Duayen bankacı Ahval’e konuştu: Boş laf ekonomisinde herkes kafasına göre takılıyor!

ABD’nin aylar öncesinden sinyallerini verdiği, son bir haftada ise açıktan açığa en üst düzeyde Başkan Trump ve Yardımcısı Pence tarafından dillendirilen yaptırımların ilk adımı, hükümet üyesi iki bakan üzerinden uygulamaya girince, ekonomik yansımaların ne olacağı tartışmaları alevlendi.

Aslında gelinen noktadaki en somut gerçek, iş dünyasının, ekonomi yönetiminin, bankacılık-finans sektörünün, inşaat, ihracat, sanayi, tarım, turizm, küçük ve orta boy işletmeler ve tüm kesimlerin temsilcilerinin, adım adım gelinen noktadaki yanlışlar konusunda, görüş beyan etmekten kaçınmaları, uyarı sorumluluklarını ve çözüm önerme yükümlülüklerini yerine getirmemeleri.

Şu anda da ABD yönetiminin genişleyerek sürebileceği mesajlarını en üst perdeden açıkladığı yaptırımlar konusunda, içeride oluşan milli duygusallık etkisiyle yapılan açıklamalar “Ey Amerika Bakanlarımızı sana yedirmeyiz” mealinde.

TÜSİAD, TİM, TOBB, ASO, İSO, İTO vb. iş dünyası örgütlerinden gelen değerlendirmeler, ağırlıkla ABD’ye tepki, yönetime destek şeklinde. Türkiye’de yargının bağımsız olduğuna atıfla, misliyle karşılık verilmesini talep eden, şoven dozu yüksek çıkışların yanında, biraz da ABD’ye “yılların dostluğu, müttefiklik ve stratejik ortaklık hukuku” serzenişlerinden öte bir çağrı, çözüm önerisi yok.

Bürokratlar ağzını açmaya korkuyor. İş insanları, bankacılar, ya “off the record” atıp tutuyor ya da konuşmaya yanaşmıyor.

Merkez Bankası’nın Temmuz ayı beklenti anketinde yıl sonu-2019 ilk çeyreği için öngörülen 5 TL’lik dolar kuru şimdiden aşıldı. Artık “doların belini kıracağız, dövizle oynayanın eli yanacak” diyen Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci yok.

ABD’nin yaptırım kararı aldığı iki bakan da “çulsuz” çıktı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, “ABD’deki mal varlığının FETÖ’den ibaret olduğunu, mutlaka alacağını” açıkladı. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’ün ise “ABD’de tek kuruşunun, dünyada dikili ağacının olmadığını, yegâne hayalinin memleketi Gaziantep’te küçük bir zeytinlik alabilmek” olduğunu attığı twitten öğrendik.

Bundan sonra neler olabileceği, Türkiye ekonomisinin, bankacılığının, kronik ekonomik sorunların ne hal alabileceği konusunda, Türkiye’nin önde gelen ekonomi kurmaylarından, kriz dönemlerinde bürokraside üst düzey sorumluluklar üstlenmiş, bankacılık alanındaki yetkinliğini, saygınlığını içerde ve dışarıda herkesin onayladığı bir isim, şu andaki konumu ve görevi gereği “Adı yazılmamak kaydıyla” Ahval’e konuşmayı kabul etti.

İki bakanla ilgili alınan yaptırım kararının olası etkilerinin ne olabileceği sorumuza “O etki daha yaptırım kararı açıklanmadan bağıra bağıra geliyorum demeye başlamıştı zaten” diye karşılık veren ekonomi kurmayı şöyle devam etti:

“Bu sorunun cevabı çok basit. Şimdi o etkinin ilk ve öncü dalgasını gördük. Arkası daha ağır ve yıkıcı dalgalar halinde gelecek. Çünkü darmadağın, baştakilerin kurmay değil emir eri konumunda olduğu bir ekonomi yönetimi var iş başında.

Dolar 5 TL’yi Hazine faizi yüzde 21’i geçmiş, ne bakanında ne bürokratında ne yapılacağına, ne önlem alınacağına dair tık yok. Seçimin üzerinden beş hafta geçti, altıncı haftaya girdik. Sadece laf üretiliyor. Ben buna boş laf ekonomisi diyorum. Söylediklerinin hiçbir ağırlığı, ciddiye alınırlığı, inandırıcılığı yok çünkü. Ortada bir plan bir program, inandırıcı bir çözüm paketi yok. Bakanından, bürokratına tam bir âmâ (kör) ve lâl (sağır-dilsiz) kadro işin başında ve şaşkın haldeler.

