Ekonomist Gürses yanıtladı: Bulunan 'gaz' ekonomi için kurtuluş mu?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan günler önce verdiği 'büyük müjdeyi' Cuma günü açıkladı. Yapılan açıklamaya göre Türkiye Karadeniz açıklarında 320 milyon metreküp doğalgaz buldu.

Bulunan 'gaz' Türkiye ekonomisinin kurtuluşu olarak tanıtıldı. Hazine Bakanı Berat Albayrak, Türkiye'nin ekseninin değişeceğini iddia etti. Berat Albayrak, “Cari açığı değil, cari fazlayı, döviz fazlasını konuşacağımız” yeni bir dönemin başladığını söyledi. Ancak verilen 'gaz' kısa etki sağladı ve dolar yeniden yükselişe geçti. Borsa da düşüşünü sürdürdü.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Karadeniz’de keşfedilen 320 milyar metreküplük rezerve ilişkin, “Bu gazın ekonomik değerinin 65 milyar dolar olacağını söyleyebiliriz” ifadelerini kullandı.

Sosyal medyada da açıklanan 'müjdenin' erken seçime işaret olduğu yorumları yapıldı. Daha önce de hükümet seçim önceleri benzer hamlelerde bulunmuş ve 'petrol/gaz bulundu' haberleri yandaş medyada yer edinmişti.

Ekonomist Uğur Gürses, doğalgaz keşfini Duvar'dan İrfan Aktan'a değerlendirdi. Gürses’e göre söz konusu gaz çıkarılsa bile, kısa vadede bir fayda sağlamayacak.

Gürses, Albayrak'ın 'cari açık' açıklamalarının tamamen siyasi bir söylem olduğunu belirtiyor:

"Bulunan rezervle Türkiye’nin cari açığının kapanmayacağı çok açık. Orada bir yanıltma var. Kaba bir hesap yaparsak, bulunan 320 milyar metreküp tüm rezervin, bin metreküpü 200 dolar fiyat üzerinden ederi 64 milyar dolar civarında olsa da; yılda kabaca 45 milyar metreküp tüketim düz hesapla 7 yıllık tüketime karşılık geliyor. Düz hesap da yapılamayacağı, gaz debisinin tüketim kapasitesine yetişmeyeceği, daha uzun yıllara yayılacağı belirtiliyor. Dolayısıyla katkısı olsa da uzun bir dönemde minimal etkisi olacak görünüyor. Türkiye’nin yılda sadece 35-50 milyar dolara yakın enerji ithalatı var. Dolayısıyla Albayrak’ınki tamamen siyasi bir söylem."

Duvar'da yayınlanan söyleşinin önemli bölümleri şöyle:

2018’den beri alındığı söylenen önlemler neden krizin derinleşmesini engellemiyor?

Çünkü alınan önlemler krizin ana yapısını çözmeye değil; semptomları ortadan kaldırmaya dönük. Sorunu değil, semptomlarının bastırılmasına, tedavisine odaklanan bir ekonomi yönetiminin başarılı olma şansı yok. Krizin en belirgin özelliklerinden birisi sermaye kaçışı. Yanlış veya kötü politikalar izlediğiniz zaman sermaye kaçışı oluyor. Hem kendi vatandaşınız gidip döviz alıyor hem yerleşik olmayan yatırımcılar dövizi alıp kaçıyorlar. Krizi çözmek için büyük kredi artışı, düşük faiz gibi yöntemlere başvurduğunuzda da rezerv kaybediyorsunuz. Sadece enflasyon değil, negatif reel faizin varlığı da güven kaybı oluşturuyor. Açıklanan rakamlara güveni kaybederseniz, Osman Kavala gibi isimleri yıllarca hapiste tutup tahliye olmasına rağmen uyduruk nedenlerle içeride tutmaya devam ederseniz vatandaş adalet duygusunu yitirir. “Bugün ona yapılan yarın bana da yapılır” diye tedirgin olmaya başlar. Keza döviz satışıyla Türk Lirası’nın değer kaybının önleneceği zannedildi. Sonuçta döviz rezervi neredeyse sıfırlandı, kamu bankalarının dövizlerini erittiler ama TL’nin değer kaybı sürüyor.

Baştaki soruya dönelim… Bugün neden Karadeniz’de bulunan doğalgaz kurtuluş müjdesi olarak sunuldu?

Gelinen noktada bir “pozitif şok”a ihtiyaç duydular. Sadece biraz daha zaman kazanmak için çeşitli jonglörlük numaralarına başvuruyorlar. Gerçekte gaz bulunmuş da olabilir orada. Ama büyük bir alay-ı vala ile açıklanan gazın kısa vadede bize bir faydası yok. Zaten gelecek kuşakları borca batırmış olan hükümet, bu gazdan gelir elde edilse bile, daha bugünden harcayacaktır. Dolayısıyla gelecek nesiller bulunmuş gazın sevinciyle, rahatlığıyla değil, içi boş hazineyle ve borçla karşılaşacaklar. Bazı uzmanlar bu duruma ölü kedi stratejisi diyor.

Ne demek bu?

Toplumu şok edecek, sansasyonel bir konu atıyorsunuz ortaya ve herkes ona odaklanıyor. Oysa benzer içerikteki haberler geçen sene Trakya üzerinden yapılmıştı. Doğru olabilir, gerçekten gaz ve petrol olabilir. Peki bulunan gazın ekonomik değeri var mı, sürdürülebilir mi, bunları bilmiyoruz. Fakat ortaya bir şey atıldı ve bunun olumlu kredisi de Erdoğan’ın döviz rezervlerini sıfırlayan damadına yazıldı. Çünkü hepimiz biliyoruz ki, bu kötü ekonomik politikaların baş müsebbibi Berat Albayrak.

