönüşü olmayacak. Bu da reel sektörde insan kaynağı sıkıntısı ortaya çıkaracak. Bilhassa Marmara’nın üretim açığı belirginleşecek. Yine tarım sektörü özel önem verilmesi gereken başlıklardan biri. Bu süreçte sahip çıkılmazsa gelecek kış dönemi için sorunlar çözümsüz noktaya ulaşabilir.

Ekonomi sıkıntı yaşarken, üç-dört sektörün fırsat sektörü haline gelmesi engellenmeli. Bilhassa sağlığa hizmet eden stratejik sektörler karsız üretim gerçekleştirmeli ve fark devletçe sübvanse edilmeli. Tedarik zincirine karşı özel önlem alınmalı. Yan sanayisi kapalı bir sektörün üretim yapması mümkün değil. Örneğin elinde kumaş var pantolon yapacak ama düğme yok. Sorunu aşmak zor.”

Velhasıl kelam elbette bu öneriler yaptığımız uzun sohbetten sadece not defterime düşen bazı başlıklar. Ama Hüseyin Öztürk’ün bu konuda çok kapsamlı bir önerisi olduğunu bu vesileyle aktarmak isterim. Anahtar mı? Bence Öztürk’ün de dediği gibi işe sağlıktakine benzer bir ekonomik kurul ile başlamak lazım. Çünkü ortadaki ekonomik risk, virüs sorunu aşıldığında ona rahmet okutacak cinsten.

 

Bu yazı Para Analiz'den alınmıştır

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar