Diplomasi ve ekonomi hiç bu kadar etkileşimde olmamıştı - Emre Alkin

Geçenlerde döviz kurları ve diplomasi ilişkisini sizler için analiz etmiştim. Şimdi ise diplomasinin doğrudan ekonomiye etkisinden bahsedeceğim. 

Bana gelen haberler, uzun bir zamandır Orta Doğu'daki en ciddi sorunlardan biri olan İsrail-Hamas gerginliğinde bir ateşkes ya da barış hazırlıkları Katar'ın arabuluculuğu ile devam ederken, bu mekik diplomasisinde Türkiye'nin önemli bir katkısı olduğu yönünde.

Eğer bu haberler doğruysa, Doğu Akdeniz'deki denklemde bir değişiklik olabilir. Çünkü ABD ve İngiltere'nin Doğu Akdeniz'deki gerginlikle alakalı uzun zamandır sessiz kaldığı görülüyor. İsrail aslında istihbarat paylaşımını bölgede ABD'den çok İngiltere ile yapıyor diyebilirim. Brexit süreciyle AB'den ayrılmaya karar veren Birleşik Krallığın, özellikle diplomatik meselelerde Kıta Avrupasından farklı düşündüğü ve davrandığını görüyoruz. İngiltere ve Türkiye Doğu Akdeniz meselesinde birbirlerinden uzak durmuyorlar. 

Almanya'nın klasik diplomasiye dayanan ama Türkiye'nin güvenini zedeleyen hamleleri bölgedeki gerginliği artırdığı için devre dışı kaldığı görülüyor. Burada denklemi değiştiren en önemli hamle, aracı ülkelerin devreye girmesiyle Türkiye ve İsrail'in yakınlaşması olacaktı. Uluslararası Siyaset uzmanları bu konuyu birkaç yıldır dile getiriyordu. Son yaşananlar ve ABD Başkanı Trump'ın, bir önceki başkan Obama gibi Nobel Barış Ödülünü alma hevesi, Arap-İsrail gerginliğini çözme yolundaki adımları hızlandırdı. Türkiye'nin Libya konusundaki kararlılığı neticesinde bölgedeki en büyük anlaşmazlıkların bir tanesinin çözüm yolunda kilometre taşı olduk diyebilirim.

Eğer Yunanlılar gelişmeleri doğru okursa, kıta sahanlığı konusundaki tehlikeli ısrarından vaz geçerek meseleyi önce soğutup sonra rafa kaldırabilirler. Bu arada, Yunanistan'ın bugüne kadar ABD ve İngiltere'den destek görmemesi de dikkat çekici bir gelişme olarak kaydedilmeli. 

Karadeniz'de bulunan doğalgazın ve Doğu Akdeniz'de bulunması muhtemel diğer kaynakların Türkiye Ekonomisine sorunsuz şekilde aktarılması için, "caydırıcılık" haricinde bir de "uzlaştırıcılık" özelliğimizi göstermemiz gerekiyor. Yani Ekonomideki uzun dönemli toparlanmayı sağlamak için bölgede elimize geçen "barıştırma" veya "uzlaştırma" gücümüzü doğru şekilde kullanmamız çok önemli. Böyle bir gücün "caydırıcılık" ve "kararlılık" çerçevesinde oluşmadığını söylemek safdillik olur.   

Yabancı Sermayenin Türkiye'ye gelmesi için de yukarıda bahsettiğim fırsatları doğru şekilde kullanmamız gerekiyor. Döviz Rezervleri kırmızı alarm verirken ve döviz kazandırıcı faaliyetlerde zorlanırken gerginliği düşürme fırsatlarını elimizin tersiyle itmek doğru bir siyaset olmaz. Sonuçta dış politika vatandaşın refahını artırmak için yapılır. 

Tüm bu gelişmeler, piyasaların yön belirlemesini engelliyor elbette. Dolar/TL, BIST ve Faizler yön bulmakta zorlanırken, İTO Geçinme endeksinin Ağustos Ayında % 0.57 gerçekleştiğini takip ettik. Bir süredir TÜFE rakamlarının İTO rakamlarından yüksek seyrettiği dikkate alınırsa, yıl sonu enflasyonu için çift hane bekletimi koruyorum desem yanlış olmaz. Bugün açıklanacak olan TÜFE rakamları sanıyorum bu durumu teyit edecektir. 

Diplomasideki olumlu gelişmeler ve ekonomik aktivitedeki toparlanma kurların yükselme hevesini düşürürken, "dış kırılganlık" düzelmediği sürece uzun vadeli yükselişler için hep uyanık olmalıyız diye düşünüyorum.

Bu yazı Emre Alkin'in blogundan alınmıştır