Hazine Erdoğan'ın istediği şirketlere ortak olacak, müfettişleri ise damadı atayacak

Yeni yönetim sistemine geçişle birlikte geçen yıl Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yayınlanan 1 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinde defalarca yapılan değişikliklere, 7 Ağustos’ta yayınlanan 43 sayılı kararname ile bir yenisi daha eklendi.

Erdoğan’ın yayınladığı son kararname ile de damadı Berat Albayrak’ın başında olduğu Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yeni yetkiler, görevler verilirken, bakanlığın önemli bazı birimleri kapatıldı, yeni birimler oluşturuldu. Ayrıca Albayrak’a Maliye ve Hazine bünyesindeki asırlık denetim ve teftiş kurullarına doğrudan ve sınavsız başmüfettiş, müfettiş atama yetkisi verildi.

Yeni kararnamedeki en çok dikkat çeken düzenleme, Cumhurbaşkanının tek başına alacağı kararla, Hazine’ye “yurt için ve yurt dışındaki şirketlere iştirak ve ortaklık” görevinin verilmesi. 

Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yönetim kurulu başkanı, damadı Berat Albayrak’ın ise yönetim kurulu başkanvekili olduğu Türkiye Varlık Fonu’na da (TVF) yurt içi ve dışındaki şirketlere iştirak ederek ortak olma, hisse satın alma vb. yetkileri verilmiş durumda. O nedenle şimdi Hazine’ye de benzer bir görev verilmesi tartışmalara yol açtı. Şirketlere iştirak konusunda inisiyatifin tek başına Erdoğan’a verilmesi tartışmaları daha da büyüttü.

Bir yanda kamu kuruluşları, devletin taşınır-taşınmaz mal varlıkları, Hazine’ye, bütçeye gelir sağlamak için satılırken, diğer yandan hazinenin borçlanarak bulduğu kaynaklarla içerde ve dışarıda özel şirketlere iştirak etmesini öngören bu düzenleme; “Kimler kurtarılacak, kimlerin borcu, batık şirketleri hazineye yıkılacak?” sorularına yol açtı.

Son olarak, TVF bünyesindeki en kârlı kamu kuruluşlarından, şans oyunları ve piyango tekeli Milli Piyango’nun işletme hakkı, 10 yıllığına Erdoğan’a yakın işadamlarından Yıldırım Demirören’e ait Demirören Holding’e satıldı. 15 Temmuz 2016’daki darbe teşebbüsünün hemen ardından,  o dönemde Binali Yıldırım Başbakanlığındaki AKP hükümetinin çıkarttığı yasayla kurulan TVF’nin alacağı kararlar, kullandığı kaynaklar, yaptığı harcamalar Sayıştay ve TBMM’nin denetimine tabi değil. Ayrıca TVF’nin düzenlediği ihaleler de Kamu İhale Yasası’ndan muaf.

Dolayısıyla Erdoğan’ın elinin altında denetimsiz şekilde kullanıp yönetebileceği, milyarlarca dolarlık kamu varlığını bünyesinde toplayan TVF varken, Hazine’ye de yurt içi ve yurt dışı şirketlere ortaklık, sermaye aktarma, hissedar olma görevi verilmesinin ardındaki amaç sorgulanıyor. İktidara ve Erdoğan’a yakın zor durumdaki şirketlerin, grupların, holdinglerin kurtarılacağı, hazineden kaynak aktarılarak devletin bu şirketlere ortak edileceği vb. iddiaları öne sürülüyor.

Hazine ve Maliye Bakanlığı bu iddialar üzerine yaptığı açıklamada düzenlemenin “şirket kurtarma” amaçlı olmadığını savunarak, daha önce çıkartılan 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yeni yönetim sisteminin uyumlu hale getirilmesinin amaçlandığını öne sürdü.

Bakanlığın açıklamasında; “Hazine ve Maliye Bakanlığınca geçmişten bu yana görev ve yetki olarak yürütülen bir konunun, 233 sayılı KHK dışındaki uygulamalar bakımından açıklığa kavuşturulması ve Cumhurbaşkanlığı Yönetim Sistemiyle birlikte görev tanımına işlenmesinden ibarettir.” denildi.

Ancak 1984 yılında Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) ve İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) ile ilgili olarak Anavatan Partisi (ANAP) döneminde çıkartılan 233 sayılı KHK’nin, 35 yıl sonra Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin gerekçesi olarak sunulması, hiç de gerçekçi ve inandırıcı değil. 1984’teki KHK’de yer alan KİT ve İDT’lerin yüzde 90’ından fazlası bugün özelleştirilmiş, satılmış, kapatılmış ya da faaliyetine son verilmiş durumda.  233 saylı KHK’da yer alan onlarca kamu bankasından bugüne kalanlar sadece Ziraat, Halkbank, Vakıfbank, Türk Eximbank.  

Yine 1984 KHK’sindeki Sigara ve Alkollü İçki Üreten Tekel, Türk Telekom, Etibank, Sümerbank, Şekerbank, Denizbank, Türkiye Çimento Fabrikaları, Türkiye Şeker Fabrikaları, Gübre Fabrikaları, Yem Fabrikaları, Et ve Balık Kurumu, Süt Endüstrisi Kurumu, barajlar, santrallar, TÜPRAŞ, PETKİM, Erdemir, İsdemir vb. onlarca kamu şirketi satıldı, özelleşti.

Günümüzde, Cumhurbaşkanının Hazineye iştirak, ortaklık, hissedarlık talimatı vereceği kamu işletmesi ya da şirketi neredeyse kalmadı. O nedenle, yeni kararnamede Hazineye verilen yurt içi-yurt dışı şirketlere iştirak görevinin, iktidara yakın bazı şirketlere ya da yurt dışında kurulacak-kurdurulacak şirketlere sermaye ve kaynak transferi için kullanılması görünen en yüksek ihtimal.

