Can Teoman
Ağu 25 2019

Faiz düştü ama kredi alan-alabilen yok

AKP iktidarının bürokratik baskı ve kamu bankalarını kullanarak başlattığı bir ekonomik canlanma hamlesi daha hüsranla sonuçlanmak üzere. Merkez Bankası’nın 25 Temmuz’da yaptığı faiz indiriminin ardından kamu bankaları yoluyla kredi faizlerini maliyetin altına indirerek iç pazarı canlandırmayı amaçlayan ekonomi yönetimi, yine istediği hedefe ulaşamamış gözüküyor.

Merkez Bankası ve BDDK verilerinden yapılan hesaplamalara göre ekonomiyi canlandırmak için yapılan politika değişikliğinin üzerinden yaklaşık bir ay geçerken, ortalama kredi faiz oranlarında hızlı bir düşüş yaşandı. Ancak bu düşüş kredi kullanım rakamlarına yansımadı ve toplam kredi sağlanamadı.

Faiz oranlarını ekonomiyi ve özellikle de inşaat sektörünü büyütecek seviyelere indirmeyi amaçlayan Erdoğan yönetimi, geçen yıl Ağustos ayında yaşanan felaketin ardından bu yılın ilk çeyreğinde de bir faiz indirim operasyonu yapmıştı. Ancak kamu bankalarının dağıttığı ucuz krediler ve özel bankalara telkin yoluyla yapılan zorlamalara karşın bu manevra da Mart ayı içinde çökerken, faiz oranları ve döviz kurları yeniden tırmanışa geçti.

Bu olayların ardından bir süre sessiz kalmayı tercih eden Türk iktidarı Temmuz ayında yeniden harekete geçti ve Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya, ‘faizleri indirmediği’ gerekçesiyle bir hafta sonu kararıyla tartışmalı şekilde görevinden alındı.

Yerine getirilen Murat Uysal, 25 Temmuz’da 4.25 puanlık, piyasaların beklentisinin üzerinde, faiz indirimi yaparken para politikalarının bundan sonra enflasyonu olduğu kadar büyümeyi de önceleyeceği mesajını verdi. Mesaj, yüzde 19.75’e düşürülen Merkez Bankası faiz oranlarının daha da gerileyeceği beklentisini artırdı.

Merkez Bankası’nın indirim adımının ardından kamu bankaları dereye sokulurken, üç devlet bankası Ziraat, Halk ve Vakıfbank yılın ilk üç ayında da benzerleri görüldüğü üzere başta konut ve ticari krediler olmak üzere faiz oranlarında yıllık sekiz puanı bulan indirimlere yöneldi.

Özel bankalar bu trende uymayınca ekonomi yönetimi geçen ay yasalaştırdığı mevduat munzam karşılıkları düzenlemesine paralel olarak kredilerini büyüten bankalara ödül, büyütmeyenlere ceza niteliğindeki düzenlemeleri devreye soktu. Bu yolla piyasalara hükümetin yıllık yüzde 10-20 arasında bir kredi artışı istediği mesajı gönderildi.

Öte yandan AKP’nin hem siyasi gerekçeler hem de bütçedeki vergi gelirlerindeki aşırı düşüşün zorlamasıyla krediler yoluyla canlandırmak istediği ekonomi için alınan kararların etkili olup olmadığı hâlâ tartışmalı bir noktada.

Merkez Bankası’nın faiz indiriminin üzerinden geçen bir aya rağmen kredi büyümesi hâlâ artıya dönmedi. BDDK rakamlarına göre Merkez Bankası’nın faiz indirimi sırasında 1 trilyon 512 milyar TL olan TL cinsi krediler 20 Ağustos’ta 1 trilyon 508 milyar TL’ye geriledi. Yaşanan 4 milyar TL’lik kredi küçülmesinde en çok konut kredisi ve ticari krediler gibi alanlardaki daralma etkili olurken, bu alanlardaki zayıf seyir Hükümet’in ekonomiyi canlandırma planları için kritik engel oluşturuyor.

