Tiny Url
http://tinyurl.com/y45smbdm
Eser Karakaş
May 13 2019

Düşük büyüme ve kağıt üzerindeki hukuk devletinin geleceği

Cumhurbaşkanı Erdoğan geçenlerde yaptığı bir konuşmada 2021 senesi için milli gelirin yüzde 2.6’sı kadar cari açık verme beklentilerinin olduğunu açıkladı.

İlk duyduğunuzda kulağa, şayet politik iktisat konusunda birikimli değilseniz, hoş bile gelebilecek bu açıklamanın aslında çok korkutucu bir açıklama da olabileceğini görmek gerekiyor Türkiye özelinde; neden “Türkiye özelinde” gibi bir ifade kullanıyorum, aşağıda bunu da açıklamaya gayret edeceğim.

Erdoğan 31 Mart İstanbul seçimlerini tekrar ettirerek kanımca siyasal yaşamının en büyük hatasını yapmıştır. Ekonomideki çok vahim olumsuzluklar, senelerdir büyük birikim yapan vicdani sorunlar, seçimlerin iptali ile oluşan büyük mağduriyet duygusu 23 Haziran sonuçlarının Erdoğan için çok parlak olmayabileceğinin karineleri gibi durmaktadırlar.

23 Haziran’da Erdoğan ağır bir yenilgiyle karşı karşıya kalabilir. Erdoğan bu çok riskli seçim yenileme hamlesini neden yaptı, anlamak çok kolay değil çünkü sonuç kabullenilse idi hem radikal iktisadi önlemlere bir an önce başvurulmuş olacak hem de büyük bir siyasi risk de alınmamış olacak idi.

Unutmayın sadece AKP Başkanından değil aynı zamanda da Türkiye’nin Cumhurbaşkanından bahsediyoruz, Anayasanın ilgili maddelerinde görevleri ve sorumlulukları yazıyor ama Cumhurbaşkanı’nın İstanbul’un 39 ilçesinde miting yapma ihtimalinden de bahsediliyor, ilginç bir durum doğrusu.

Bu büyük bir siyasi risk alma operasyonu çünkü ön plana Binali Bey değil bizzat Erdoğan çıkıyor ve böylece 23 Haziran’ı kendisine yönelik bir referanduma dönüştürüyor. Bir yenilgi durumunda referandum olarak nitelenen süreç kanımca kaçınılmaz olarak erken seçim taleplerini gündeme taşıyacak ve bu rüzgarda da erken seçimin ne sonuçlar üretebileceği kestirilebilir muhtemelen.

Erdoğan’ın İstanbul’u kaybetmemek için neden bu kadar büyük riskler aldığını yerel yönetim maliyesi ve ekonomisi kavramlarına aşina insanlar çok iyi görüyorlar. Ama bu büyük olanakları kaybetme, bazı ihale ya da bağış bilgilerinin kamusallaşması riski bile muhtemelen gündeme gelecek bir erken seçimi kaybetme riskinden daha fazla olmayabilir.

Zaman içinde Erdoğan bu hamleyi neden yaptı muhtemelen daha sağlıklı olarak öğreniriz.

Gelelim bu yazımın ana temasını oluşturması gereken düşük büyüme ve ancak kağıt üzerinde kaldığı görülen hukuk devleti kavramının geleceği konusuna.

Sayın Erdoğan geçtiğimiz günlerde sıradan gibi duran ama benim çok dikkatimi çeken bir ifade kullandı.

Bu açıklamada Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan 2021 senesi için milli gelirin yüzde 2.6’sı mertebesinde bir cari açık planladıklarını ifade etti.

Bu hedef siyasal iktisatçı için ne demek?

Ve, belki daha da önemlisi 2021 ne demek?

2021, zamanında yapılırsa seçimler, genel seçimlerin ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin iki sene hatta bir sene öncesi çünkü 2021 sonunu, 2022’yi etkileyecek bu cari açık hedefi.

Peki, yüzde 2.6 cari açık ne demek?

