Zülfikar Doğan
Kas 06 2019

Erdoğan’ın 2020 Programı: Tasarruf, yatırım, ertelenmiş tüketim artışıyla yüzde 5 büyüme hayali!

Eski hükümet sisteminde Türkiye’nin en eski ve köklü ekonomi kurumu Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) hazırladığı “Yıllık Program”, yeni yönetim sistemine geçiş sonrası, geçen yıl oluşturulan Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı’nca (CSBB), Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla 4 Kasım’da Resmi Gazete’de yayınlandı.

1960’ta kurulan DPT, Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde önce lağvedilerek yeni kurulan Kalkınma Bakanlığı bünyesinde eritildi. Ardından Cumhurbaşkanlığı yönetim modeline geçildiğinde, Kalkınma Bakanlığı da ortadan kalkınca, yarım asrı aşan geçmişe ve ekonomik bilgi birikimine sahip kurum tümüyle buharlaştı. Türkiye’nin en nitelikli, eğitimli, büyük bölümü uluslararası çapta bilgi ve birikime sahip uzmanlarını bünyesinde toplayan DPT yok olunca, devletin, Türkiye’nin “ekonomik hafızası” da yok oldu. 

Son dönemde açıklanan Yeni Ekonomi Programları’nda (YEP) gözlenen iç çelişkiler, hedeflerdeki tutarsızlıklar, çözüm önerilerindeki yüzeysellik ve kopukluklarda, yitirilen ekonomik hafızanın rolü büyük. Nitekim 4 Kasım’da yayınlanan 403 sayfalık “2020 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı” da baştan sona tutarsızlıklarla dolu.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın 30 Eylül’de açıkladığı 2020-2022 dönemi orta vadeli YEP’te, önümüzdeki üç yıl boyunca üst üste yüzde 5 büyüme hızının hedeflenmesi üzerine, bunun nasıl gerçekleşeceği sorusu tartışılmaya başlandı.  İç talep ve tüketimde, yatırımlardaki “eksi” göstergelerin, üç çeyrekten bu yana kesintisiz devam eden “eksi büyümeden”, bir anda nasıl beş misli pozitif büyümeye dönüşeceği, merak konusuydu.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan, parti genel başkanı olarak katıldığı AKP meclis grup toplantısında bu konudaki değerlendirmelerini şöyle dile getirdi:

“Bakın şimdi, bu sistemi değiştirince, Merkez Bankası başkanını görevden alma yetkisini aldık. Ve böylece önceki Merkez Bankası başkanını görevden aldık. Çünkü laf dinlemiyor adam. Ve yeni arkadaşımızla yola devam ettik. Ve dedik ki bak böyle böyle faiz oranlarını düşüreceğiz. Enflasyon da böylece tek haneye düştü. Cari dengemiz tarihimizde ilk defa 5 milyar dolar civarında fazla verir hâle geldi. Biz bu cari denge meselesini, en az terörle mücadele kadar kritik bir beka meselesi olarak görüyoruz. Onun için de bu konudaki kararlı duruşumuzu sonuna kadar sürdüreceğiz. Son dönemde yaşadığımız tüm sıkıntılara rağmen, gerek kamu borç oranında, gerek toplam borcun millî gelire oranında, gerekse diğer borç kategorilerinin tamamında gelişmiş ülkelerden bile çok iyi durumdayız”

Erdoğan “faiz tüm kötülüklerin anasıdır” tezinin doğrulandığını yukarıdaki sözlerle savunurken, talimatla üç ayda 10 puan indirilerek yüzde 24’ten 14’e inen faizlere, baz etkisiyle iki ayda yüzde 8,5’a düşürülen enflasyona rağmen, bankaların verdiği krediler azalıyor, batık krediler hızla artıyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) verilerine göre, toplam krediler geçen yıla göre yüzde 2,1 oranında geriledi. Türkiye ekonomisinin ve üretiminin omurgasını oluşturan Küçük ve Orta Boy İşletmeler’in (KOBİ) kullandığı kredilerdeki düşüş ise yüzde 8,5’u buldu.

Buna karşılık, takipteki, yani geri ödenmeyen batık kredilerin oranı katlanarak artıyor. Geçen yıl Eylül sonu itibarıyla BDDK’nın yüzde 3,2 olarak açıkladığı takipteki kredilerin oranı, bu yıl yüzde 5 düzeyine, KOBİ kredilerinde ise yüzde 9,2’ye yükseldi. Türkiye’nin önde gelen köklü kuruluşları peş peşe iflas ya da konkordatoya gidiyor. 

Kredi borçlarını ödeyemeyen dev şirketler banka kapılarında “borç yapılandırma” kuyruğunda. Bunlara son olarak Erdoğan’ın en yakınındaki beş müteahhidin oluşturduğu İstanbul Havaalanı inşaatının ve 25 yıl işletilmesinin üstlenicisi İGA A.Ş (İstanbul Grand Airport) eklendi. İGA kamu ve özel bankalardan aldığı 5 milyar Euro (32 milyar TL) krediyi yapılandırmak üzere, alacaklı bankalarla müzakere için Londra merkezli Dome Group’u yetkilendirdi.

Yani faiz düştü ama ne kredi alıp yatırım yapmak, işletmesini büyütmek, üretimini artırmak isteyen var ne de yeni kredi vermek isteyen banka! Kredi alanlar da geri ödeyemedikleri borçlarını yapılandırma, ileriye yayma derdinde. 

