Fed faiz de indirdi ama Türkiye’de büyüme şimdi duraksamaya doğru…

Zor bir hafta geride kaldı. Savaşın, ölümlerin olduğu yerde kuru kuru açıklanan veriler üzerinden ekonomi yazmak kolay bir iş değil. Ancak, Türkiye’yi yönetenler açısından ekonomik gidişatın kötülüğü öyle politik tercihlerle sonuçlanıyor ki, dön dolaş günü anlamlandırmanın yolu yine ekonomi hakkında kafa yormaktan geçiyor.

Açıklanan ekonomik veriler Türkiye ekonomisinde büyümenin yeni yıla 2020 adına beklenenin üzerinde bir performansla girildiğini gösteriyor.  2019 son çeyrekte Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) mevsim ve takvim etkisinden arındırılmış seride üçüncü çeyreğe göre yüzde 1,9; 2018’in son çeyreğine göre ise yüzde 6 büyüdü. Böylece 2019 yılında büyüme yüzde 0,9 olarak gerçekleşirken, Yeni Ekonomi Programı (YEP) hedefi olan yüzde 0,5’in de üzerine çıkmış oldu. 

2018 kur krizinin etkileri kısmen de olsa silindi; Türkiye ekonomisi 2020’nin içlerine doğru resesyondan çıkmış bir şekilde yelken açtı. Ancak, ekonominin büyümeye kuvvetle dönüşü AKP hükümeti adına gücünü perçinleyici etki yaratmaktan uzak kaldı. O zaman da büyümenin dinamiklerine ve sürdürülebilirliğine biraz daha yakından bakmakta fayda var.

Ekonomik krizlerin nedenleri kadar, krizlerden çıkışlarda seçilen reçetelerin de maliyetleri oluyor elbette. 

2001 krizinde IMF programı ile kamu maliyesi gerçek yapısal dönüşümler yoluyla disipline edilmiş, sert ekonomik daralmanın ardından yüksek ve uzun soluklu bir büyüme dönemine girilmişti.

Bu süreç 2008 yılının sonlarına kadar devam etti. Hatta bu dönemin kazanımları sayesinde Türkiye 2009-2013 yılları arasını da dünya ekonomisinde yaşanan tüm zorluklara rağmen sağ salim atlatabildi. 

Tabi bu son bahsi geçen dönemde AKP’nin ekonomi yönetiminde kapıldığı rehavet sürekli değişimin göz ardı edilmesine yol açınca, 2013’te Fed’in ilk faiz artış sinyali ekonomide çalkantılı dönemin de başlangıcı olarak tarihe geçti.

2013-2018 döneminde, birikimli hataların sonucu olarak yaşanan 2018 kur krizinin ardından neredeyse 16 ay boyunca ekonomi yönetimi tarafından tutulan yol sonundaysa bugün Türkiye ekonomisi yeniden büyüme patikasına geri dönmüş durumda. 

Ancak, bu dönüşe eşlik eden bir yapısal değişim programı olmadığından, büyüme yüzde 6 seviyesindeyken dahi işsizlik derdine çare olamamış, bütçe açığını GSMH’nin iki katına çıkarmış ve tabi enflasyonu çift hanelere de mıhlamış durumda.

Keza, yapılan agresif faiz indirimleri ve kamu harcamaları sonucunda yüzde 6 büyümenin kökünde özel tüketimin 3,8 yüzde puan ile yaptığı katkı bulunuyor.  Özel tüketimin bu denli artışının körükleyicisi de düşen faizler eşliğinde artan hatta artırılan banka kredileri.  

Ekonomik büyümeye ağırlık verilip de diğer ekonomik göstergelerde bozulmalar yaşandıkça oluşan güven sorunu ortamında büyümenin asıl dinamosu, sürdürülebilirliğin kilidi yatırım harcamaları açısından büyümeye katkı yok; hatta son çeyrek 2019 itibarıyla 0,2 yüzde puan negatif katkısı var.

