Tiny Url
http://tinyurl.com/yycl4vu6
May 15 2019

Ekonominin dilindeki kelimeler: Çöküş, rezervsizlik...

Merkez Bankası'nın rezervlerinin eksiye indiği yönündeki haberler, hem yabancı yerleşikler, yatırımcılar hem de iç piyasa için büyük bir tedirginlik sebebi olmaya devam ediyor.

Ekonomist Alaattin Aktaş, MB'nin eksiye düşen rezervleri ile ilgili, "Altın ve kamu mevduatı hariç net döviz rezervi 9 Mayıs'ta 10.5 milyar dolara geriledi. Ama dikkat; bu tutarda yaklaşık 13 milyar dolarlık swap dövizi de var. Bu tutar düşülünce rezerv eksiye iniyor. Ama kuru tutabilmek için kamu bankaları eliyle döviz satışına da devam ediliyor" paylaşımında bulunmuştu.

Gazeteduvar yazarı ekonomist Ali Rıza Güngen, MB'nin ihtiyaç akçesinin bütçeye aktarılmasını, "Baş aşağı giderken böyle bir hamle, çaresizlik ve olağandışı zamanlarda olduğumuzun başka bir göstergesi" satırlarıyla yorumladı.

TL'nin 7-9 Mayıs tarihleri arasında yüzde beşten fazla değer kaybettiğine işaret eden Güngen, Reuters’un devlet bankalarının bir haftada 4,5 milyar dolar döviz satışı gerçekleştirmesi haberini hatırlattı ve ekledi:

"...dolayısıyla takas işlemleri dışarıda tutulduğunda rezervin kalmadığı görülüyor. Ancak bu bir görüntü. Daha uygun bir şekilde ifade edersek, Merkez Bankası rezervsiz kalmış değil, ancak manevra alanı son derece daralmış durumda çırpınıyor. Elbette bu veriler döviz üzerinde yukarı yönlü baskıyı kısmen açıklıyor.

Emeklilere bayram ikramiyesi verilmesinin de gerekçelerden biri olduğu yorumları buradaki temel hususu atlamaya neden olmamalı. Sorun program tanımlı faiz dışı bütçe açığının son 12 ayda (Nisan 2018-Mart 2019 arası) 97 milyar TL’yi aşması. Üstelik Hazine’nin giderleri 2019 yılı ilk dört ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 31 arttı.

İç borç çevirme oranı aralıktan bu yana yüzde 100’ün altına inmedi, başka bir ifadeyle beş aydır devlet (2017 ve 2018’in büyük bölümünde olduğu üzere) ödediğinden daha fazla borçlanıyor. Kısaca açıklar sürüyor, bütçe toparlanamıyor. Bu rakamlar acil müdahalenin gerekli olduğunu gösteriyor. Ancak böyle bir müdahale de acilen gelir yaratmayı gereksiniyor.

BDDK verilerine göre bankacılık sektörünün toplam takipteki alacak miktarı mayıs ayı başında 108 milyar TL ve toplam kredilere oranı oldukça düşük. Ancak yakın izlemedeki ve bir kısmı aslında çoktan takibe düşmüş olması gereken alacakları da işin içine kattığınızda 300 milyarı aşkın bir yekûnun, GSYH’nin yüzde 9’una varan bir miktarın tasnifi ve ayıklanmasından bahsediyoruz. 

Enerji sektörü ve gayrimenkul alanından başlayarak sorunlu kredileri temizleme uğraşı haftalardır detaylandırılıyor. Biz rezervlere, açığa, borç çevrimine bakarken kredi kanalının susuz pınarlarını sulara boğma isteğiyle yanıp tutuşanlar Türkiye tarihinin en kapsamlı finansal risk toplumsallaştırma hamlesini başlatmak üzereler.

Rezerv sorunu ya da açıkların yönetilmesi için dalavereler heyecanlı sahneler/bölümler yaratıyor. Senaryoları takip etmek dahi zor; birilerinin kesintisiz bilinç akışına maruz kalmış yorgun gözlemciler olarak, birkaç ay öncesinin önlem ve tartışmalarını hatırlamamız zorlaşıyor. Ancak olanların hiç bitmezmiş gibi duran bir sekansın parçaları olduğunu unutmamalı. Ekonomik daralma devam ederse AKP için çıkış zor. Kredi kanalı işlemezse irili ufaklı birçok sermaye açısından çıkış zor, onu işletmek için buldukları her yol kamuya, hepimize risk ve maliyet yüklemeye dayanıyor."

 

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz