Döviz patlayınca, ekonomide ‘ricat’ dönemi başladı

Aylardır ayak sesleri açık şekilde duyulan kur depremi, Kurban Bayramı öncesinde adeta bağıra bağıra “geliyorum” demeye başlamıştı. 

Bayram tatili nedeniyle piyasaların kapalı olmasına rağmen 6,98-7,0 TL arasında gezinen dolar kuruna karşılık Euro ise 8,50, Sterlin 9,50’li seviyelere ulaşıyordu. 

Ekonomi kulislerinde ‘Bayramdan sonrası tufan’ kaygısı yüksek sesle dillendirilirken bilinen ve beklenen oldu. Bayram tatilinin hemen ertesinde zelzeleye dönüşen kur yükselişi piyasaları şiddetle sarsarak “buradayım” dedi.

Neredeyse üç günden bu yana Türkiye ekonomisi döviz kurlarındaki yükselişle yatıp kalkarken, sesi çıkmayan, ortalıkta görünmeyen isim Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak. 

Sosyal medyada önce ‘Berat Albayrak istifa’ başlığıyla başlatılan kampanya TT olurken, ardından AKP’liler, eski-yeni milletvekilleri, iktidar medyasından yazarların da yer aldığı sosyal medya hesaplarından ‘Berat Albayrak Yanındayız’ kampanyası başlattı.

Öyle ki, AKP Kahramanmaraş Milletvekili Celalettin Güvenç Albayrak’ın istifasını isteyenleri ‘Köpekler’ diye nitelendirerek ‘Köpekler havladı diye atlar ölmez” paylaşımıyla bir anda büyük tepki çekti. Sosyal medyada döviz krizi ve ekonomideki sarsıntıyla ilgili tepki ve eleştiriler ‘damat istifa etmesin’ ve ardından ‘The End AKP’ başlıkları TT oldu.

İktidardaki suskunluğu Ayasofya’da kılınan cuma namazına beraberinde Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş ile katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan bozdu. Erdoğan namaz çıkışında yaptığı açıklamada önceki kur şoku ve kriz dalgalarında olduğu gibi yine dış güçlerin, düşmanların ekonomiye saldırısından söz ederek Türkiye’nin güçlü olduğunu, bu senaryoları bozacağını ifade etti. 

2002’de AKP iktidara geldiğinde kişi başına düşen milli gelirle, 2019 milli gelirini kıyaslayan Erdoğan gazetecilere ‘size söyleyeceğim rakamlara dikkat edin bunlar gerçek’ uyarısında bulunarak şöyle konuştu:

“2002'de milli gelirimiz 236 milyar dolardı. Fakat 2019'da toplam milli gelirimiz 754 milyar dolara çıktı. Bakın nereden nereye. Fert başı milli gelir o zaman 3 bin 581 dolardı ve bu rakam 2019'da 9 bin 127 dolara çıktı. 

Bunun dışında otomobil noktasında satışlara bakalım. Şimdi bu bir şeyi gösteriyor. Yani Türkiye bir tırmanışta. Bizim bu tırmanışımızı görmek istemeyen, gözü olup da görmek istemeyenler var. Ben belgelere dayalı konuşuyorum. 
Mesela sadece açılan şirket sayılarına bakıyorsunuz 30 bin 842 iken, şu anda 2017 itibariyle 85 bin 265 adet şirket açılmış. Tabii bazı sıkıntılar yok değil. İhracat 36 milyar dolardı, şu anda 180 milyar dolar. 

Türkiye adeta bir uçuşun içerisinde. Ama gözü olup görmeyenler hala bu gerçekleri yansıtmaya çalışıyorlar. Biz tırmanışımızı yüksek oranda devam ettiriyoruz, ettireceğiz. Döviz rezervine bakıyorsunuz 27,5 milyar dolardı, şu anda ise 105 milyar dolar.”