Türkiye’nin önde gelen akademisyenleri, eski deneyimli bürokratları, Mahfi Eğilmez, Faik Öztrak gibi eski Hazine Müsteşarları, aralarında İYİ Parti milletvekili ve eski Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’ın da yer aldığı bankacı, finansçılar, İbrahim Turan gibi eski İstanbul Menkul Kıymetler Borsası başkanları da bu düşüncede. Erdoğan’ın imzaladığı düzenlemenin “yandaş şirketleri besleme, kurtarma, kaynak aktarıp ayağa kaldırma, hazine garantili kamu-özel işbirliği (KÖİ) projelerini üstlenen, ancak dardaki kimi müteahhitlere hazineyi ortak edip, kredi borçlarını devlete yıkma vb.” amaçlı olduğu görüşünde.

Ayrıca yeni kararda Hazine’nin içeride ve dışarıdaki şirketlere iştirakinin hangi tutara, yüzde kaç hisseye kadar olacağı belirsiz. Bununla ilgili herhangi bir kriter ya da kural yok.

Diğer yandan Erdoğan’ın yayınladığı KHK ile Hazine ve Maliye Bakanlığı teşkilatının asırlara uzanan kurumsal yapısı, mevcut birimleri “sil baştan” yapılan düzenlemelerle değiştirilerek alt üst ediliyor.

Yeni kurulan “Kamu Sermayeli Kuruluş ve İşletmeler Genel Müdürlüğü” KİT ve Hazine’nin iştirak ettiği şirketlerle ilgili olarak Hazine pay sahipliğinin gerektirdiği her türlü işlemi yapmakla görevlendiriliyor.

Bunun yanı sıra yeni oluşturulan Dış Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü, altyapı projelerinin yerli ve yabancı özel sektör katılımı ile gerçekleştirilmesi için garantiler vermek, farklı finansman alternatifleri oluşturmak, kamu-özel iş birliği (KÖİ) projelerinde hazinenin borç üstlenim taahhütleriyle ilgili işlemleri yürütmekle görevli.

Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı (MASAK), suç gelirlerinin aklanması yanında terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla da görev yapacak şekilde yeniden yetkilendiriliyor. MASAK, bu amaçla veri toplayacak, şüpheli işlem bildirimlerini ve ihbarları analiz edecek, istihbarat üretecek. Yeni düzenlemeyle MASAK’ta istihbarat ve güvenlik birimlerinden, Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan (MİT) yetkililer de görev alacak.

Kararnamede “kritik birimlerde siyasi kadrolaşma” için de önemli bir adım atılıyor. Maliye Bakanlığı’nın Maliye Teftiş Kurulu, Hazine Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu vb. kurumsal gelenekleri, kriterleri olan asırlık denetim ve teftiş kurullarına, sadece “Bakan onayı” ile halen mevcut kadrolarının yüzde 50’sine kadar yeni müfettiş atama imkânı getiriliyor. 

Buna göre, Hazine ve Maliye Bakanlığı’nda vergi başmüfettişi, vergi müfettişi ve yeterlik sınavında başarı göstermiş olmak kaydıyla vergi müfettiş yardımcısı kadrolarında bulunanlardan “Bakan tarafından uygun görülenler” üç ay içinde hazine ve maliye başmüfettişi, hazine ve maliye müfettişi kadrolarına sınavsız olarak doğrudan atanabilecek. 

Cumhurbaşkanlığı kararında yer alan “durumları uygun görülenler” ifadesi liyakati dışladığı gibi, her türlü yoruma da açık. Oldukça ağır sınavlar, mülakatlar, en az üç yıllık yardımcılık ve eğitim süresi sonunda, “yeterlilik” sınavını geçmek koşuluyla gerçekleşen Maliye, Hazine Teftiş Kurullarına müfettiş olarak atanma süreci, yeni düzenlemeyle artık Bakan Albayrak’ın iki dudağı arasında. 

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’a siyasi tercihleri doğrultusunda, üç ay boyunca söz konusu teftiş kurullarındaki mevcut müfettiş sayısının yüzde 50’sine kadar başmüfettiş, müfettiş atama yetkisi veriliyor. Diğer deyişle teftiş ve denetim kurullarında dejenerasyon, biat ve partizanlığın, iktidara bağlı siyasi kadrolaşmanın, kilit önemdeki stratejik denetim kurullarının siyasi iktidar kontrolüne alınıp, politize edilmesinin yolu açılıyor.

Yürürlüğe konulan bu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle, devletin kurumsal yapısı içindeki mazisi  Osmanlı’dan bu yana yüz yıllara varan Maliye ve Hazine, temellerinden sarsılıyor. Merkez Bankası’nda yapıldığı gibi, Maliye ve Hazine’nin köklü birimleri ortadan kaldırılıp, kurulları, kuralları, kurumsal hafızası yok edilerek, tek kişinin siyasi tercihleri doğrultusunda yeniden şekillendiriliyor.

Özellikle Hazine’ye Cumhurbaşkanı talimatıyla yurt içi-yurt dışı şirketlere iştirak görevinin verilmesi, en kritik, stratejik teftiş kurullarına doğrudan bakan onayı ile müfettiş atama yolunun açılması, kurumsal çöküşü daha da hızlandıracaktır.

 


© Ahval Türkçe

 

Bu makale yazarın görüşlerini yansıtır. Ahval’in yayın politikası ve editoryal bakış açısı ile her zaman uyumlu olmak zorunda değildir.
Bu blok bozuk ya da eksik. Eksik içeriğe sahip olabilir ya da orijinal modülü etkinleştirmeniz gerekebilir.