Dış borç yok, bankaların dolar faizi çıldırdı

Doların geçen hafta küresel ölçekte yaşadığı düşüş Türkiye’de kurları bu hafta bir ölçüde sakinleştirdi ve son aylarda alışıla geldik şekilde yeni bir rekor kırmadı.

Ancak bu geçici olabilir. Her ne kadar Merkez Bankası faiz oranlarını 6.25 puan artırsa, Ekonomi Bakanı Berat Albayrak aylardır dilinden düşürmediği ‘Yeni Ekonomik Program’la piyasalara seneye de yüksek faize devam mesajı verse de, piyasadan gelen son veriler işlerin yokuş aşağı gitmeye devam ettiğini gösteriyor.

Türk ekonomisi cari açık ve borç taksitleri nedeniyle her ay yaklaşık 15 milyar dolara yakın döviz finansmanına ihtiyaç duyarken aylardır ne Hazine ne bankalar ne de reel sektör şirketleri yurtdışından yeni kredi bulamadı. Bankaların uzun sürekli muhabirlik ilişkilerine dayanan ve çok ender sorun çıkan sendikasyon kredileri piyasası bile Türk kurumlarına kapalı.

Ülkenin en önemli bankalarından Akbank vadesini gelen 1 milyar dolarlık sendikasyonunu yenilemek için yatırımcı ve aracı bankalara yıllık yüzde 7’ye yakın getiri teklif etse hala olumlu bir yanıt alamadı. Banka bu ay sonuna kadar krediyi yenileyemezse kendi kaynaklarından ödeme yapacak.

Sadece Akbank değil ve yıl sonuna kadar vadeleri dolacak 6-8 milyar dolarlık sendikasyon kredisinin de durumu aynı. Özetle Moody’s, S&P ve Fitch’in son raporlarında ısrarla gündeme getirmeye başladığı Türkiye için en kötü senaryo yani dış borç kapılarının kapanması olasılığı somut bir gerçeklik olarak gündeme giriyor.

Ülkedeki tek döviz kaynağı olan Merkez Bankası’nın rezervi ise hızla eriyor ve brüt döviz rezervleri son olarak 68 milyar dolara indi. Önümüzdeki 1 yıl içinde ödenecek 45 milyar dolarlık yapılmış ithalat borcu bir kenara konursa ülkenin sadece 1.5 ay ithalat yapacak kadar rezervi var ve bu her türlü uluslar arası güvenlik sınırının altında.

Türkiye ekonomisi, ülke iktidarından gelen ‘kriz yok’ açıklamalarına karşın derin bir dış finansman darboğazı yaşıyor. Ve bu hafta açıklanan bazı veriler bunun giderek akut bir hale probleme dönüştüğünü de gösteriyor.

Merkez Bankası’nın Perşembe açıkladığı verilere göre ülkede döviz faizlerinde olağanüstü bir sıçrama yaşanıyor. 14 Eylül itibariyle Türkiye’de bankaların bir aylık dolar mevduatı için ödediği ortalama faiz oranı yüzde 3.96’e yükseldi. Oysa 31 Ağustos’ta bankalar aynı vadeli dolar mevduatını yüzde 2.97’yle topluyordu. Ortalama yüzde 3.96’lık aylık dolar faizi, ABD Merkez Bankası’nın kısa vadeli faizleri sıfırladığı Ocak 2009’dan sonraki en yüksek seviyeyi temsil ediyor.

Tüm sektörün yurtiçi döviz maliyetini gösteren ortalama döviz faizlerinde sadece iki hafta içinde 1 puana yakın yükseliş yaşanırken, bu verilerin tutulmaya başlandığı 2002’den bu yana en yüksek aylık ve haftalık artışların yaşandığını ortaya koyuyor.

Hükümet döviz mevduatlarının ülkedeki tüm mevduatların yüzde 55’ine ulaşması ve dolarizasyonun tetiklenmesi nedeniyle Eylül başında döviz mevduatının cazibesini törpüledi. Kısa vadeli döviz mevduatlarında vergi kesintisi oranı neredeyse ikiye katlanarak yüzde 20’ye çıkartıldı. TL’de ise kesintiler sıfıra yaklaştırıldı. Ayrıca TL’de 6.25 puanlık faiz artırımıyla yerli para biriminin cazibesi parlatılmaya çalışıldı.