Hazine ve Maliye Bakanı Albayrak’a dönük eleştirilere de yanıt veren Cumhurbaşkanı; “Hiç bunlardan endişeniz olmasın, ekonomide bu söylenenlerin hepsi bir tarafa, yani benim Hazine ve Maliye Bakanımla ilgili sosyal medyada yaptıkları karalamalar, şunlar-bunlar vesaire bunların hepsi, bunlar yetişemedikleri üzüme koruk diyorlar” dedi. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamasında yeni açılan şirket sayılarıyla ilgili verileri 2002-2017 dönemi itibarıyla yani üç yıl öncesiyle kıyaslaması dikkat çekti. Oysa 2019 yılında yeni kurulan şirket sayısı 2018’e göre yüzde 2 azalarak 84 bin olmuştu. 

Kapanan şirket sayısındaki artış ise 2019’da yüzde 5 düzeyinde gerçekleşti ve 13 bin 200 şirket kapısına kilit vurdu. 2020’nin Haziran sonu itibarıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) açıkladığı açılan-kapanan şirket istatistiklerinde ise kapanan şirket sayısındaki artış yüzde 12’ye yükseldi ve altı ayda 18 bin şirket faaliyetine son verdi.

Dolayısıyla Cumhurbaşkanının “ben belgelerle konuşuyorum, gerçekleri söylüyorum” sözleri tıpkı Merkez Bankası’nın döviz rezervleriyle ilgili ifade ettiği 105 milyar dolarlık tutar gibi pek de gerçeği yansıtmıyor. 

Cumhurbaşkanının Ayasofya’da namaz çıkışı bu açıklamaları yaptığı sırada Merkez Bankası (MB) da haftalık para banka verilerini açıkladı. Buna göre son bir haftada MB rezervleri 4,3 milyar dolar daha azalarak 50 milyar 926 milyon dolardan 46 milyar 673 milyon dolara geriledi. Buna karşılık yurtiçi yerleşiklere yani Türk vatandaşlarına ait döviz mevduat hesapları ise son iki haftada toplam 9 milyar dolar artışla 212 milyar 920 milyon dolara çıktı. Bu tutar, şu ana kadar tüm zamanların rekoru.

Diğer yandan Cumhurbaşkanının kurlardaki artışı “dış güçlere, düşmanlara” bağlamasına karşılık, Cumhurbaşkanı Sözcüsü İbrahim Kalın gelişmeleri ‘manipülasyon ve algı operasyonu’ olarak nitelendirdi.  

Cumhurbaşkanı İletişim Başkanı Fahrettin Altun ise twitter hesabından; "Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde son 18 yılda büyük bir şahlanış dönemine giren Türkiye'nin yükselişi, dış mihrakların ve küresel sömürü düzeni baronlarının kirli oyunlarıyla inkıtaya uğratılmak istenmektedir" mesajını paylaştı.

İktidar her zaman olduğu gibi dış güçler, TL’ye saldırı, algı, manipülasyon, spekülasyon, ‘Ekonomimizi kıskanıyorlar’ vb. söylemleri yinelerken Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), MB ve Türkiye Bankalar Birliği (TBB) gibi kurumlar art arda toplantılar yaparak dövizde ve piyasalardaki tansiyonu düşürecek önlemler üzerinde müzakereler yürütüyorlar. 

BDDK ve MB’den yapılan açıklamalarda yabancı bankalara daha önce “TL üzerinden spekülasyon yaptıkları” gerekçesiyle kısıtlama getirilen TL swap işlemleri yeniden açılarak kısıtlamalar gevşetilirken, MB de piyasaya verdiği likiditeyi kısma kararı aldı. Piyasa yapıcı bankalara sağlanan fonlama miktarı yüzde 50 azaltılırken, bir yandan da “örtülü faiz artışına” gidildi.

MB yüzde 8,25’lik politika faizini değiştirmeden bankalara sağladığı ortalama fonlama maliyetini yüzde 7,80’den yüzde 7,88’e yükseltti. MB’nin piyasalardaki likiditeyi çekmek için TL mevduat munzam karşılıklarında artışa gitmesi, bir sonraki adımda ise Para Politikası Kurulu’nun (PPK) bu ayki toplantısında yüzde 8,25’lik politika faizinin artırılması bekleniyor. 

