Fırtına gelirken artık 'Merkez Bankası çıpası' bile kalmadı - Erdal Sağlam

Bir süre önce Hürriyet'teki yazılarına son veren ve gazete ile yollarını ayıran ekonomist Erdal Sağlam, ilk bağımsız yazısını Medium'da yayımladı.

S-400'ler üzerinden Türkiye ekonomisindeki gelişmeleri irdeleyen Sağlam, ülke ekonomisinin tutunduğu tüm çıpaların bir bir ortadan kalktığını belirtti:

ABD’den, S-400 füze alımıyla birlikte gelmesi beklenen yaptırımlar konusunda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hafta sonunda genel yayın müdürlerine yaptığı açıklamalar birkaç açıdan dikkat çekiciydi. Böylesine bir toplantıya gerek görülmesi her şeyden önce, ne kadar tersi söylense de, yaptırımların geleceği konusundaki beklentilerin yüksek olduğunu gösteriyordu.

Bir başka açıdan bakıldığında ise yaptırımların geleceğine inanılmadığı söylenerek, S-400 alımı konusunda ısrar edileceği kesinlik kazanıyordu. Bunun yaratacağı sonuçlar için medyadan tam destek istenirken, ileride oluşabilecek sıkıntıların halka anlatılması için şimdiden yardım beklendiği çok açık.

ABD’den ise, Trump’ın son G-20 toplantısında yaptığı ılımlı konuşmaların tersine, “Önümüzdeki hafta sonunda yaptırımların açıklanabileceği” konusunda haberler geliyor. Önümüzdeki hafta ABD’den gelecek ilgili heyetin temasları sonrasında, yaptırımlar konusunda ciddi açıklamalar gelebileceği konuşuluyor. Dışarıdaki yorumlar Trump’ın, istese bile, Türkiye’ye yaptırım açıklanmasını engelleyemeyeceği yönünde.

Türkiye’nin yaptırımlar konusunda umut bağladığı unsurlardan birini ise Trump’ın, yaptırımlar açıklansa bile uygulamaya konulmasını bekleteceği, Türkiye’ye zaman kazandıracağı beklentisi oluşturuyor.

Piyasaların havası

Piyasalar açısından bakıldığında ise; FED’le ilgili devam eden faiz artırım indirim beklentisi ile birlikte oluşan iyimser havanın sürdüğü söylenebilir. Böylesine iyimser bir hava içinde piyasaların S-400 krizinin etkileri konusunda da şimdiye kadar iyimser yönde kalmayı tercih ettikleri, Trump’ın G-20 sırasındaki ılımlı açıklamalarını olumlu satın aldıkları görülüyor.

Bütün bu gelişmeler olurken, seçim sonrasında ekonominin yeniden dengeye kavuşturulması adına atılan tek somut adımın zamlar olduğu söylenebilir. Ağır ekonomik tablonun artık kavranmaya başlandığını gösteren işaretler var. Buna rağmen gerekli radikal adımların atılmasından çekinildiği açık. Örneğin İstanbul yaklaşımı düzenlemesinde olduğu gibi, yeni bir kaynak yaratmadan sadece kredi yeniden yapılandırılmasını hukuki çerçeveye oturtarak çözüme ulaşmanın mümkün olmadığını, bu düzenlemeyi isteyen bankacılar da görüyorlar.

Dolayısıyla piyasalar henüz satın almasa bile, ekonomik istikrara kavuşulması adına gerekli kapsayıcılıkta, ciddi bir paket umudunu görmüyor, bu nedenle de ileriye dönük tedirginliklerini koruyorlar. Gelişmiş ülkelerdeki faiz artırımlarının kısa dönem için sıcak para girişini olumlu etkileyeceğini düşünerek günlük hareket etseler de, bu iyimser ortamın, dışarısı ne kadar olumlu seyretse de, içeride önemli adımlar atılmadan sürmeyeceğinin de bilincindeler.

