Ekonomik Dengelenme de çöktü, Orta Gelir Tuzağı bile hayal oldu

2018’in son çeyreğinde yüzde 3 küçülen Türkiye ekonomisi, 2019’un ilk çeyreğinde yüzde 2,6 ve son açıklanan verilerle ikinci çeyrekte de yüzde 1,5 küçüldü.

Eksi büyüme ve ekonomik küçülme dokuz aydan bu yana kesintisiz şekilde sürüyor. Kişi başına düşen milli gelir, 2007’deki 9656 ve 2008’deki 10 bin 931 doların da altına düştü ve TÜİK’e göre 8811 dolara indi. İktidarın “Ekonomik Dengelenme” modeli ile Türkiye ekonomisi 12 yıl geriye giderken, yoksulluk arttı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tartışılan hesaplama yöntemleri, verilerine giderek artan güvensizlik ve manipülasyon iddialarının gölgesi altında, 2019 yılının ikinci çeyrek Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH)-Büyüme Hızı verilerini açıkladı. İkinci çeyrekteki ekonomik büyüme rakamları geçen yılın aynı dönemine kıyasla Türkiye ekonomisinin eksi yüzde 1,5 oranında küçüldüğünü, daraldığını gösterdi.

Buna karşılık ilk çeyreğe göre ise ikinci çeyrekte yüzde 1,2 büyüme sağlandığı açıklandı. Ancak veriler irdelendiğinde, bu büyümenin nasıl gerçekleştiği izaha muhtaç.

Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) yönelik sektörel etkilere bakıldığında; tarım sektörü büyümesi yüzde 3,4 olurken, sanayi sektörü yüzde 2,7 ve inşaat sektörü yüzde 12,7 küçülmüş. Büyümeye katkıları da bu düzeyde azalmış. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan ve toplam istihdamın yüzde 52’sini sağlayan hizmetler sektörünün büyümeye katkısı da yüzde 0,3 gerilemiş.

Yerleşik hane halklarının toplam nihai tüketim harcamaları, 2019 yılının ikinci çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 1,1 azalırken, devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 3,3 artmış. 

Diğer yandan yatırımlarda, özellikle de sanayi yatırımlarda artan şekilde gerileme söz konusu. 2018 yılının Haziran-Eylül döneminden bu yana, bir yıldır gerileyen yatırımların seyri, son dört çeyrek dönemde şu şekilde; yüzde -1,3, yüzde - 3,5, yüzde -3,7 ve yüzde -7,1.

Böylece büyümeye en büyük katkı, yine devletin tüketim harcamalarından gelirken, yatırıma yönelik sermaye oluşumu yüzde 22,8 oranında azalması karanlığın katmerleştiğinin göstergesi. Mal ve hizmet ihracatı yüzde 8,1 artarken, mal ve hizmet ithalatı ise yüzde 16,9 azalmasıyla, büyümeye katkı sağlayan devlet harcamaları dışındaki diğer kesimin ihracat olduğu gözleniyor. Buna karşılık üretim ve satışları, ihracatı besleyen, aramalı ve hammadde ithalatındaki düşüşle birlikte, küçülen sanayi ve azalan sanayi üretiminin etkisiyle, ithalattaki gerileme eksi yüzde 16,9 düzeyinde gerçekleşti.

2019’un ikinci çeyreğinde de eksi büyüme gerçekleşmesi, 2018’in son üç ayındaki eksi yüzde 3’lük küçülmeden bu yana 9 aydır ekonominin daralmaya, küçülmeye devam ettiğini ortaya koydu.

Diğer yandan yatırımlardaki yüzde 23’e yaklaşan düşüşe, hane halkı tüketim harcamalarındaki yüzde 1,1’lik azalmaya karşın, devlet harcamaları ve ihracat katkısıyla ekonomik küçülmenin eksi yüzde 1,5’tan daha yüksek oranda daralması önlenmiş görünüyor. Ancak sürekli borçlanarak, Merkez Bankası’ndan kaynak aktararak gerçekleştirilen kamu harcamaları yoluyla büyümenin finanse edilmesi, sürdürülemez bir yöntem. 

Bütçe açıklarının rekor üstüne rekor kırması, bütçe yasasında tanınan borçlanma limitlerinin yasalar çiğnenerek yedi ayda 8 milyar TL aşılması, vergi gelirlerindeki sert düşüş bunu teyit ediyor. Ayrıca, kişi başına milli gelirin dolar bazında 8811 dolara inmesi, çarpıcı şekilde refah kaybının ve yoksullaşmanın göstergesi. 