Gelişmelere göre PPK’nın olağanüstü toplanması da ihtimaller arasında. Ancak faizlerin daha da düşürülmesinde ısrarlı olan Cumhurbaşkanının zorunlu faiz artışına göstereceği tepkinin MB ve ekonomi yönetimini endişelendirdiği kaydediliyor.

Bu arada kamu bankaları da hemen konut kredisi faizlerinde artışa gitti. İkinci el konutlarda aylık faiz yüzde 0,87’ye yükseltilirken, ilk el konutlardaki yüzde 0,64’lük faiz oranı “şimdilik” değiştirilmedi. 

Ancak 12 aylık ödemesiz süre sıfırlandı. Kamu bankalarının başlattığı düşük faizli konut kredilerinde vade 180 aya kadar çıkartılırken, ödemesiz süre de 3 yıla kadar uzuyordu. Bir sonraki aşamada kredi faizlerinin daha da yükseltilmesi, kredi kampanyalarının sonlandırılması şaşırtıcı olmaz.

Kurlardaki olağanüstü artışlara yeterli döviz rezervi olmaksızın yakalanan MB ve kamu bankaları kurları bastırmak için döviz satışı yoluna gitme uygulamasından vazgeçmiş görünüyor. Bunun yanında Haziran başından itibaren geçilen normalleşme sürecinde ekonomiyi canlandırmak için düşük faizli kredi kampanyalarıyla ekonomiye nakit pompalanarak, tüketim ve harcamaların artırılması teşvik edilmeye başlanmıştı. MB de yatırım taahhütlü kredi olarak kullandırılmak üzere 20 milyar liralık kaynak tahsis etmişti.

Ancak şimdi tüm bu adımların aşama aşama geri alınmaya başlandığı, ekonomide ‘ricat’ dönemine geçileceği görülüyor. Piyasadaki nakit likiditenin çekileceği, MB’nin sıkılaştırılmış para politikasına yöneleceği anlaşılıyor. Kemer sıkma, sıkı para, faiz artışlarıyla kurlar dizginlenmeye, tüketim-talep-harcamalar aşağı çekilmeye, enflasyon frenlenmeye çalışılacak. Bu da daha fazla küçülme, daha fazla işsizlik demek.

İktidarın hâlâ gerçekleri görmemekte direndiği, ısrarla olanların ‘senaryo-algı-dış güçlerin işi’ olduğunu savunarak ‘Ekonominin uçuşa geçtiğini’ iddia ettiği bir ortamda, akılcı ve yapısal politikaların uygulanabilmesi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ikna edilmesi güç. O yüzden de bu politikaların mevcut koşullarda başarılı olması zor görünüyor.

Gerek hazinede ve bütçede yeterli TL kaynak gerekse MB’de yeterli döviz rezervi yok. Nitekim hazine 10 ve 11 Ağustos’ta 3 ayrı tahvil ihalesine birden çıkarak borçlanmaya gideceğini açıkladı. Uygulanan politikaların sonuçlarının bu noktaya varacağı biliniyordu. İktidara yönelik bu yönde uyarılarda bulunuluyordu. Ancak iktidar ve ekonomi yönetimi tüm bu uyarılara kulak tıkarken ekonominin “uçuşa geçtiğini” savunuyordu. 

Şimdi gelinen noktada atılan tüm bu adımlar teker teker geri alınacak ancak yakın gelecekte piyasalarda dalgalanmanın durması, stabilizasyon ve kurlarda istikrarın sağlanması çok güç görünüyor. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir yandan krizi reddederken diğer yandan satır aralarında ifade ettiği terörle mücadelenin maliyeti, Türkiye’nin Libya’ya ‘zevk için gitmediği’ sözleri savaş ekonomisinin faturasının da itirafı. 

Suriye, Libya, Irak operasyonlarının yanında Ege ve Doğu Akdeniz’de tırmanan gerginliklerin ekonomiye yansımalarının getireceği yükü ve ortaya çıkartacağı bedelleri ise bugünden öngörebilmek güç.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.