Ekonomiyi eleştirenler 'terörist', ekonomik yorum ve analizler 'terör suçu' olacak!

Türkiye son bir haftada İstanbul ve Antalya’dan gelen toplu aile intiharlarıyla sarsıldı. İstanbul’da yaşları 50-60 arasında değişen ikisi erkek ikisi kız, dört kardeş, birlikte kaldıkları evde siyanür içerek yaşamlarına son verdi. Kardeşlerin uzun süredir işsiz oldukları, ağır birikmiş borç yükü yanında doğru düzgün işi olan tek kız kardeşin ise maaşının hacizli ve hakkında 21 icra davası olduğu ortaya çıktı.

Antalya’da ise dokuz aydır evinin kirasını ödeyemediği ve işsiz olduğu ortaya çıkan baba, küçük yaştaki kızı ve oğluyla el ele tutuşarak, eşiyle birlikte yine siyanürle tüm ailenin yaşamına son verdi. Ekonomik sorunlar, sıkıntılar ve borçlardan bunaldığını, çıkış yolu bulamadığını belirterek özür dilediği bir mektubu, borçlarının listesini de yazarak geride bıraktı. Küçük çocuklar ve eşinin kendilerine içirilen şeyin içinde siyanür olduğundan habersiz olmalarından ötürü babayı canilikle, katillikle suçlayanlar da oldu.

Ancak her iki olayda ortak nokta ağır ekonomik sorunlar, borçlar, hacizler, icralardan bunalmışlık, işsizlik, çaresizlik ve çıkış yolunun kalmadığı düşüncesi. Ortadaki gerçeklik her iki ailenin de gündelik yaşamlarını sürdüremez noktada olduğu

Muhalefet, ekonomik krizin sürüklediği intiharların ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidarın ekonomi politikalarına ağır eleştirilerle, işsizliğin gençlerde ve kadınlarda ulaştığı boyutlara, toplumda yaygınlaşan umutsuzluk, karamsarlık, gelecek kaygısına dikkat çekerek, hükümete suçlamalar yöneltti.

Erdoğan ve hükümet sözcüleri bu eleştirilere yanıt vermemeyi, olayların daha fazla gündemde kalmaması için susmayı tercih etti. İktidara yakın medya organları ve köşe yazarları ise toplu intiharların nedeninin ekonomik çaresizlik olmadığını, kardeşlerin evinde bulunan bazı kitaplara bakıp ateist olduklarını kanıtlamaya çalışan yazılar kaleme aldı. 

Aslında iktidar Türkiye’de oluşturduğu ağır baskı ve yasakçı atmosferle, siyasi muhalefeti, düşünce ve ifade özgürlüğünü, iktidar uygulamalarına yönelik tepki, protesto ve gösterileri, polis ve valiler eliyle yasaklayıp, gözaltı, tutuklama ve yargılama tehditleriyle bastırıyor. Toplumu susturmaya yönelik bu uygulamalar dikkate alındığında, bu intiharlara bir tür “ölümü seçerek protesto” olarak da bakılabilir.

Belki de çaresizliklerini, işsizliği, maaşlarına koyulan hacizleri, öldükleri gün faturayı ödeyemedikleri için kesilen elektriğe, doğalgaza yapılan yüklü zamlara, gözaltı ya da tutuklanma korkusuyla seslerini çıkartıp, protesto edemedikleri için, intihar ederek protesto ettiler.

Bir yanda iktidara yakın şirketlerin kredi borçları yeniden yapılandırılıp, vergi borçları, faizleri silinirken, diğer yanda milyonlarca kişi bireysel kredi ve kredi kartı taksitini ödeyemediği için bankalar tarafından yasal takibe uğramış durumda. Berat Albayrak’ın başında bulunduğu Maliye Bakanlığı, ekim ayından bu yana yaklaşık 4 milyon kişinin maaş ve banka hesaplarına, geciken vergi borçları, taksitleri nedeniyle elektronik haciz (e-haciz) uygulayarak bloke etmiş bulunuyor. Bu insanlar gündelik ihtiyaçları için bile hesaplarından para çekemiyor.