Yine de dövizdeki rekor faiz yükselişinin, vergi ve TL faizlerindeki artış yoluyla, döviz mevduatı üzerindeki azaltıcı etkisini fazlasıyla bertaraf ettiği görülüyor. 7-14Eylül haftasında TL cinsi mevduatlar sadece 2 milyar  arttı. Döviz mevduatlarında ise TL karşılığı 17 milyar TL olan 2.7 milyar dolarlık artış yaşandı. Bu döviz hesaplarına gelen ani faiz artışıyla oluşan cazibenin bir sonucu. Ancak hem Hükümet’in hem de uzun vadede bankacılık sisteminin çıkarları açısından ters bir durum.

Peki öyleyse döviz faizlerini bu kadar artırıp ekonomide dolarizasyona kaymaya neden olan bu faiz artışının sebebi ne? Yani bankacılık sektörü bir yandan ‘Ayşe Teyze’nin dolarla ne işi var mesajları verirken’ neden dövizin cazibesini artıracak faiz artışı yapıyor?

Konuyu değerlendiren bir bankacı ‘Acil zorunluluklar’ yanıtını veriyor. Bankacı uluslar arası borçlanma piyasasının tıkanması nedeniyle bankaların döviz kredilerinde kur şokunun ardından vade şokunu da göğüslemek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Çünkü borçların vadesinin geldiğini ama verdikleri kredileri geri almakta sorun yaşadıklarını belirtiyor.
Şunları söylüyor:

"Bankalar geçmiş dönemde tahvil ihraçları ve sendikasyonlar yoluyla borç alıp içerideki müşterilerine verdi. Krediler döviz cinsinden açıldığı için bilançoda döviz riski taşınmıyordu. Şu anda da bir döviz riski görünmüyor. Ancak Türkiye’ye dış borçlanma piyasası aylardır kapalı. Bu dönemde vadesi gelen borç ödemelerimizi yapmak için iki seçenek kalıyor. Ya özsermayeden yurtdışına olan borcumu ödeyeceğim. Ya da kredi verdiğim müşterimden kredimi geri isteyip aldığım parayla borcu ödeyeceğim.

Özsermaye gücü bir yere kadar. Müşteriden krediyi geri istesem o da kapatacak durumda değil. O zaman tek çare parayı geçici de olsa bulup ödemek için mevduata yüklenmek. O yüzden faiz artırımları çık hızlandı. Dolarda artışlar daha hızlı ama Euro faizi de yükseliyor. Özellikle dış kredi ödemeleri yoğun olan bankalarda mevduat faizlerin yükseldiğini görüyoruz. O artırınca sen de bir süre sonra mecburen artırmak zorunda kalıyorsun.”

Aynı bankacı Merkez Bankası verilerine göre ortalama bir aylık dolar faizi yüzde 3.96 olsa da piyasada geçen hafta yüzde 8’li rakamları duyduğunu söylüyor. Bankalar büyük paralara sahip tasarruf sahiplerini cezbedebilmek için ortalama faiz oranının iki katına ulaşan oranlarda faiz oranları teklif edebiliyor ve bunu da Merkez Bankası’na mevduata ödenen en yüksek faiz oranı olarak ayrıca açıklıyor. Merkez Bankası verilerine göre Temmuz 2018 itibariyle bir aylık dolar için ödenen faiz yüzde 6 düzeyindeydi.

Türk bankaları yurtdışı borçlanma kapılarının kapanmasına kısa vadede döviz mevduatına zam yaparak çözüm buluyormuş gibi gözüküyor. Ancak bu yan etkileri çok hızlı görülecek bir ilaç. Çünkü halen TL mevduatlarında aylık faiz oranı yüzde 21’lerde. Bu yaşanan enflasyona göre TL’de kalmanın reel getirisini neredeyse sıfıra yaklaştırıyor. Oysa döviz mevduatında vergiden muaf önemli bir getiri söz konusu.

Yatırımcının bu farka uyanması Türkiye döviz piyasasının daha önce görülmedik şekilde bir mevduat kayması yaşamasına neden olabilir. Kuşkusuz bu güçlü bir bireysel döviz talebini de oluşturup piyasalarda dalgalanmaya yol açabilecek bir risk. Daha iki gün önce üç yıllık ekonomi programı açıklayan ve tüm planlarını dövizin önümüzdeki üç yıl sabit kalıp TL’nin yüzde 26 revalüe olmasına dayandıran Hükümetin tüm planları bir anda çöpe gidebilir.

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.