Yönlerini bulma konusunda acz içindeler. Ben size bir şey sorayım Hazine Müsteşarı kim? İsmini biliyor musunuz? Türkiye Hazinesi’nin emanet edildiği kişiyi kimse içerde-dışarıda tanımıyor bile. Çünkü sadece ‘para bul’ diyorlar, emir eri ne yapıp edip bulmak için faizi yüzde 21’e kadar çıkartıyor. Yoksa para bulamaz. Bulamazsa beyefendi ve damat beyden neler işiteceğini düşünüyorum içim acıyor, üzülüyorum.

Sözde özerk olması gereken BDDK Başkanı Yerli-Milli Reyting şirketi kurma derdine düşmüş. Özel sektör borçları almış başını gidiyor. Dolar 5 TL oldu, ekstradan yaklaşık 200 milyar TL yük daha bindi özel sektöre. BDDK 2012’de yapılanı yineliyor.

Kredi kartı harcamalarına taksit sınırlaması, tüketici kredilerine 36 ay vade sınırlaması. BDDK Başkanı, ekonomiyi soğutmak, hane halkı borçluluğunu, enflasyonu, cari açığı düşürmek için bu taslak önlemleri önerdiklerini söylüyor. Niye? Aylardır ekonomi aşırı ısındı uyarılarını reddettiler, söyleyenleri hain ilan ettiler. Şimdi bu yapılan ne o zaman? Hani ekonomi ısınmamıştı?

BDDK işin bir kenarından tutuyor. Merkez Bankası ‘Ben yapacağımı yaptım, daha fazlasını yapamam’ diyor. Herkes kafasına göre takılıyor. Merkez Bankası’nın kendi binası salonları var. Başkan Enflasyon Raporu’nu Sheraton Otel’de açıklıyor. Gerekçesi, daha verimli bir çalışma oluyormuş. Ne verimli oluyor? Kendi salonun varken Sheraton’dan salon kiralamak mı? İsraf mı? Salon kiralayıp birilerine kıyak çekmek mi?

Olmayan şey, plan-program-ekonomi yönetiminde koordinasyon. Her şey darmadağın. Ekonomide iyi ve kötü dengeler vardır. Yapmanız gerekenleri yaparsanız iyiye gider, yapmazsanız kötüye gider. Yaptırımlar olmasaydı da gidiş bu yöndeydi. Yapılması gerekenler yapılmadı. Şimdi bir de üzerine yaptırımlar geldi, tuzu biberi oldu. Bundan sonra yapılması gerekenler yapılabilirse çok daha ağır olacak. Türkiye’ye çok yazık ediliyor.”

Yaptırımların Halkbank’ı, bazı eski bakanları, özel sektörden bazı önemli şirketleri ve işadamlarını kapsayacak şekilde aşama aşama genişleyeceği yönünde bilgilerin ABD’den kendisine de ulaştığını söyleyen duayen bankacı ve ekonomi kurmayı “IMF ile bir anlaşma söz konusu olabilir mi?” sorumuza şu karşılığı verdi:

“Artık çok zor. IMF zamanı bence geçti. Olursa ki sanmıyorum, ABD senatosu IMF, Dünya Bankası, Avrupa Kalkınma ve Yatırım Bankası, IFC vb. kurumlardan Türkiye’ye finansman, kredi sağlanmasının yasaklanmasını içeren bir tasarıyı komisyonda kabul etti. Muhtemelen F-35 kararı gibi bu yasak da Kongre’den geçecektir.

Kaldı ki, bu yönetim baştan beri IMF, Dünya Bankası, OECD, EBRD, AB, IFC vs. kurumlara karşı. Haz etmiyor. Küçük görüyor. Kendilerinin her şeyi en iyi ve doğru bildiklerini düşünüyorlar. Oysa IMF’den illa da kredi almak zorunda değilsiniz. Bu kulübün üyesi iseniz, IMF’ye her zaman gidebilirsiniz, başvurabilirsiniz. IMF’ye, OECD’ye, ‘Gelin şöyle bir program yapacağız, yardım edin’ dersin adamlar gelirler. Program desteği, akıl desteği, danışmanlık desteği isteyebilirsin.

Siyasetçiler, üye ülkeler hep başları iyice derde girdikten sonra giderler IMF’ye. O zaman da adamlar felç olmuş, bitkisel hayata girmiş ekonomiyi tedavi için tabii ki en ağır tedaviyi uyguluyorlar. Adamların çok değerli iktisatçıları, ödüllü uzman iktisatçıları var. Çağırırsın, ya arkadaş gel buradan nasıl çıkarız. Oturalım, anlaşalım yapalım dersin. Bir program açıklarsın. Onlar da bu programı doğru bulduklarını, desteklediklerini dünyaya açıklar.