İktidarın, bu ve benzer sorunlarla derinleşen ekonomik krizin, uygulanan ekonomi politikalarındaki başarısızlığın gündeme getirilmesinden, eleştirilmesinden, giderek kötüleşen ekonomik verilerin yorum ve analizinden hoşlanmadığı, bu yöndeki yorum ve analizleri suç  kapsamına alarak yasaklamayı, hapis ve para cezası vermeyi planladığı dile getiriliyor.

İktidarın kontrolündeki Sabah gazetesinin yazarı Dilek Güngör, ekonomik göstergeler, rakamlar, döviz kurları, kamu ihaleleri vb. konularda yazıp-çizen, eleştirel yorumlarda bulunan, sosyal medya mesajları paylaşanların cezalandırılması gerektiğini savunan bir yazı kaleme aldı. Hükümetin bu yönde bir yasa hazırladığını, artık herkesin dilediği gibi ekonomik eleştiri, yorum yapamayacağını dile getirdi.

Yapılacak düzenlemelerin içeriğinden haberdar olduğu anlaşılan Güngör, köşe yazısında getirilecek ceza ve yaptırımları şöyle aktarıyor: 

“Bildiğim kadarıyla, ekonominin genel yapısı, milli para, finansal göstergelere ilişkin olarak, bunların fiyat, değer veya seviyeleri üzerinde önemli ölçüde etki doğurabilecek yalan, yanlış ve yanıltıcı bilgi veren, söylenti çıkaran, bu suretle menfaat elde edenlerin, altı aydan iki yıla kadar hapis ve 5 bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılması gündemde”

Güngör’ün yazısına göre, yakında Sermaye Piyasası Yasası, Türk Ticaret Kanunu, Türk Ceza Yasası ve Türk Parası Kıymetini Koruma Kanunu’nda yapılacak değişikliklerle, muhalif, eleştirel ekonomistlere, analistlere, iktisatçı, akademisyen ve yorumculara, para ve hapis cezası getirilecek.

Hükümet önce kontrolündeki medya ve yazarlara, ekonomik sansür yasası hazırlıklarıyla ilgili korkutma ve şantaj haberleri yaptırarak zemin hazırlamaya, kamuoyu oluşturmaya yönelirken Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak konuyu daha ileri bir boyuta taşıdı. Albayrak 7 Kasım’da Samsun ve Ordu’da Ticaret ve Sanayi Odaları’nın düzenlediği toplantılarda ekonomik yorum, eleştiri ve analizleri “terörle”, yazıp-çizenleri de “teröristlikle” eş tutarak şunları söyledi:

“Birileri çıkacak, isimlerinin başında ekonomist, profesör yazan, ama bu ülkeye zarar vermeye çalışan, nereye hizmet etmeye çalıştığı, hangi tabloları çizerek, milleti korkutmaya, Türkiye aleyhinde bir algı oluşturmaya çalışan bu kişilerin, terör eylemlerinde gördüğümüz ekipten farkı yok.”

Bakanın bu açıklamalarıyla, hükümetin hızla kötüleşen ekonomiyle ilgili haber ve yorumları yasaklamayı, ağır suç kapsamına alarak cezalandırmayı hedeflediği netleşmiş oldu. Zaten uzun süredir iş dünyasını temsil eden iş insanı, sanayici, işveren örgütlerinden ses seda çıkmıyor. Milyonlarca üyesi olan TOBB başta olmak üzere, TÜSİAD, TİSK, TESK, MÜSİAD vb. örgütler, dernekler iflaslara, konkordatolara, işsizlik, enflasyon, batık kredilerdeki patlamaya rağmen tepki göstermiyor, eleştiriden kaçınıyor. 

