Mar 29 2018

Ekonomide söylenen 'yalanları' tek tek sıraladı

Ekonomik veriler ve sürekli artan döviz kuru, kapatılamayan cari açık ve dış borç yükü, ekonominin önümüzdeki dönemde de zorlu testlerle karşı karşıya kalacağının bir işareti. 

Ancak bu durum, AKP iktidarı tarafından yadsınıyor ve ekonominin rayında olduğu iddia ediliyor.

CHP Milletvekili Selin Sayek Böke, Birgün'de kaleme aldığı yazıda hem bu reddiyeye hem de kötü gidişatı perdelemek için ortaya atılan tezlere itiraz ediyor. 

Böke, hükümetin yanıltma taktiklerini şöyle sıralıyor:

"En kötüsü geride kaldı’’ laflarıyla süren umut tacirliği, “paramız değer kaybetti, çok iyi oldu rekabetçiliğimiz arttı’’ diyen “yerli ve milli’’ yaklaşım, “kurdaki değişimin sorumlusu, gelmeyen uzun vadeli yatırımlardır’’ diyen sorumluluk alma kültüründen yoksun siyasi anlayış… Evet, doğru bildiniz, Saray rejiminin bakanlarından son on gündür bu açıklamalar geliyor.

Açıklamaların her biri Saray rejiminin adım adım kurduğu ekonomik düzenin yarattığı yıkımın devam edeceğinin de itirafı. Gerçekte şunu söylüyorlar: Bizim rantçı sermayeden yana, emek karşıtı olan bu düzenimiz yüzde 1’i yüzde 99’a tercih eden bir düzendir. Hukuku yok eden, kurumları bir bir yıkan, liyakat yerine sadakati koyan bu düzen medyanın da tek elde toplandığı, gerçeklerin havuzda boğulduğu, internetin sansürlendiği düzendir. Öyle olmaya da devam edecek."

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'in TL'deki değer kaybının ekonomiyi rekabetçi kıldığı yönündeki açıklamasını da eleştiriyor ve emeğin hakkının daraltılarak maliyet düşürme yoluna gidilmesi üzerinden rekabet gücü elde etme politikasını sorunlu buluyor.

Bu yorumu "Emek karşıtı düzen işte budur" diye tanımlayan Böke, satırlarına şöyle devam ediyor:

"Açlık sınırı 1.663 TL iken asgari ücretin 1.604 TL olması, maliyet düşürmek için emeğin güvencesiz çalıştırılması, her üç çalışandan birinin kayıt dışı olmasıdır. Şimşek, bu acımasız, vahşi kapitalist düzenden duyduğu memnuniyeti ve devam edeceğini 'müjdeliyor.'

Oysa bir ekonomiyi rekabetçi kılacak olan, maliyet düşürmek, parasına değer kaybettirerek mallarını ucuzlatmak değildir. Hele AKP ekonomisinin yarattığı dışa bağımlı üretim yapısı düşünüldüğünde, bu politika yanlışlığının ikiye katlandığını, ekonomi bilen herkes görür. Çünkü TL değer kaybettiğinde ithal ara malı pahalanır, üretim girdilerinin maliyeti artar, yani üretilen nihai ürün yabancılar için ucuzlar ama mesela Türkiye’deki milyonlarca KOBİ için TL’deki her bir değer kaybında üretim yapmak zorlaşır. Bugün olduğu gibi. Nitekim TL değer kaybetse de, övünüldüğü gibi ihracatın çok da artmadığı, dış ticaret açığının azalmadığı da yıllardır yaşanan bir gerçek..."

Ekonominin hem üretimde hem de finansmanda dışa bağımlı olduğuna değinen Böke, TL'deki değer kaybının hem üretim maliyetini hem de borç yükünü arttırdığına işaret ediyor.

Sürekli artan döviz kuruyla ilgili de şu yorumu yapıyor Böke:

"Uzun vadeli doğrudan yatırımlar gelmiyor, bu da kura yansıyor,” diyenler bunun nedenini de söylemeli. Mesela şunları saymalı: Saray rejiminin alamet-i farikası olan siyasetin gölgesinde güvenilirliği aşındırılmış kurumlar, siyasi ideolojinin arka bahçesine dönüştürülen eğitim, yürütme karşısında önünü ilikleyecek düğme arayan yargı, havuzun sularında boğdurulan medya, kalıcı OHAL’le kural haline gelen keyfilik, adil ve güvenli seçim hakkının ittifak adı altında gasp edilmesi…

Bütün bu dengesizlikler, bu makroekonomik kırılganlıklar Saray Rejimi’nin siyasi tercihle ortaya koyduğu ekonomik modelin sonucu."

Related Articles

مقالات ذات صلة

İlgili yazılar