Mark Bentley
Ara 10 2017

Erdoğan'ın bir planı var mı?

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidara gelmesinin üstünden 15 yıl geçti. Ve görünen o ki yönetimi ekonomi konusundaki fikirlerini tüketti.

Geçtiğimiz Mayıs ayında, Cumhurbaşkanlığı yetkilerini arttıran referandumdan ucu ucuna zaferle çıkmasının ardından partisinin yeniden başına geçen Erdoğan ekonomiyi canlandıracak reform vaadinde bulundu.

Erdoğan, partisinin iktidara geldiği ilk günlerdeki gibi, programın amaçları doğrultusunda bakanların altı aylık hedefleri mutlaka yerine getirmelerini sağlayacağını söyledi.

Üzerinden yedi ay geçmesine rağmen program hala gerçekleşmedi.

Ali Babacan'ın Dışişleri Bakanı olmak için Hazine'yi bıraktığı 2007 yılından beri – bu da Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasına denk geliyor, Türkiye'nin gelişen ekonomik reform dönemi gittikçe yerini boş retoriklere ve popülizme bıraktı.

2008 mali krizinin öncesinde ve sonrasında yükselen piyasaya akan paranın yarattığı etkiden cesaret alan Erdoğan hükümeti 2002'den beri uygulanan reformları geri çekti, ki bunlar Merkez Bankası'nın bağımsızlığı, bütçe dışı harcamalar ve devlet ihlaleleri için bilhassa önemliydi.

Bunların yerine hükümet ilgisini nakit ve büyüme yaratan altyapı projelerine ve yeni ihracat pazarlarına çevirdi. 2011'de Erdoğan ve bakanların ekonomik büyümenin Çin'i bile geride bırakmasını kutluyordu.

Pazartesi günü, hükümetin istatistik ofisi büyük ihtimalle 2011'deki gelişmelere benzer şekilde, üçüncü çeyrekteki ekonomik büyümenin çift haneli rakamlara ulaştığını açıklayacak. Erdoğan şimdiden bu rakamların, hükümetinin ekonomik başarısı olarak övünmeye başladı.

Ama bugün, Türkiye kendisini 2002'den ya da mali krizin ardından gelen o zor günlerden çok farklı bir yerde buldu. Yatırımcı güvenini sağlayacak bir saik yok.

Bunun yerine Merkez Bankası'nın bağımsızlığı tehlikeye atıldı. Geçtiğimiz yılki başarısız darbenin ardından getirilen Olağanüstü Hal sermaye girişini engelliyor. Yatırımcılarsa Erdoğan'ın gittikçe artan otoriteryen davranışlarından endişeleniyor.

Birleşik Devletler ve Avrupa Birliği ile yaşanan siyasi gerilim ülkenin itibarını zedeliyor. Ve önemli ölçüde yavaşlayan ekonomik büyüme, ekonomideki güven ile değil, devlet garantisili devasa kredi düzeni ve hükümet destekli inşaat projeleriyle sağlanıyor.

2002'de, Erdoğan'ın selefi olan Başbakan Bülent Ecevit ile onun Ekonomi Bakanı olan eski Dünya Bankası direktörü Kemal Derviş tarafından hazırlanan ekonomik program zaten temettü ödemelerini sağlıyordu. Erdoğan'ın seçim zaferiyle Türkiye sonunda görünüşte reformcu ve programı gerçekleşmesini sağlayacak bir çoğunluk hükümetine sahip oldu.

2002 seçimlerindeki zaferleri sayesinde, bankacılıktan bütçeye, özelleştirmeden Merkez Bankası politikalarına kapsamlı tedbirler bir istikrar ve büyüme dönemini müjdeliyordu, ki Erdoğan ve hükümeti de 2008 mali krizine kadar giderek azalan bir güvenle de olsa bu tedbirleri uyguladı.

Artık itibarını kaybetmiş olan Zafer Çağlayan'ın gelişi ve 2007'de Sanayi ve Ticaret Bakanı, 2011'de Ekonomi Bakanı olarak atanması, Türkiye'nin yapısal reformdan popülist ve bazen de yozlaşmış bir ekonomiye geçişinin başlangıcı oldu.

