Ekonomist Aktaş'dan kurdaki artışı frenlemek için iki öneri

Doların her gün yeni rekorla güne başlamasının ekonomiye getireceği maliyete dikkat çeken ekonomistler, kurdaki artışı frenlemenin mümkün olduğunu belirtti.

"Bu kaostan nasıl kurtulacağız" sorusuna yanıt arayan ekonomistlerden Alaattin Aktaş, "İçinde bulunduğumuz girdaptan çıkabilmek için faizi artırmak kaçınılmaz. Ama bundan 'kuru tutmak için hep yüksek faiz uygulamak gerektiği' anlamı çıkarılamaz, bu çarpıtma olur" yorumunu yaptı.

Kurdaki artışı durdurmanın çok basit iki yöntemi olduğuna değinen Aktaş, "Ekonominin en basit kuralı arz-talep kuralı, bunu bilmek için ne ekonomi eğitimi almaya gerek var, ne sayfalar dolusu kitap okumaya. Bir mal ve hizmetin arzı gördüğü talepten azsa fiyat artar, bu kadar basit" ifadelerini kullandı.

"Türkiye’nin bir döviz talebi var, arz ise daha az ve kur yükseliyor, bu durum bu yıl iyice belirginleşti. Şu durumda ya arzı artıracağız ya talebi azaltacağız. Kurdaki artışı frenleyebilmenin başka yolu yok" görüşünü dillendiren Aktaş, talebin nasıl frenleneceğine dairse şu satırları paylaştı:

"Şirketlerin döviz borcu var, buradan bir talep geliyor. Vatandaş tasarrufunu döviz olarak tutmak istiyor, bu da bir talep yaratıyor. Şirketlerin döviz borçları için talepte bulunmasını önlemek kolay değil de vatandaşın döviz talebini azaltabilmek zor ama pekala mümkün. Peki nasıl sağlanacak bu?

Birincisi dövizin daha da artmayacağı konusunda vatandaş bir şekilde ikna olacak. Bunu uzun vadeli olarak gerçekleştirmek hiç de kolay değil. Genlerimize işlemiş bir TL’den kaçınma dürtüsü var.

O zaman kısa vadeli bir adım atacak ve tasarrufu TL cinsinden tutmanın dövizi tercih etmekten avantajlı olduğunu göstereceksiniz. Bunun yolu da faizi artırmak. Ama dikkat edelim şu dönem faiz artırarak önlem almada çok geç kalmış olabiliriz. Ya da dün birkaç puan faiz artırmak yetiyorken, yarın çok daha fazla artırımla zar zor sonuç alabiliriz. Hatta yüklü bir artırım bile sorunu aşmamıza yetmeyebilir. 2018 sürecini unutmayalım.

İhtiyacımız TL olsa yaratacağı tüm olumsuzları göze alır banknot matbaasını 24 saat çalıştırarak piyasayı paraya boğarız. Ama döviz için yabancının para getirmesine muhtacız. Muhtaç kelimesini sevmesek de gerçek bu.

İster Türkiye’de yatırım yapsınlar, ister bize kredi versinler, ister bizden mal ve hizmet alsınlar, ister buraya tatile gelsinler... Sonuçta muhatabımız yabancılar ve onların dövizine muhtacız.

Bir an için bırakalım Hans, George ne düşünüyor. Bir başka ülke için de bizim vatandaşımız, iş insanımız yabancı yatırımcı. Bizim insanımız, herhangi bir ülkede iş yapmak istediğinde, o ülkenin çıkardığı bir borçlanma kağıdını almayı düşündüğünde ve hele hele o ülkede kalıcı bir yatırım yapmaya niyetlendiğinde önce nelere bakar?

Bir; kazanç iyi mi?

İki; o kazancını istediği zaman ülke dışına çıkarabilecek mi?

Üç; o ülkede maç oynanırken kurallar değiştiriliyor mu, hukuk sistemi iyi işliyor mu?

Dört; o ülkenin kurumları yasaların verdiği yetkileri tam kullanabiliyor mu, yoksa özerklik kavramları lafta mı kalıyor?"

Haberin kaynağına buradan ulaşabilirsiniz