Bir süredir mevcut ekonomi yönetiminden istikrar adına artık önemli bir beklenti kalmadığını söyleyebiliriz. Bunun üzerine Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınması karamsarlığın artmasına neden oldu. Bu da yetmedi, görevden alınmanın hemen ardından “Faizleri indirmeye razı olmadığı için görevden alındığı” en yetkili ağızdan, açık açık ve sık sık dile getirildi. Konuştuğum bir bankacı oluşan güvensizlik ortamını, “Tamam Başkan görevden alındı ama ardından her gün faiz nedeniyle alındığını konuşmasalar bu kadar karamsarlık oluşmazdı” biçiminde özetledi.

Elde kalan tek çıpa

Türkiye ekonomisinin en parlak dönemlerini, AKP iktidarının ilk yıllarında oluşturulan IMF çıpası, AB çıpası gibi önemli temel dayanaklara tutunarak geçirdiği çok açık. Bütün bu önemli çıpalar hem içeride, hem de yurt dışından kaynak sağlayan kesimlerde önemli bir güven sağlamış, örnek gösterilen “Türkiye hikayesi” böyle oluşmuştu. Özellikle 2011–2013 döneminden sonra ise tüm bu çıpalar kayboldu, piyasalar da buna bağlı olarak dalgalı seyre girdiler.

Böylesine güçlü çıpaların kaybolduğu bir iklimde piyasalar, “Merkez Bankası çıpası” adını vererek, “yine de gerekenin yapılacağına” inançlarını korumaya çalıştılar. Merkez Bankası yönetiminin uzun süredir siyasi iktidarın etkisinde kaldığı, özellikle faiz kararlarında politikacılardan etkilenerek karar verdiği biliniyordu. Buna karşılık piyasalarda, Merkez Bankası yönetiminin gerekeni yapamasa da durumun farkında olduğu, “Arkadan dolanarak da olsa, piyasalara güven veren parasal disiplin adımlarını devam ettirdiği” inancı hakimdi. İşte son görevden alma kararı ve ertesindeki faiz söylemleri, şimdi bu çıpanın da artık kalmadığına ilişkin ciddi bir şüphe oluşturdu.

Bu şüphenin haklı olup olmadığını görmek için, piyasaların yine de, Temmuz ayı Para Politikası Kurulu toplantısını beklediğini biliyoruz. Bu toplantıda, piyasada konuşulduğu gibi, 4 puan ve üzerinde faiz indirimi yapılması halinde, artık şüpheleri gerçek olacak, bu çıpanın da kaybolduğuna kesin olarak inanacaklar.

Önümüzdeki hafta yaptırım fırtınasının başlayıp başlamayacağını bilemiyoruz. Bence bu fırtına önümüzdeki hafta başlamasa bile kısa zamanda esmeye başlayacak, doruk noktasına ulaşması için ise biraz daha beklenmesi gerekecek. Merkez Bankası yönetiminin bu fırtınayı nasıl algılayacağı, piyasalara güven vermek için ne tür çabalar içinde olacağını da göreceğiz.

Piyasalar hala, “şimdilik şüpheyle yetinmek” isteseler de, bence durum açık; fırtına olsa da olmasa da, faiz konusunda tehlikeli, pervasız politik adımları atmaya razı olabilecek bir yönetim istenmeseydi, eski Başkan değiştirilmezdi.

ABD’den gelecek S-400 yaptırımlarının neden olacağı fırtınaya, “çıpasız kalan bir gemide” yakalanacağız. Piyasaların, güçlü olmasa bile yine de, çıpa olarak kabul ettiği Merkez Bankası’nın bağımsızlığına vurulan son darbenin asıl etkisi, belli ki fırtına sırasında yaşanacak.

Özetle; hepimizin içinde bulunduğu gemi artık çıpasız ve fırtınanın yaklaştığını çıplak gözle bile görebiliyoruz. Hepimize kolay gelsin.

Bu yazı Erdal Sağlam'ın Medium'daki paylaşımından alınmıştır