Yani bu kampanya biraz da Albayrak’ın imajını düzeltmeye yönelik bir hamle mi?

Tabii, onu için zaten açıklama sırasında Erdoğan, Albayrak’a uzun uzun söz verdi. Aslında bu imaj düzeltme çabası bile Erdoğan’ın ekonomik facianın farkında olduğunu gösteriyor.

Erdoğan’ın bu açıklamasından sonra döviz kurlarının düşmesi beklenirken aksi bir durum oldu. Neden böyle oldu?

Yakın zamana kadar dolar 7,35 civarındaydı ve Cumhurbaşkanı’nın “yakında bir müjde açıklayacağım” ifadesinden sonra 7,21’e düştü. Çünkü Cumhurbaşkanı’nın bu açıklaması üzerine kamu bankaları döviz satmaya başladı. Bu bir tesadüf olamaz! Kamu bankalarının döviz satmaya başlamasının pozitif şok yaratmak için planlanmış bir adım olduğunu düşünüyorum. Neticede birkaç günlüğüne kur düştü. Böylece “piyasalarda itibar gören bir açıklama yapıldı” düşüncesi oluşturulmaya çalışıldı. Tam bir stratejiydi bu. Oysa eğer gaz bulduysanız hemen söylersiniz, değil mi?

Yani bu, en azından piyasalar bağlamında bakıldığında günü kurtarmaya dönük bir hamleden mi ibaretti?

Bugünü veya haftayı kurtarmaya dönük bir hamleydi, evet. Siyasi iktidarlar bunu hep yapar. 1994 ve 2001 krizlerinde de siyasetçilerin günü, haftayı kurtarma çabalarına tanık olduk. Ben Merkez Bankası’nda çalışırken, dönemin başbakanı Tansu Çiller’in “bir gün daha durumu idare etmesi ricasıyla” Merkez Bankası’nı aradığına tanık oldum. Dolayısıyla bugünkü hadise beni şaşırtmıyor.

Son bir yılda ne kadar döviz satıldı? Dövizi kimler alıyor?

Son 1,5 yılda 60 milyar dolara yakın döviz satıldı. Ekonomi yönetimine yönelik güvensizlik üç yıldır sürüyor. Fakat pandemiyle dengeler daha da bozuldu, işsizlik arttı. Üstelik siz zaten alım gücü kalmayan bu insanlara, dalga geçercesine, “bakın, size güzel bir tüketici kredisi imkânı tanıyoruz” diyorsunuz! Beğenmediğimiz pek çok kapitalist ülke ise kendi vatandaşına bu süreçte çek verdi. Şirketlere kredi verilmesi anlaşılabilir. Ama kısa çalışma ödeneği dışında, devletin düzenli bir şekilde vatandaşına çek vermesi lazım. Bir de kayıt dışı, çoğu hizmet sektöründe çalışan 5 milyon insan var. Bu insanlar zaten kayıt dışı çalıştıkları için, işten çıkarma yasağı bunları korumuyor.

Sizce şimdikinden farklı olarak nasıl bir ekonomi politikası güdülseydi, şu anki krizi yaşamıyor veya daha düşük düzeyde yaşıyor olurduk?

Türkiye’nin temel sorununu sadece ekonomik sorun zannetmek büyük bir yanılgı. Türkiye’nin bugünkü sorunu faizi yükseltip kuru indirmek filan değil. Orayı çoktan geçtik! Türkiye’nin kendi yurttaşlarının gözünde bir güven sorunu var. Türkiye’de siyaset normalleşmeden, demokratikleşme yoluna girilmeden bu ekonomik kriz çözülemez. Çünkü ekonomik krizin temel sebebi siyasi kriz. Siyasi krizi çözmeden ekonomik krizi çözemezsiniz. Normalleşme olmadan ekonomi normalleşmez. Bu işleri temizleyecek şey seçimdir ama bugünkü koşullarda hükümet seçime gitmeyi istemez. Çünkü o sandıktan çıkamayacağını biliyor.

Eylül 2018’de yaptığımız söyleşiye şu başlığı atmıştık: “Daha krizin başındayız”. Şu anda krizin neresindeyiz?

Ağır çekimde tren kazasına tanık oluyoruz. Krizin orta dönemindeyiz ve kriz devam edecek. Hani hasta olursunuz ama biraz kırgınlığınız vardır, daha yatağa düşmemişsinizdir. Şu an tam olarak o dönemdeyiz. Ama pandemi bunu hızlandıracak. Kriz deyince insanlar “bittik, battık” diye algılıyor, öyle değil. Bir firmanın maaş ödeyemez hale gelmesi de bir krizdir. Şu an 6 milyona yakın insan sözümona kısa çalışma ödeneği, ücretsiz izinli olduğu için işsizlik ödeneği alıyor görünse de, aslında fiilen işsiz. Ve bu insanların kafasında bir ay sonra ne olacak, kışı nasıl geçireceğiz soruları var. Doğalgaz müjdesi verdiğin vatandaş, bu kış faturaları nasıl ödeyeceğini düşünüyor.

Yani daha uzun bir yokuş var önümüzde, öyle mi?

Öyle. Bir aşamadan sonra yokuş, şirketler ve vatandaş için yürünemez duruma gelecek. Çünkü hükümet top çeviriyor. İktidar, Merkez Bankası’nın kaynaklarını harcadı. Bu hafta, doğalgaz “müjdesiyle” topluma bir şok verildi ama bu sürdürülebilecek bir şey değil. Bu iş bir zaman kazanma oyunu değil. Fakat iktidarın mevcut yoldan sapma ihtimali de yok. Bu ancak bir genel seçimde toplumun ferasetiyle sona erecek bir süreç.