Milli gelirin yüzde 2.6’sı büyüklüğünde bir cari açığa tekabül edecek iktisadi büyüme ancak yüzde bir ya da yüzde iki büyüme oranıdır ve bu oranlar da işgücü piyasasına yeni katılacak gençleri bile istihdam etmeye yetmez. Başka bir ifade ile, zaten çok yüksek seyreden işsizliğin daha da büyümesidir.

Erdoğan bu kadar yüksek bir işsizlik oranı ve yüzde 2.6’lık cari açıkla uyumlu çok düşük büyüme oranı ile kendisi için hayati önemi haiz 2023 seçimlerine gider mi?

Hiç zannetmiyorum.

Peki, Erdoğan’ın teknik ekibi 2021 için bu cari açığı neden ve nasıl Cumhurbaşkanının önüne getirebilmişlerdir?

Yazımın başında “Türkiye özelinde” ifadesini kullandım. Bu ifadenin anlamı ve nedeni Türkiye ekonomisinin girdi-çıktı tablosunun yapısal özellikleri nedeniyle yüksek büyüme oranlarının yani yüzde beş ya da yukarısındaki oranların milli gelirin yine en az yüzde altısı ya da daha fazlası kadar cari açık ürettiği teknik gerçeğidir. Ve bu yapısal-teknik özelliği kısa ve orta vadede iktisat politikalarıyla değiştirmenin olanaksızlığıdır.

Kısa ve orta vadede Türkiye için iyi model yüksek büyüme-yüksek cari açık-hukuk devleti temelli dış kaynak girişi denklemidir ve bu denklemin de alternatifi pek görünmemektedir.

2021 senesine kadar da Türkiye topraklarından petrol ya da doğal gaz fışkırmasını da aklı başında kimse beklemiyor herhalde. Bu gerçekler 2021 senesinde hedeflenen cari açıkla yüksek büyümenin olanaksızlığı yani çok önemli seçimlere gidilemeyeceğidir.

Erdoğan ve yakın ekibi, çevresi 23 Haziran’da muhtemel bir yenilgi ve arkasından gelecek erken seçim taleplerini nasıl durdurabilecektir?

Aklıma gelen ilk ihtimal bir dizi ihtimal, yine bir dizi gerekçe üretilerek 2023 senesi ikiz seçimlerinin belirli bir süre için ertelenmesi, seçim takvimlerinin yeniden, iktisadi dengelerin oturabileceği bir tarihe göre düzenlenmesidir.

Ancak, ikiz seçimlerin tarihi meselesi anayasal bir konudur ve üzerinde oynanamaz; erkene alınabilir ama çok hayati bir mesele, mesela savaş, mesela çok büyük bir doğal afet gündeme gelmezse ertelenemez.

Eski bir alaturka şarkının dediği gibi, bir ihtimal daha vardır, o da, şimdilerde sadece kağıt üzerinde kalmış hukuk devleti anayasal ilkesini (Anayasa Madde 2) kağıt üzerinden bile kaldırmaktır.

Erdoğan’ın böyle bir şeyi göze alacağı kanısında değilim.  Meşruiyetini, siyasal varlığını sadece sandığa indirgemiş birisinin (hoş, bu meşruiyet temeli de YSK kararı ile büyük ölçüde yara almıştır) böyle bir adım atmasını beklemem doğrusu. Ama aynı zamanda da 2021 için tahmin düzeyinde belirtilen milli gelirin yüzde 2.6’sı büyüklüğündeki cari açık yani çok düşük büyüme hedefi de olağan hukuk devleti koşullarında pek anlaşılabilir bir şey değildir.

Erdoğan’ın değil ama Türkiye’nin, İstanbul’un 23 Haziran seçimlerinde önemli bir refleks gösterip ikiz erken seçimlerin önünü kaçınılmaz olarak açması ve Erdoğan rejiminin gündeme getirdiği ikilemlerden demokratik olarak çıkmamız ülkemizin önündeki en olumlu senaryodur.

Muhalefetin Erdoğan sonrası için AB perspektifini de şimdiden düşünmesi ve planlaması şarttır.

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.