Erdoğan yeni güçleriyle ekonomiyi tekrar rayına sokabilir mi?

 

National Interest için bir makale kaleme alan Brandeis Üniversitesi Ortadoğu Siyasi Ekonomi Profesörü Nader Habibi, Türkiye'nin 2000 yılından bu yanaki en büyük ekonomik krizden geçtiğini ve gerekli acil durum politikaları bir an önce uygulanmazsa ekonominin tamamen çökebileceğini yazdı:

Türk lirasının yaşadığı sert düşüş Ağustos ayında ABD ile ilişkilerin zarar görmesi sonucu daha da hızlandı.

2016’da Yunanistan’da ve daha yakın zamanda Venezuela’da yaşananlara benzer bir ekonomik  felaketi önlemek için Türkiye çok zorlu mali ve ekonomik reformlar yapmak zorunda. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu krizi nasıl yöneteceği belki de ilerde ülke tarihine bıraktığı en önemli miras olacak.

Daha da önemlisi, yeni liderlik sistemi için ilk sınav olacak. Yeni sistemin bu boyutta bir krizi yönetmekte faydalı olup olmadığı bir nevi ortaya çıkacak.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP Türkiye’nin zayıf koalisyonlar ve kararsız meclislerin elinde istikrarsızlık yaşadığını öne sürerek, yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminin ülkeye siyasi ve ekonomik istikrar getireceğini savunmuşlardı. Bu sayede cari açığın kapanacağı ve faiz oranlarının düşeceği söylemleriyle birlikte yeni sistem halk oylamasına sunuldu ve evet sonucu çıktı.

Şu anda Türk ekonomisinin kriz noktasına ulaştığını ve acil müdahale gerektiğini gösteren çok açık göstergeler var. Lira sadece 8 ayda yüzde 40 değer kaybetti ve enflasyon oranı Ağustos itibarıyla %18’e yükseldi.

Son 15 yılda alınan aşırı miktarda krediler yüzünden Türkiye’nin dış borcu 500 milyar dolara yakın ve bunun 230 milyar dolarlık bölümünün 12 ay içinde yeniden yapılandırılması veya ertelenmesi gerekiyor. Bu kısa vadeli zorunluluklar birçok şirket için borçlarını ödeyememek anlamına gelebilir. Ayrıca birçok firma da ithal ettikleri malzemelerin yükselen fiyatları yüzünden ve artışı müşterilere yansıtamadıkları için operasyonlarını azaltmak ve hatta durdurmak zorunda kalabilir. Tüm ekonomi uzmanlarına göre 2019 yılında çok şiddetli bir gerileme dönemine girilme ihtimali yüksek.

Türk hükümetinin yaşanmakta olan dış borç krizini önlemek için geçtiğimiz üç yılda atabileceği pek çok adım vardı. Son 6 ayda da, faiz oranları yükseltilip ABD ile ilişkilere daha çok özen gösterilseydi lira bu kadar değer kaybetmezdi. Bu adımların hiç biri atılmadı ve Türkiye modern tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden biriyle karşı karşıya ve artık kaçış yok.

Erdoğan’ın acilen yapması gereken ilk iş liranın değer kaybını durdurmak. Orta vadede yeni kredi alımlarını azaltması ve borçlarıyla boğuşan şirketlere yardım etmesi gerekiyor. Aynı zamanda devlet harcamalarını kısarak cari açığı düşük seviyelerde tutmak da önemli.

Bunlar kolay seçimler değil çünkü yapılması gerekenlerin milyonlarca Türk’e doğrudan olumsuz etkileri olacak. Memur maaşları enflasyon oranının altında tutulacağı için yaşam standartları düşecek. Ayrıca hem vatandaşın hem de şirketlerin kredi alması zorlaşacak.

Türkiye 2002 öncesinde de benzer krizler yaşamıştı ve defalarca IMF’den, ABD’den veya AB’den yardım alarak borçlarını ödeyebilmişti.

ABD ve AB o dönemde stratejik konumda bir NATO müttefiki olan Türkiye’ye para yardımı yapmaktan hiç çekinmediler. Erdoğan iktidara geldikten sonra istikrarlı bir ekonomi ve düzenli ekonomik büyüme yaşandı ama şimdi görülüyor ki bunun nedeni 15 yıldır alınan aşırı miktarda kredilerdi ve sonuç olarak günümüzdeki dış borç krizi yaşanıyor.

Erdoğan ve ekonomi ekibi bu krizi, Cumhurbaşkanı’na çok sayıda yeni kuvvet sağlayan farklı bir siyasi sistem dahilinde yönetecek.

Söz konusu yeni güçlerin çoğu krizi atlatabilmekle doğrudan ilgili. Yeni sistemin en önemli avantajı toplumsal baskılara karşı daha dirençli olması. Cumhurbaşkanı kabine bakanlarını doğrudan atayabilir.