ABD savcılarının on milyonlarca dolarlık rüşvetler alarak İran'a yönelik yaptırımları delen bir düzenin üstünü kapamakla suçladığı Çağlayan, hemen 2009'a kadar Ekonomi Bakanlığı yapan ve hükümetin ekonomi konusunda baş sözcüsü olan Mehmet Şimşek'in pozisyonunu zorlamaya başladı.

Eski Merrill Lynch ekonomisti olan ve selefi Kemal Unakıtan'ın bir yolsuzluk skandalına karışmasının ardından 2009'da yerine geçen Şimşek, Maliye Bakanı iken, Çağlayan da Ekonomi Bakanı oldu ve 2013'teki yolsuzluk iddialarının ardından istifaya zorlanmasına kadar bu görevde kaldı.

Her ne kadar Babacan 2009'da Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak geri dönsede, sürgündeki İslamcı imam Fethullah Gülen ile ilişkisi olduğu hakkındaki dedikodular nedeniyle prestiji 2015'teki ayrılışından beri oldukça azalmıştı.

Bu sırada artık Başbakan Yardımıcısı olmuş olan Şimşek, sıklıkla konuşsa da anlamlı herhangi bir ekonomik reformun hayat geçmesi konusunda başarısız oldu.

Erdoğan'ın en son ekonomik programının çok az detayını biliyoruz. Bu hafta İstanbul'daki bir mali konferansta konuşan Şimşek bazı ip uçları verdi.

Hükümetin, bu yılın en kötü performans gösteren en büyük para birimi olan lira üzerindeki baskıyı hafifletmek amacıyla yatırımları artırmak ve firmaların dış borçlanmasını sınırlamak için KDV sistemini revize edeceğini söyledi. Ancak yatırımcılar hala habersiz.

Ayrıca Şimşek'in öngördüğü tedbirlerin kısmi olup olmadığı ya da Erdoğan'ın Mayıs ayında vaat ettiği kapsamlı reform paketinin bir parçası olup olmayacağı belli değil.

Güney Afrika'daki durum Ankara'daki hükümetin bir saniye durup düşünmesini sağlamalı.

Türkiye gibi Güney Afrika da, cari açık, siyasi istikrarsızlık ve yolsuzlukla nedeniyle yatırımcıların uzak durduğu yükselen bir ekonomi.

Temmuz ayında Cape Town'daki hükümet yeni ekonomik programını açıkladı. Ancak yatırımcılar konusunda başarısız oldu. Hükümetin planlarını yorumlayan Fitch, açıklanan birçok tedbirin daha önce de duyurulduğunu belirtti.

Maden sahipliğindeki değişiklikler ve inşa edilmesi planlanan 77 milyar dolarlık nükleer santral gibi planların hükümetin popülizme kayışını gösterdiği konusunda uyarıda bulundu.

Ekim ayında Güney Afrika'nın Başkan Yardımcısı Cyril Ramaphose, hükümetin, yatırımcıları tavlayacak bir ekonomik programa ihtiyacı olduğunu söyledi. Ramaphose, siyasi istikrarsızlık, yolsuzluk ve düşük ekonomik büyüme nedeniyle ülkenin bir “yatırımcı grevi” ile karşı karşıya olduğunu söyledi.

Türkiye hükümeti de ülkenin yeni kurulan egemen servet fonunun ekonomik planlarda merkezi bir rol oynayacağını söyledi. Ancak fon, Körfez'deki benzer kuruluşlardan farklı olarak, petrol ya da gazdan gelen nakitle desteklenmiyor.

Bunun yerine varlıkları hükümetin devletin sahip olduğu şirketlerdeki çıkarlarını tehlikeye atıyor.

Bu varlık arasında, yakında İran'a yöneli ABD yaptırımlarını ihlal ettiği için milyarlarca dolarlık bir cezayla karşılaşabilecek olan Halkbank da var. Fonun, hükümetin istekleri doğrultusunda işlemek yerine uluslararası yatırımcılardan nakit borçlanması gerekiyor.

Varlıkları arasında Halkbank varken nakit toplayabileceği de belli değil.