Buna karşın kredilerdeki küçülmeye rağmen kredi faizlerindeki gerileme kâğıt üzerinde de olsa sürüyor. Merkez Bankası’nın kullandırılan son kredilerin faizlerini baz alarak açıkladığı ortalama verilere göre, bankacılık sektöründe yıllık faiz oranı konutta yüzde 12.95, ticari kredilerde ise yüzde 15.85’e düşmüş durumda. Hükümetin de özellikle önem verdiği konut kredilerinde faizlerinde ortalama oran Eylül 2017, ticari kredilerde ise Aralık 2017’den sonraki en düşük seviyeler görülmüş durumda.

En son bu kadar düşük faiz oranlarının görüldüğü 2017’nin dördüncü çeyreğinde krediler ve ona bağlı olarak talep ile ekonomik büyüme sürerken, ülkede konut satışları rekor seviyelerdeydi. Ancak bu kez aynı durumdan bahsedilmiyor.

Bir bankacı faiz düşüşüne rağmen kredilerde neden artış yaşanmadığı sorusuna şu cevabı veriyor:

“Kredi iki yönü olan bir süreç. Biz banka olarak kredi faizlerini düşürmüş ve vermeye istekli olabiliriz. Ancak nihayetinde krediyi alacak olanlar var. Onlar yeterli talep göstermezse faizin düşmesinin anlamı olmuyor.”

Aynı bankacı kredi talebinin düşüklüğünü ise tüketici güvenindeki düşüş, dolardaki artış beklentisi, ekonomideki zayıflık nedeniyle özel sektörün yatırım yapmadaki isteksizliği olarak sıralıyor. Bankacı talep zayıflığı konusunda bir diğer etkeni de şu sözlerle açıklıyor:

Aslında bir bütün olarak ‘kredi talebi yok’ demek de doğru değil. Başvurular arttı. Ancak kredi kullandırılacak sağlamlıktaki müşteri sayısında büyük bir erozyon var. Son bir yılda firmaların çoğu mali açıdan yıprandı. Firmalardan gelen kredi talebi yatırım ya da işi büyütmek için değil, işletme sermayesi amaçlı. Yani bize ‘paramız bitti battık, siz verirseniz işi döndürmeye çalışacağız’ tarzından tekliflerle geliyorlar. Keza bireysel anlamda müşterilerin önemli bir bölümünde ödeme zayıflamaları var. Her ay 200 bine yakın kişi kredi kartı ya da bireysel kredileri ödemediği için iflas aşamasına giriyor.”

Emekli bir bankacı ise bankacılık sektöründe kredi sorunun çözülememesini şu sözlerle değerlendiriyor:

“Şimdi düşen faizler ve Merkez Bankası’nın karşılık teşvikinden sonra kredi vermek bankalar açısından cazip görülebilir. Fakat karşınızda krediyi geri ödeme kapasitesi çok zayıf bir müşteri kitlesi varsa ne yapabilirsiniz? Krediyi batırmak sonuçta hiçbir teşvikin karşılayamayacağı zararların ortaya çıkması demek.”

Diğer taraftan bankaların kredi koşullarını sıkılaştırmasında geçtiğimiz dönemde verilen borçların tahsilinde yaşanan sıkıntılar da önemli bir etkiye sahip. Türkiye’de kredilerin yüzde 80’inden fazlasını dağıtan 10 büyük bankanın rakamları sorunlu krediler olarak adlandırılan donuk ve yakın izlemedeki alacakların, Mart-Haziran-2019 arasındaki ikinci çeyrekte yüzde 6.5’a yakın bir büyüme kaydettiğini gösterdi. Bu artış kredilerdeki büyümenin üç katına ulaşırken, bankaların kısıtlı kaynak bulma olanakları düşünüldüğünde sektörde likidite sorununa neden oluyor. Bu da elbette düşük faiz oranlarından kredi dağıtırken bankaların artık çok daha seçici ve sıkılaşan koşullar uygulamasına neden olan bir gelişme.


© Ahval Türkçe

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.