Ekonomide bir sonraki adım Avrasyacılık mı Batı'ya yöneliş mi?

Türkiye-ABD ilişkilerinin çetrefilli olduğu bir sır değil ve bu hafta Zarrab davasının başlamasıyla ilişkiler daha da çetrefilli bir hal alacak.

Bu durumun olası etkileri, Türk bankalarına uygulanabilecek büyük miktardaki cezadan, Zarrab’ın İran’la altın ticaretine Türk makamlarının ne derece dahil olduğuna ilişkin ayrıntılara kadar uzanıyor, ve haliyle son günlerde Türk finansal piyasalarını sarsıyor.

Bu değişken durum, Türk ekonomisinin geleceğini tehdit eden dış finansman ve devlet hazinesine ait hesaplardaki eş değerli bütçe açığıyla örtüşüyor. Bu yıl beklenen güçlü büyümeden kaynaklanan olumlu hava bile, Türkiye siyaseti ve ekonomisindeki ciddi seviyelerdeki dalgalanmalar sebebiyle buharlaştı.. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın batı ülkeleriyle fırtınalı sulardaki ilişkisinin ve yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ortasında; Türkiye'yi Rusya'ya doğru yönlendirme çabalarına belki de daha yakından bakmak gerekli.

Çünkü bu durum iki şeye hizmet ediyor; NATO’daki resmi ortaklıklarına rağmen ABD'nin, Türkiye’nin isteklerini göz ardı ederek, Ortadoğu'da yükselen Kürtler için güvenilir bir “müttefik” olmasına, kötüye giden demokrasinin ortasında eleştirileri yatıştırıp Erdoğan'ın gücünü sağlamlaştırmak için ilerlemesine.

Yine de, sadece bu yıl içerisinde altı kez buluşan Erdoğan ve Putin’in sıcak iletişimi, odak noktası olması gereken Türkiye’nin ciddi boyutlardaki dış finansal ihtiyaçlarını kısa ve orta vadede yatıştırabilir. 

Rusya Devlet Başkanı Putin’in, Suriye lideri Esad ile sıcak kucaklaşmasının hemen ardından, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan ve İran Cumhurbaşkanı Rohani ile hep beraber el sıkıştıkları fotoğraf, belki de Ortadoğu’da yeni bir dönemin başlangıcına işaret ediyor.

ABD Başkanı Trump’ın, Ortadoğu’nun sonu gelmez çatışmalarından çekilmeye rıza göstermesi göz önüne alındığında, Moskova jeopolitik güç oyununda yerini geri almayı başardı. Suriye’deki korkunç savaşın sonunu ve Suriye rejimi için savaş sonrası düzenleme sürecinin başlangıcını ilan eden Soçi (Rusya) buluşması şüphesiz çok kritikti, ve bölgedeki ABD etkisinin kısıtlanmasına da işaret ediyor.

Türkiye’nin, Suriye konusundaki duruşundan tamamen geri döndüğü aşikar. ABD yönetimiyle beraber Esad’a karşı Sünni ayaklanmaları destekleyen Türkiye, Suriyeli Kürt direnişçilerle ittifak içinde olan ABD’ye öfkelenen Rusya ve İran’la  aynı çizgideki Esad rejimini güçlendirmeye doğru döndü.

Böylece 2015’te, Türkiye’nin Rus savaş uçağını düşürmesiyle başlayan ve Rusya’nın Türkiye’ye karşı uyguladığı ekonomik kısıtlamalarla devam eden Rusya-Türkiye anlaşmazlığı, artık tarihe karıştı.

Aradaki anlaşmazlık, Erdoğan’ın Rusya’ya sunduğu resmi özürle telafi edildi ve böylece Türkiye, Suriye’yle ilgili Rusya – İran ekseni etrafında hareket etmeye başladı. Ekonomi, güvenlik ve dış politika bağlantılı güvensizliklerin yön verdiği Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyasi çözüm zemini oluşturmak adına Suriyeli Kürtler konusunda tonunu bile daha ılımlı bir hale getirdi…

Türkiye ve Rusya’nın, 1990’lardan bu yana şüphesiz derin ekonomik bağları var, bugün Türkiye doğalgaz ihtiyacının yarısını Rusya’dan ithal ediyor ve bu da Türkiye’yi, Rusya için Almanya’dan sonraki en önemli ikinci ihraç piyasası haline getiriyor.

2008 yılında ticaret hacmi, her iki tarafın da 100 milyar dolarlık hedefi dile getirmeye başlamasıyla 34 milyar dolarla rekor seviyeye ulaştı. Türk ve Rus ekonomileri arasındaki eşgüdüm, 2016 yılındaki ambargo sırasında Rusya’nın gücünü ortaya koydu. Rusya Türkiye’ye ihracatı yasakladı ve Rus turist akışına gem vurarak karşılıklı ticarette Türk tarafının kolunu büktü…

2008’de yaptığı zirveye oranla ticaret hacmi yaklaşık % 50 oranında düştü. Dolayısıyla Erdoğan, Türkiye’nin uzun zamandır var olan Avrupa ile Ortadoğu ülkeleri ve Azerbaycan, İran ve Irak arasında Hazar boru hattı ile köprü olma hayalini, istemeyerek de olsa kenara itti; Türkiye’yi, Türk Akımı yoluyla Rus doğalgazı için bir “transit cadde” haline getirmek için Rus taleplerine boyun eğmek uğruna bile.