Küresel finansal krizin yaşandığı 2008-2009 döneminde bile 10 bin dolar ve üzerinde seyreden kişi başına milli gelirin, uzun süre bu düzeyde takılıp kalması, ekonominin “orta gelir tuzağında patinaj yaptığı” şeklinde değerlendiriliyordu. 

AKP’nin iktidara geldiği 2003 yılında 5556 dolar olan kişi başına düşen milli gelir, 2007 yılında 9656, 2008’de 10 bin 931 dolara yükseldi. 2013 yılında 12 bin 480 dolarla bugüne kadarki en yüksek tutara ulaştı. 2016 yılındaki 15 Temmuz darbe teşebbüsü ve ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) sonrası oluşan anti demokratik ortamda büyüyen kaygılar, artan sermaye kaçışı ve hukuk devletinden uzaklaşılmasıyla, hızla gerileme sürecine girdi. 2017’de 10 bin 602 dolara, 2018’de 9632 dolara geriledi. 

Şimdi açıklanan rakamlarla, orta gelir tuzağına düşmek, takılıp kalmak bile “özlemle aranır” hale geldi. 11-12 yıl öncesinin de altına inen sert düşüşle Türkiye, kişi başına yaklaşık 2 bin dolar yoksullaştı.

İşçi ve memurlarla yapılan toplu sözleşmelerde verilen yüzde 8 ve yüzde 4’lük maaş zamlarının 2020 ve 2021 yıllarını da kapsadığı dikkate alındığında, toplumsal ve kitlesel yoksullaşmanın daha da ağırlaşarak süreceği bir döneme girildiğini söyleyebiliriz. GSYH verileri, iktidarın geniş kesimleri yoksullaştırarak, milli gelirden aldıkları payı azaltarak ekonomik darboğazı aşmaya çalıştığını, ağır ekonomik krizin bedelinin ücretli, dar gelirli, memur, emekli, işçi ve işsizlere ödetileceğini gösteriyor.

Her ne kadar ikinci çeyrekte ilk çeyreğe kıyasla yüzde 1,2 düzeyinde büyüme sağlandığı açıklansa da, Türkiye ekonomisinin ayağa kalkabilmesi için elzem olan asgari yıllık yüzde 5 ve üzeri büyüme hızlarına ulaşılmasının uzun yıllar alacağını bugünden öngörmek olanaklı. 

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan da 8 yıl önce 2011 seçimlerinde meydanlarda ilan ettiği “2023 yılında 2 trilyon dolarlık GSYH ve kişi başına 25 bin dolar milli gelir” vaadinden çark etti. Bu hedeflere ulaşılmasının 2023 sonrasındaki yıllara kalabileceğini itirafa mecbur kaldı. O dönemde, seçmene 12 yıl sonrası için yapılan bu vaadin tam tersine, 2019’da kişi başına milli gelir, 12 yıl geriye, 2007’nin de altına indi. 

Yatırımların yüzde 23, sanayinin yüzde 2,7, inşaat sektörünün yüzde 12,7 küçüldüğü bir süreçte, Türkiye ekonomisinin yeniden yatırım yapan, üretimini artıran, inşaattan otomotive ve diğer sektörlere kadar canlanarak, ekonomiye, istihdama, toplumsal refaha katkı sağladığı bir aşamaya geçmesi yönündeki beklentiler en alt düzeyde. Mevcut yönetim anlayışı, yok olan yatırımcı güveni, ağır hasarlı hukuk devleti, tehdit ve baskıya endeksli ekonomi politikalarıyla, yakın ve orta vadede bu algının düzelmesi oldukça zor, hatta olanaksız görünüyor. 

Bu tablo aynı zamanda, iktidarın ekonomi politikalarının yanlışlığını, ekonomi yönetiminin yetersizliğini, hepsinden öte, doğru düzgün bir ekonomi politikasından, programından söz edilemeyeceğini gösteriyor. Yeni hükümet sistemi ve yönetim modeliyle, “Yeni Türkiye” adı altında ilan edilen Yeni Ekonomik Model (YEM), Yeni Ekonomi Programı (YEP) bir yıl geçmeden çöktü, açıklanan tüm hedefler geçersiz hale geldi. 

Son GSYH verileriyle, Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın açıkladığı “Ekonomik Dengelenmenin” iflası da resmen ilan edildi. Ekonomik Dengelenme modelinin tamamıyla gerçeklikten yoksun, hedeflerinin de tutarsız olduğu net biçimde açığa çıktı.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.