O zaman uluslararası piyasalardan bulman gereken kaynağı daha kolay bulursun. IMF’den borç alman şart değil ki. Ama şimdi zaman geçti, şartlar ağırlaştı. Sanmıyorum ama bir anlaşma olursa, IMF çok ağır şartlar koşar. Tabiri caizse anasının nikâhını ister bu aşamadan sonra Türkiye’den. Bu yaptırım süreci başlatılınca, IMF’den de kolay kolay bir şey gelmez.

Bankacılar arasında konuşulan, Halkbank’a 20 milyar dolara kadar çıkabilecek bir yaptırımın gelebileceği yönünde. Bu olursa, Halkbank’ın tüm yükü Hazine’nin üzerine binecek demektir. Hazine kılını kıpırdatamaz hale gelir. Buna bir de özel sektör borçlarının yapılandırılması hazırlıklarını, bu borçların bir kısmının devlet borcuna çevrilmesini ekleyin.

BDDK bu konuda bankalarla, hazine ile görüşmeler yapıyor. Yani 300 milyar doları aşkın özel sektör borcunun yüzde 50’si bile kamu borcuna dönüştürülüp, Hazineye yıkılarak bankalara garanti verilerek yapılandırma anlaşması yoluna gidilirse -ki çözüm bu görünüyor- Türkiye gelecek en az 50 yılını, kaynaklarını borç ödemeye tahsis etmiş olacak.

Bakın iki bakana yaptırım kararı daha çok siyasi bir karar. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın dediği gibi etkisi sınırlı olabilir. Ama ABD bu kararla ‘arkadaş bana bak ben çok ciddiyim’ dedi. Şayet bu gerginlik tırmanarak sürerse, en başta Halkbank yaptırımı gelecek. Ardından duyumlarıma göre, yönetime yakın bazı işadamlarına, müteahhitlere, büyük kamu projeleri verilen şirketlere aynı yaptırımlar, hesap dondurma, para transferlerine yasak, seyahat yasağı, hesaplara blokaj vb. gelecek. THY’ye, ambargo koyabilirler. Boeing’e THY’ye uçak ve parça satışı yasağı gelebilir.

Geçen sene THY Boeing’e 11 milyar dolarlık yeni uçak sipariş etmişti. Hem bu uçakların teslimini hem de filodaki mevcut uçakların yedek parça sevkini durdurabilirler. THY filosunu hangarda yatırırlar. Rusya’da Tupolev alırım dersen Rusya’ya da ambargo var! Biliyorsunuz Boeing, İran Havayolları ile 20 milyar dolarlık anlaşmayı iptal etmek zorunda kaldı. Şimdi Airbus’un 100 uçağı da iptale gidiyor. Yani, Boeing’ten almam, Airbus’tan alırım dediğin zaman adam Airbus’u da yaptırım kapsamına alıyor.

1974 Kıbrıs harekatındaki ambargoda, F-16 uçaklarımızın yedek parçalarını kestiler, savaş uçakları kalkamadı. O zaman Libya ve Kaddafi yetişmişti imdada. Bu hükümet, Kaddafi’yi de ABD’yle işbirliği yapıp devirdi. NATO’dan çıkmak, İncirlik’i kapatmak vs. yapılmaz değil ama domuzdan kıl koparmak gibi. ABD, Kuzey Irak’a, Erbil’e, Suriye’ye üslerini kurdu. Kaldı ki İsrail, Katar, Suudiler, Kuveyt var. Sen kapatırsın Kardeş Katar ABD üslerini açar, muhafaza eder! Yani bu kararları alırken, ABD bunları hesap etmiyor mu sanıyorsunuz? Adamların gelecek 50 yıl için bile 50 farklı siyasi, ekonomik, askeri senaryoları, planları var. O yüzden bu kadar pervasızca davranıyorlar. Senin açıklarını, zayıflıklarını, neyi, nereye kadar yapacağını biliyor.

Kardeş Putin’den, Katar Emiri’nden, Nur Sultan’dan, İlham Aliyev’den medet umarsan hiç umma. Ya rahibi verip, S-400’den, F-35’ten vazgeçeceksin, ya da…altında kalacağımız ekonomik yıkımı öngörmeye bile dilim varmıyor.”

Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.