Kısa süre önce iki ülke, yeni bir doğalgaz boru hattı konusunda ve Rusya’nın, 20 milyar dolara mal olacak Türkiye’nin ilk nükleer enerji santralini inşaatının planları üzerinde ilerleme kaydettiler. İki ülke, İran’da petrol ve doğalgaz alanları geliştirmek için güçlerini birleştirdi. Fakat asıl haber, Türk hükümetinin, Rusya’nın en gelişmiş hava savunma sistemi S-400'leri satın almak üzere Rusya’yla anlaştığını açıklaması NATO müttefikleri arasında huzursuzluk yarattı. 

NATO ülkeleri arasında, ABD’den sonra en büyük orduya sahip olan Türkiye, şimdi Suriye konusunda Rusya ve İran’la  taraf oluyor; ve tabii ki bu durum, Ortadoğu’yla ilgili Batı hükümetlerinde gerilim yaratıyor. Türkiye’nin, NATO üyeliğini tekrar gözden geçirip geçirmediği esas tartışma konusu…

Türkiye, Rusya ve ABD kartlarını eşzamanlı oynuyor gibi gözüküyor; ve şu anda yüzü Doğu’ya dönük gibi, sürekli Batı’dan uzaklaşıyor. Türkiye’nin ABD ile olan ilişkileri “son 50 yılın en kötü” dönemi olarak ifade ediliyor. Rusya’yla işbirliği yapmak hem siyasi hem ekonomik olarak cazip bir seçenek.

Avrasyacılık, Putin’in tanımıyla, Rusya’nın Orta Asya ve Kafkasya üzerinde giderek artan hakimiyeti ve Ortadoğu üzerinde daha fazla kontrol elde etmesi. Bu kavram, Türkiye dış politikalarının da bir parçası olsa da, Türk hükümetindeki tarifi oldukça farklı.

Üstelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türkiye'yi Şangay İşbirliği Örgütünün etkili bir üyesi yapması yönündeki vizyonu, Putin’in doğu ittifakı üzerinde iktidar kurma gayretiyle çelişiyor.

Rusya-Türkiye ilişkilerindeki iyimser Putin-Erdoğan dönemi bile, her iki ülkenin de 15. yüzyıldan beri 17 savaş geçirdiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor; Türkiye Soğuk Savaş boyunca Demir Perde’nin karşısındaydı, 1990’larda Orta Asya cumhuriyetlerini Rus etkisinden uzak tutmaya çalıştı ve Rusya, dünyanın "öteki" süper gücü olarak çaptan düşerken, Rusya'ya karşı isyan eden Türk Müslüman Çeçenleri destekledi. Türkiye ve Rusya şimdi, liderlerinin Batı ülkelerine olan güvensizlikleri altında güçlerini birleştirmiş görünse de, temelde yüzyıllardır süren bir rekabet içindeler.

Şimdi, kısa vadede merkezde olan Kürt meselesiyle; Putin'in Avrasyacılık perspektifiyle Erdoğan'ın siyasal İslam perspektifi, gelecekte bir noktada çatışabilir; bu da Rusya'yı, Türkiye'yi tamamen veya uzun süreli Batı dünyasına sırtına dönmesi konusunda motive edebilecek güvenilir bir ortak olmaktan çıkarıyor.

Dahası, Türkiye,’nin, yakın zaman içinde NATO'dan “atılması” söz konusu değil, çünkü ittifakın üyelikten çıkarma mekanizması yok. Ayrıca, yine de avantajlı fakat sorunlu bir coğrafyada yer alan ve büyük bir orduya sahip olan Türkiye’yi kaybetmeyi göze alamaz.

Zarrab davasıyla daha da zayıflaması beklenen ABD ile Türkiye arasındaki verimsiz ilişkiler ve Türkiye’de gerçekleşen başarısız darbe girişiminden sorumlu tutulan sürülmüş din adamı Gülen'i teslim etmemesine rağmen; Ortadoğu'nun hızla değişen güvenilirlik resmi ve devam eden değişimler, Türkiye'nin NATO’da kalıp, ABD'nin stratejik ortağı olmaya devam edeceği anlamına geliyor.

Erdoğan'ın planlarına göre, kısa vadede ve yaklaşan 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar Türkiye, bir yandan Rusya ile birlikte Avrasyacılık oyununu oynarken, diğer yandan bağımsız bir Kürt devletinin kurulmasını da engellemeye çalışacak.

Ancak Türkiye, İran ve Rusya ile beraber Esad yönetimindeki Suriye’yle beraber kurulacak dört uluslu kalıcı bir ittifak, her ülkenin karakteristik özellikleri göz önüne alındığında, son derece istikrarsız olur. Bir taraftaki işbirliği, diğer tarafta rekabetle karşılanacaktır.

Sonuç olarak, Batı ile köklü ekonomik bağlar göz önüne alındığında, Türkiye’nin devam eden yapısal katılıkları, Batı'nın fon akışını Türkiye ekonomisini su üstünde tutması için çok önemli hale getiriyor; Türkiye’nin kendisini, orta ve uzun vadede, doğu bölgelerinde daha güçlü bağlara sahip Batı yanlısı bir ülke olarak yeniden yönlendirmesi daha olası bir senaryodur.

Mevcut rakamlara göre, Türkiye'nin aldığı doğrudan yabancı yatırımın % 75'inin kaynağı AB'den, uzun vadeli kredi verenlerin % 68'i ise Batı’dan.

Dolayısıyla, nihai olarak Türkiye, AB ve ABD'den ayrı bir ekonomik ve dış politika oryantasyonu yapmaya isteksiz, hatta dahası yapamayacak durumda; kısa vadede ise Rusya, Batı ile boğulan ilişkilerine yararlı ve etkili bir denge unsuru.