Ağu 02 2018

Ekonomist Cansen'den Brunson krizinden kurtulma reçetesi

Türkiye ile ABD, 'Rahip Brunson krizi' ile karşılıklı güç gösterisine girişmişken, bu denklemde ekonomik açıdan kırılgan olan Türkiye'nin zararlı çıkma ihtimali gözlemcilerin son günlerde sıkça dile getirdiği bir realite. 

Bu durumda, Ankara'nın 'imajını zedelemeden' krizden nasıl çıkacağı ile ilgili çeşitli fikirler ortaya atılıyor.

Sözcü Gazetesi yazarı Ege Cansen'in reçetesi ise, hem çok bilinen hem de kitleleri yatıştırmak için sıkça kullanılan bir yola başvurulmasını içeriyor.

Cansen, "Bize göre muzır, ABD'ye göre iyi niyetli faaliyette bulunan Rahip Brunson'u, hükümetimiz “istenmeyen şahıs” ilan etsin. Kendisine ülkemizi terk etmesi için 7 gün mühlet verilsin. Bu süre içinde gitmezse, zorla yurt dışına gönderilsin. Türkiye'ye bir daha geri gelmesi yasaklansın. Casusları yargılamak yerine “istenmeyen şahıs” ilan edip, ülke dışına çıkarmak, Batılı büyük devletlerin sıkça uyguladığı bir “belayı def” yöntemidir. Bunun taviz vermekle bir ilgisi yoktur. Son söz: Papaza kızıp, ekonomi bozulmaz" satırlarıyla sorundan nispeten daha az zararla kurtulmayı salık veriyor. 

Ancak Cansen'in esas dikkat çektiği nokta ise, Türkiye'nin ABD'ye kafa tutarken mutfağında ve bagajında taşıdıkları. Göstermelik bir demokrasi ve borç içinde yüzen bir ekonomi gerçeği, hükümetin kaslarını gösterirken ne kadar da gerçeklikten uzak olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Bu durumu ise, "Fantasya kıtır fülüs mafiş. Başlık, kelime kelime günümüz Türkçesine çevrilirse 'Fantezi çok, para yok' olur. Çeviri, günümüz şartlarına uyarlanırsa şöyle denebilir: 'Çılgın proje bol, finansman kıt" satırlarıyla anlatan Cansen, bu tabloya rağmen 'çılgın proje' peşinde koşma fikrini şöyle eleştirdi:

"Bir ekonomi, bir kez dış borçla dengeye gelmeye başlarsa “bünyesi” buna alışır. Yani dışarıdan borçlanma “yapısallaşır”. Hani piyasada ne dediği bilinmeyenlerin dilinden düşmeyen “yapısal reform” diye bir nakarat var ya, işte o yapısal reformların bir numaralısının amacı “yatırım tasarruf” denkliğini sağlamaktır. Bir gün Türkiye'de yapısal reformlar yapılacaksa (ki yapılmayacaktır) ilkinin hedefi bu olmalıdır.

Türkiye'de Batı standartlarında (bağımsız yargısı, denetleyici meclisi, hür basını ve hür üniversitesi olan) bir demokrasi yoktur. Ama asgari şartları sağlayan bir demokrasi vardır. Mevcut iktidarı, halk seçmiştir. Onun sorumluluğunu bölüşmeyi kabul etmiştir. Mızıkçılık yapamaz. Bu demokratik iktidarın ekonomi politikası “çılgın yatırımları” dış borçla yapmaktır. Bu sebeple döviz, faiz ve enflasyon patlamışsa; kim, kimi, kime şikâyet edecektir?

Çözüm çorbasında benim de tuzum olsun diye bir öneride bulunmak istiyorum. Bize göre muzır, ABD'ye göre iyi niyetli faaliyette bulunan Rahip Brunson'u, hükümetimiz “istenmeyen şahıs” ilan etsin. Kendisine ülkemizi terk etmesi için 7 gün mühlet verilsin. Bu süre içinde gitmezse, zorla yurt dışına gönderilsin. Türkiye'ye bir daha geri gelmesi yasaklansın. Casusları yargılamak yerine “istenmeyen şahıs” ilan edip, ülke dışına çıkarmak, Batılı büyük devletlerin sıkça uyguladığı bir “belayı def” yöntemidir. Bunun taviz vermekle bir ilgisi yoktur. Son söz: Papaza kızıp, ekonomi bozulmaz."