TÜSİAD’ın yeni vergi düzenlemeleri ile ilgili son çıkışı dışında, iş dünyasından iktidarın ekonomi politikaları konusunda tam bir ölüm sessizliği söz konusu. İşçi ve memur sendikalarının gösteri, protesto eylemleri ise ya polis tarafından sert şekilde bastırılıyor ya da protestocular gözaltına alınıyor. Çoğu ilde valilikler gösteri, protesto, basın toplantısı, bildiri açıklama vb. eylemleri sürekli yeniledikleri kararlarla yasaklıyor. 

Muhalefet ise iktidarın ekonomik yorum, yazı ve analizi suç sayma, terörizm olarak cezalandırma hazırlıklarına tepkili. CHP İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak, FOX TV’de katıldığı canlı yayında, iktidarın altı ay önce yükselen fiyatlar nedeniyle soğan patates üreticilerini, ardından hal esnafını “terörist, gıda teröristi” ilan ettiğini anımsatarak, şimdi sıranın ekonomi yazarları ve yorumcularının terörist ilan edilip yargılanmasına, hapsedilmesine geldiğini söyledi:

“Şayet ekonomik manipülasyon, yanıltma, yalan suçlaması yapılacaksa, en başta Cumhurbaşkanı ve damadı Maliye Bakanı bu suçu işliyor. Sürekli şekilde vatandaşa dövizinizi, altınınızı bozdurun, döviz düşecek dediler. Milyonlarca kişi dövizini bozdurdu zarar etti. Döviz düşmedi. Bundan kim kazandı? Bu manipülasyon değil mi? YEP, YEM diye bir sürü ekonomik program, hedef açıkladılar. Hiç birisi tutmadı. Bütün hedefler çöktü. Bu, toplumu, iş dünyasını, yatırımcıyı yanıltmak, kandırmak değil mi? Rakamlar, göstergeler ortada. TÜİK enflasyonla, işsizlik rakamlarıyla oynuyor, manipüle ediyor. Merkez Bankası’na zorla, emirle faiz indirtiyorlar, bütün bunlar manipülasyon, ekonomik gerçekleri gizleme, çarpıtma değil mi?” 

Cumhurbaşkanının sık sık İş Bankası hisselerine el konulacağını ilan ederek, halka açık ve borsada işlem gören banka hisselerinin değer kaybına zemin hazırladığını öne süren muhalefet sözcüleri, Erdoğan’ın sözleriyle değer kaybeden İş Bankası hisselerini birilerinin düşük fiyattan toplayıp kazanç sağladığını vurguluyor.

İktidarın kamu bankaları ve Merkez Bankası eliyle kurlara faize müdahalelerinin birilerine kaybettirirken, birilerine büyük kazançlar sağladığını, tüm bunların manipülasyon ve sermaye piyasalarına müdahale olduğunu ifade ediyorlar. 

Erdoğan yönetiminin ekonomiyle ilgili yazı-yorum ve analizlere sansür ve ceza hazırlığı, siyasi muhalefetin baskılanarak susturulması girişimlerinin ardından, iktidarı en çok yıpratan, son seçimlerde ağır oy kaybına yol açan ekonomik krizle ilgili eleştirilere de yasak getirerek sorunların üzerini örtme amacına yönelik. 

Böylece, geniş kitlelerin ekonomik sorunları, talepleri ve tepkisinin dile getirilmesi, kamuoyunun gerçekleri öğrenip bilgilenmesinin önüne geçilecek. Kamu ihalelerindeki yolsuzluklar, usulsüzlükler, kamu bankalarından aktarılan kaynakların yazılıp çizilmesi, ekonomik sıkıntılar yüzünden toplu intihar edenlerin dramlarının dile getirilmesi,  gazetecilere, habercilere, akademisyenlere verilecek para ve hapis cezalarıyla yasaklanarak sindirilmiş, engellenerek bastırılmış olacak. Şayet yasa teklifi meclise getirilip yasalaştırılırsa, artık Türkiye’de ekonomi yazar ve yorumcularının ihanet, terör, devleti yıkma, milli parayı çökertme ile suçlanıp yargılanarak, hapse gönderilmelerinin yolu açılacak.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.