Kaldı ki, Ekim’de yıllık yüzde 8,55 olan enflasyonun tek hanede kalacağına iktidarın kendisi de inanmadığı için, yılsonu hedefini yüzde 12,6 olarak öngördü. IMF ve Dünya Bankası’nın enflasyon tahminleri ise yüzde 15’e kadar çıkıyor.

Erdoğan hükümeti, yılsonunda çift haneli enflasyon beklentisine rağmen, IMF’nin önerisiyle artık maaş artışlarını “gerçekleşen değil hedeflenen enflasyona göre yapma” kararı aldı. Bu doğrultuda 2020’de milyonlarca memura yüzde 4, işçilere yüzde 8 maaş zammı yapılacak. Buna karşılık yıllık program ve bütçede, her yıl enflasyona endeksli olarak artırılan vergi ve harçlarla, kamu alacakları için uygulanan yeniden değerleme oranının alt sınırı ise yüzde 22,58 olarak açıklandı. Diğer deyişle iktidara göre çalışanların enflasyonu yüzde 4, devletin enflasyon hesabı yüzde 23!

Şimdi asıl çelişki ve tutarsızlığa gelecek olursak, Cumhurbaşkanlığı 2020 yıllık programında yüzde 5 büyüme hedefinin nasıl tutturulacağına ilişkin olarak şu senaryo yer alıyor:

“2020 yılında yüzde 5 olması hedeflenen GSYH büyümesinin, ertelenmiş tüketim ve yatırımların devreye girmesiyle, özellikle yurt içi talep kaynaklı olması öngörülmektedir.2020 yılında bir önceki yıla göre özel kesim tüketim harcamalarında yüzde 4,9, kamu kesimi tüketim harcamalarında ise yüzde 3 artış olacağı öngörülmektedir. 

Özel kesim sabit sermaye yatırımlarının yüzde 12,1 artacağı, kamu kesimi sabit sermaye yatırımlarının ise yüzde 14 azalacağı tahmin edilmektedir. Böylece, toplam sabit sermaye yatırım harcamalarının yüzde 9,3 artması öngörülmektedir. 2020 yılı GSYH büyümesine; özel tüketim harcamalarının 3,1 puan, özel kesim sabit sermaye yatırım harcamalarının ise 2,8 puan katkı yapması beklenmektedir. Bu doğrultuda özel tasarrufların yüzde 0,6 artarak yüzde 28’e, özel yatırımların yüzde 25,3’e yükselmesi beklenmektedir”

Yani maaşı yüzde 4 artacak olan milyonlarca memur, işçi, emekli, ücretli (işsiz olduğu için harcayacak geliri olmayan yaklaşık 5 milyon, geniş tanımıyla 8 milyon işsize rağmen) bu gelir artışıyla, 2020’de bu yıl erteledikleri tüketim harcamalarını yüzde 5 artıracak! Ayrıca gelirleri yüzde 4 artsa bile “hem harcamalarını artırıp hem de kısıp” tasarruflarını yüzde 28’e yükseltecekler. Mevcut kredisini bile ödeyemeyen ya da yeni yatırım için yeni kredi arayışında olmayan özel sektör ise  birdenbire coşarak, yatırımlarını artırıp yüzde 25,3’e çıkartacak! 

Her dönem büyümede en etkili unsur olan kamunun tüketim ve yatırım harcamaları ise alabildiğine kısılacak, devlet küçülecek. Kamu kuruluşları yatırımlarını ancak “dış kaynak” bularak yapacak. Dolayısıyla Türkiye 2020’de, gariban ücretlilerin erteledikleri tüketim harcamalarındaki artışla önce ekonomik canlanmayı yakalayacak. Ardından yine garibanların artmayan gelirlerinden artıracakları tasarruflarından oluşacak dev kaynaklar, düşük faizli ucuz krediye dönüşecek. Artan tasarruflardan elde edilen bu kredilerin oluk oluk akmasıyla da özel sektörün yatırım patlaması devreye girecek. Sonunda yüzde 5 büyüme sağlanacak.

Anlaşılan, eski Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın başında olduğu CSBB, yazdığı yıllık programdaki büyüme, refah ve yatırım senaryosunun bu şekilde gerçekleşeceğine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da inandırmış. Erdoğan da altına imzasını attığı bu programı herkes görsün, okusun, inansın diye Resmi Gazete’ye göndermiş.  

Tabii 2020’de yatırım patlaması yapması hedeflenen özel sektörün varlıkları ve yükümlülükleri ile ilgili olarak yıllık programda yer verilen rakamlar, aynı zamanda programı kendi içinde tekzip ederken, hesaplardaki çelişkinin derinliğini, tutarsızlığını da gösteriyor. 

Programdaki tabloya göre, finansal kesim dışındaki firmaların, yani yatırımlarını yüzde 25 artırmaları hayal edilen özel sektör şirketlerinin varlıkları toplamı 120,4 milyar dolar iken, yükümlülüklerinin toplamı 304,4 milyar dolar. Çarklarını döndürebilmeleri, ayakta kalabilmeleri için aradaki 184 milyar dolarlık açığı finanse edecek yeni kredi bulmak, buldukları kredilerle önce eski krediyi kapatıp, sonra da yola devam edebilmek için tekrar yeni kredi bulmak zorundalar. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu program ve hayali büyüme senaryosuna ikna edenler, üç ay sonra senaryo çöküp, hedefler iflas ettiğinde Erdoğan’a hangi bahaneyi sunacaklar? Muhtemelen ‘dış güçlerin atakları’ ve 18’inci yılına giren AKP iktidarında ‘ekonomiyi iyi yönetemeyen muhalefetin (!), 40-50 yıl önce yaptıkları’ sarılacakları bahaneler olacak.   

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.