Bakanlar kurulu da artık meclisin onayını almak zorunda değil. Ayrıca halk ne düşünürse düşünsün 5 yıllık iktidar dönemi garanti altında. Bu durum Erdoğan’ın etki etmesi daha uzun sürecek politikalara yönelmesini daha kolay kılıyor. Yani belli bir önlem pakedi uygulanmaya başladıktan sonra baskılardan veya erken seçimden korkmasına gerek yok.  

Yeni sistemde ayrıca devlet bütçesi meclis değil Cumhurbaşkanı tarafından hazırlanıyor ve onaylanması için meclise gönderiliyor. Eğer meclis bütçeyi onaylamazsa enflasyona karşı gerekli ayarlama yapıldıktan sonra önceki senenin bütçesiyle devam ediliyor. Eğer Erdoğan bütçeyi küçültmek veya vergileri artırmak isterse bu durum işe yarayabilir.

Yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminde Erdoğan ayrıca devlet içindeki devasa bürokrasi üzerinde daha fazla güce sahip. Tüm devlet kurumları zaten muhalefetten temizlendiği için de, devlet kurumlarının bütçelerini kısmak veya memur haklarını azaltması artık eskisine göre daha kolay.

Bunlar arasında maaş zamlarını ve terfileri dondurmak ve sadece memurların faydalanabildiği bazı ürün ve hizmetleri durdurmak olabilir. Kısaca, tepki görebilecek kemer sıkma politikalarını uygulamak yeni sistem altında çok daha kolay.

Erdoğan ilk olarak uzun süredir yükselmesini engellediği faiz oranlarının %24.15’e çıkarılmasına izin verdi. Bu durum, sonunda inadı bırakıp liranın değer kazanmasını öncelikli olarak düşünmeye başladığını gösteriyor.

Bu açıklamayla aynı günlerde Varlık Fonu’nu tamamen üzerine geçiren Erdoğan, daha sonra 14 Eylül tarihinde henüz %70’i tamamlanmamış tüm kamusal projelerin askıya alındığını açıkladı. Bu sayede devlet bütçesi biraz da olsa nefes alma alanı bulacak.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak da Eylül sonunda açıklanacak orta vadeli ekonomik program hakkında ipuçları verdi. Söylediklerine göre devlet harcamalarında büyük oranda kısıntı yapılacak ve cari açığın kapatılması hedeflenecek.

2019 yılında atılacak daha ciddi adımlarla da, cari açığın GSYH’nin %1.5’u seviyesine indirilmesi hedefleniyor. Benzer bir program geçen sene de uygulandığı için gözlemciler bu açıklamalara kuşkuyla bakıyor. Ama bu defa Erdoğan ve çevresindekiler krizin ciddiyetini kavramış gibi göründüğü için başarıya ulaşma şansı daha yüksek olabilir.

Atılacak adımlar ciddi olsalar da, Türk şirketlerinin 12 ay içinde borç batağından nasıl çıkacağı konusunda henüz açıklama yok. Alınacak önlemlerin Türkiye’nin borç ödeme kabiliyetine nasıl etki yapacağı belli değil.

2019 yılında yaşanacak kaçınılmaz duraklama borçlu şirketlerin kazançlılığını azaltabilir. Ayrıca Türkiye’nin IMF’den yardım isteme ihtimali hala yüksek. Bu olursa bile, IMF vereceği yardım karşısında daha da fazla kemer sıkma politikası talep edecektir ve Erdoğan’ın yeni pozisyonu alınacak yeni önlemlere verilecek tepkiye karşı sağlam durabilmesini sağlayacaktır.

Yeni sistem Türk devletini yaşanmakta olan kriz gibi konularla baş etme konusunda daha etkin hale getirse de, bilgi, özgürlük, ifade ve tartışma özgürlüğü gibi demokratik özgürlükler de son derece önemli. Bu özgürlükler uzmanların ve diğerlerinin istikrar programındaki eksiklikleri ve yanlışları görmesini sağlar. Ayrıca muhalefet partileri ve bağımsız uzmanlar da önerilerini ve endişelerini hükümete iletebilirler.

Bu özgürlüklerin sağlanması, ekonomik ve mali sistemleri şeffaflaştıracağı için uluslararası ve yurtiçi yatırımcılara güven verecektir.

Son olarak da, yürütme kolunun benzeri görülmemiş güçleri, yeterli çevreden danışmanlık ve geri dönüş olmadan, krizi daha da kötü duruma sokacak verimsiz politikalara da yol açabilir.  Türkiye’nin içinde bulunduğu durumda bir kişinin kişisel görüşlerine veya daha önce denenmemiş yöntemlere yer ve zaman yok. Aksine, bağımsız fikirli ve ekonomi konusunda tecrübeli ve kalifiye uzmanlara, hangi partiye yakın olurlarsa olsunlar, düzenli olarak başvurmak gerekiyor.

Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz