Ekonomist Gürses adını koydu: Ala turca!

Siyasetin baskısıyla piyasalardan gelen tüm çağrı ve uyarılara kulak tıkayan Merkez Bankası hem faiz oranını artırmak hem de sadeleştirmeye gitmek zorunda kaldı. 

Ancak bu noktaya gelinene kadar hem döviz kuru aşırı yükseldi hem de dövizle borçlanan devlet ve özel sektör büyük bir krizin eşiğine geldi. Yabancı yatırımcı kaçarken, AKP'li isimler Londra'ya gönderilip, bankerlere ve yatırımcıya 'zeytin dalı' uzatmak durumunda kaldı.

Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Uğur Gürses, bu tabloyu şöyle tarif ediyor:

"Fiyat etiketi konulmayan Ortadoğu pazarlarında satıcı, alıcının kılığına kıyafetine, haline tavrına bakarak, iştahı ve ödeme kapasitesini tartarak fiyatlama yapar. Yaşadığımız döviz krizinde adım atması gerekenlerin duruşu da böyle oldu. Kırılma eşiğine gelmemiz beklendi."

MB'nin faiz artışını, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın izniyle gerçekleştirebildiğini ima eden Gürses, Erdoğan'ın iknasının da epey uğraştırdığına değiniyor. Siyasetin piyasalara, 'ben ne dersem o' düsturu ile yaklaştığını belirten Gürses, üç puanlık faiz artışıyla faizin yüzde 16.50'ye çekilmesine rağmen, sadeleştirmenin yapılmadığını, yapılması durumunda bunun halihazırda yüzde 9.25'te duran gecelik faizin yüzde 18-19 gibi bir seviyeye çekilmesi anlamına geleceğini ifade ediyor.

Piyasaların 'boş vaatlere karnımız tok' mesajına rağmen, sadeleştirmenin 7 Haziran'daki toplantıya bırakıldığını, ancak Pazar akşamı Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya Bankalar Birliği ev sahipliğinde bankacılar, İSO ve TÜSİAD gibi reel kesim temsilcileriyle “hasar onarımı” toplantısı yapıldığını hatırlatan Gürses, piyasaların 'yapın görelim' savunma hattına çekilmesi sonucunda sadeleştirme adımının da mecburen atıldığını kaydediyor.

Gürses, MB'nin 28 Mayıs'taki açıklaması ile, sadeleşme sürecinin tamamlanması kararı verdiğini hatırlatıyor ve ekliyor:

"1 Haziran’dan itibaren; 1 haftalık repo penceresi “politika faizi” yapılarak yüzde 16.50’ye eşitlenecek. Gecelik borç alma ve verme faizleri ise 1.5 puanlık marjlarla yapılacak. Yani yüzde 7.25’te duran taban faiz yüzde 15’e, yüzde 9.25’te duran tavan faiz de yüzde 18’e gelecek. “Geç likidite penceresi” faizi de yüzde 19.50 olacak.

Bu durum “kaçak güreşen” bir Merkez bankasına yüzde 16.50’nin üzerine 1.5 puanlık bir ilave sıkılaşma olanağı veriyor; piyasaya verdiği paranın miktarını azaltarak yapabiliyor.

Şimdi bu tablo ile Bakan Şimşek ve Başkan Çetinkaya, Londra’da yatırımcılara “pansumana” gidiyor; ikna çabasına girişecekler. Ama zor bir sınav olacak.

Orada şu soru gelecek; bu kur şokunun taşıyacağı ilave enflasyon yükü bağımsız bir biçimde “izin alınmadan” ilave bir para politikası tepkisi görecek mi? Bunun yanıtını, verecek olanlar da bilmiyor.

MB'nin atılan adımları, 'geç kalmadık' teziyle savunmasını da eleştiren Gürses, "geç kalmadık” demek, dalgalı kur rejiminde görülmedik bir çalkantıya “her çalkantıda tepki verilmez”demek kötü bir savunma" yorumunu yapıyor.

Gürses, sözkonusu tezlerle Londra’da yatırımcıların karşısına çıkılması halinde güven kaybının yine onarılamayacağı görüşünü dillendiriyor ve yazısını şu satırlarla noktalıyor:

"Teselli şu; bunun farkında olarak “sözlü müdahale” peşinde koşmak yerine 7 Haziran’a bırakmadan sadeleştirmenin ilan edilmesi iyi olmuş."

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ugur-gurses/a-la-turca-para-politikasi-40850811