Çokça bahsi geçen, Türk Lirası'nın kur krizi sonrası değer kaybının uluslararası piyasalarda “yaratacağı rekabet gücü” ise verilerden yola çıkarak bakınca tam bir boş hikaye. Rakamlarla konuşursak, 2019 son çeyrekte net dış ticaret büyümeyi sertçe aşağı yönde baskılamış durumda. İhracatın katkısı sadece 1,4 yüzde puan ve ithalatın katkısı da eksi 7,9 yüzde puan olunca “net dış ticaret” büyümeden son çeyrek 2019’da 6,5 yüzde puan silmiş bulunuyor.

Demek ki, Türkiye ekonomisinin 2019 boyunca 2018 kur krizini atlatırken elde ettiği büyüme performansı sağlıklı değil. Yatırımlar ve net dış ticaret hep büyümeyi aşağıya çeken faktörler arasında. O zaman Fed’in parasal gevşemesine güvenerek ve bu güvenle aşırı faiz indirimi yolunu seçen AKP Hükümeti açısından tehlike devam etmekte.  2019 son çeyrekte aşırı faiz indirimleriyle risk alarak yaratılan ekonomik büyüme sürdürülebilir değil; 2020’nin ilk aylarına kadar sarkmış ve daha bir süre daha devam edecek olsa da.

Beklenmedik bir küresel ekonomik şok yaratan koronavirüs, AKP Hükümeti'nin İdlib ve buna bağlı mülteci politikası ise elle tutulur ekonomik riskler olarak karşımızda. Fakat enflasyon çift haneye geçen kış geri döndüğünde, durması gerekirken faiz indirmeye devam eden merkez bankası negatif reel faiz sunma riskini alarak çoktan böylesi risklere karşı Türk Lirası'nı savunmasız bırakmış durumda. İşte tam da bu nedenle sürdürülebilirliği tartışmalı olan, kırılgan yapılı ekonomik büyüme yeniden risk altında.

Mart başı itibarıyla, gelen ithalat detayları bizlere yatırımlarda da toparlanmanın başladığını anlatıyor. Bunu da ithalat artış hızının keskinliğinden zaten teyit edebiliyoruz. Ocak ve Şubat aylarına ait PMI verileri de ekonomik canlanmanın boyutu hakkında fikir verebilmekte. 

Hatta yüzde 11,1 seviyesine varan çekirdek enflasyonda ve yüzde 12,4’e çıkan manşet tüketici fiyatları enflasyonunda yaşanan artışlar; cari dengenin sıfırdan Aralık’tan itibaren hızla eksiye dönüşü hep Türkiye adına büyüme döneminin yan etkileri olarak karşımızda yeniden. Kısaca, en azından 2020 ilk yarı boyunca Türkiye ekonomisi büyümeye devam edecek gibi.

Ancak sonrası şimdilik meçhul. Ekonomi yönetiminin yüzde 5 ve üzeri büyüme hedefine ulaşması bugünden bakınca zora girmiş duruyor.  Koronavirüs küresel ekonomik büyümeyi baskılarken, Fed faiz indirimi hatta olası indirimleri ekonomik büyümeden çok finansal piyasalarda varlık fiyatlarını etkileyecek. 

Merkez bankamız negatif reel faiz verirken, sermaye akışlarından Türkiye’nin kapacağı pay azalacak. Türk Lirası'ndaki değer kaybı Fed faiz indirimlerine rağmen kalıcı olacak ve tabi savaşın getirdiği gerin ortam tüketim talebini olumsuz etkileyecek. Şu resim içinde yıla yine yüzde 6 civarı büyümeye devam eder görüntü içindeki Türkiye ekonomisi ilerleyen çeyreklerde giderek ivme kaybedecek. Kamunun harcama alanı artan bütçe açığına paralel daraldıkça ve yeni faiz indirimleri için alan enflasyon ve liranın değeri nedeniyle kalmadıkça, ekonomiye 2019’da verilen destek türü bir destek 2020’de gelemeyecek. Suriye politikasına bağlı olarak 2020 son çeyrekte eksi büyüme bile mümkün.

Öyleyse, yüzde 3,5 üzeri büyüme için 2020 ikinci yarıda artık gerçekten akıllı politikaların devreye girmesi gerekecek.  


© Ahval Türkçe

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir 

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.